ay-yildiz-bayrak

Teşkilatı Mahsusa, Osmanlı devletinden günümüze kadar uzanan bir çok hikayenin esin kaynağıdır. Bir çok yabancı istihbarat teşkilatı, halen daha Teşkilatı Mahsusa’nın yapısını çözebilmiş değil. Üstelik onca teknolojik aletleri ve para desteği olan bir çok yabancı istihbarat örgütü, Teşkilat-ı Mahsusa tarafından elde edilen başarıların yakınından bile geçememiştir. Öyle ki, İngilizlere esir düşen Kuşçubaşı’nın söylediği o sözlerin gerçekliğini yaşayanların çok iyi bildiği cümle şöyleydi; sizin başınıza öyle bir çorap ördüm ki, 100 yıl sonra bile kurtulamayacaksınız. 100 yıllık sorun ise elbette ki İRA isimli İrlanda Kurtuluş Ordusu’dur.  Tabi bizim toplum olarak en kötü olduğumuz durum ise (hepimizin de kabul edeceği gibi) geçmişteki başarılarımızdan övünmek ve övünürken bile tüketmek. Yani eski hikayeleri ısıtıp ısıtıp önümüze getirmekte üstümüze kimsecikler yok. Fatih’in torunuyuz diyenler atam Fatih gibi en azından Latince biliyorlar mı?  Yada, Fatih gibi düşünebiliyorlar mı? Yoksa sadece kuru söylemler ve aşırı sevgi ile yüklü bir halde mi?  Barbaros Hayrettin’in haritalarına bir yenisi eklendi mi? Bu varyasyonları çoğaltabiliriz elbette ama derdim can yakmak yada kamçı etkisi oluşturmak değil.

Şimdi sizlere Teşkilat-ı Mahsusa’nın yeni nesil yiğitlerinden bahsedeceğim. Teşkilat-ı Mahsusa’yı gizemli ve eşsiz kılan özelliği nedir bilir misiniz? Teşkilat mensupları gönül yolu ile iletişim kurup Kızıl Elma’nın gerçek manasını bilen insanlardan oluşur. Teknolojinin muazzam gelişimi karşısında gönüller ile iletişime geçebilenler, günün koşullarına çabuk adapte olarak teknolojiyi de iyi tahlil ederler. Hal böyle olunca milenyum çocukları olarak bilinen nesillerin Teşkilat-ı Mahsusa’sı oldukça sıra dışı olaylara maruz kalıyor . Dedesi kedi babası mehmet efendi olarak bilinen İlker Efendi,  ailesinin bile çok geç fark ettiği bazı üstün yeteneklere sahipti. Bu özelliklerden biri sürekli fikir üretebilmesiydi. Günümüzde iş geliştirme faaliyetlerinde bulunan bir firmada çalışan İlker efendinin meşrebinde melametlik olduğu için onunla gönül bağı kuramayanlar bu melametliği pek iyi bilmekte ve bu duruma göre davranmaktadırlar. Bilgisayar ile henüz çocuk yaşta tanışan İlker , herkesin milli yerli diye piyasaya sürdüğü yazılım ve donanımların ulusal güvenliği tehdit eden boyutlara ulaşmasına sessiz kalmamış ve konuyu milli güvenlik kuruluna kadar taşımıştı.

Milli güvenlik kurulu üyelerinin danıştığı bir çok kişinin PDY mensubu olduğu anlaşılmış ve İlker efendinin bugüne dek hazırladığı tüm raporların gerçekliği de kabul görmüştü. Kendisine gelen danışmanlık ve kurum yöneticiliği tekliflerini tek tek red eden İlker’in gözünün yükseklerde olduğunu düşünenlerin sayısı giderek artmaktaydı. Oysa bir paşa ile yaptığı görüşmede; -söyle bakalım evlat hangi kurumun başına geçmek istersin sorusuna, – ben hiç bir kurumun başına geçmek istemiyorum. Tek istediğim, bilişim ile alakalı kurum yöneticilerini belirlemek ve denetlemektir. diyerek herkesin şaşkın bakışları arasında Teşkilat-ı Mahsusanın Siber Güvenlik departmanının kuruluş tuğlalarını bir bir yerlerine yerleştiriyordu…

Paşa, bu delikanlının neye ihtiyacı varsa karşılayın der demez Türkmen beyi araya girerek, ne gerekirse biz temin edeceğiz demişti. Paşa, nerede olmak istediğine o karar verecek dediğinde İlker efendinin cevabı Türkmen beyleri için bir onur olmuştu. Paşam benim yerim Türkmen beyimin yanıdır. Siz merak buyurmayınız, bilgiden başka bir şeye ihtiyacım yok ve evelAllah, ilmin kapısında nöbet tutan bilge nesiller olarak pek bir sıkıntımız yoktur. Tam paşanın yanından ayrılırken paşanın son cümlesi İlker efendinin zihnine kazınmıştı;

Evlat, sakın umutsuzluğa kapılma! KOZMİK odaya girilmedi. Devlet aklı bu hainler ile alay etti. Her ne koşulda olursan ol, karamsarlığa kapılma. “Yalnız değilsin”. Paşanın derin bir ses tonu ile dile getirdiği son cümlenin yankısını belki de bir ömür boyu hissedecek olan İlker, üzerinde bulunan yükün farkında olmadan Ankara’da bulunan yeni çalışma ofisine doğru yola koyuldu.

Hangi kurumun hangi departmanı ile görüşülmesi gerekiyorsa derhal bilgi verilip randevü alınıyordu. İlker’in görüşmelerde kullandığı kartviziti Typer Bilgi Güvenliği isimli firmaya aitti ve proje müdürü olarak ünvan taşıyordu.  Amerikan markası TTP isimli veri kaybı önleme platformunun Türkiye distribitörlüğü olan Typer’ın bu güne dek görmediği seviyede kamu kurumları ile randevüler alınıyordu.  İlker, işlerin içine girdikçe yeni yeni insanlar ile tanışıyor ve ilginç diyaloglara şahitlik ediyordu. Proje müdürlüğünü yaptığı programın hem donanım hemde yazılım tarafı vardı ve İlker sahibi İsrailli bir yahudi olan Uti’nin dikkatini çekmeyi başarmıştı. Üst üste gelen demo taleplerinden önce, 100 kullanıcı için 100.000$ a sattığı program sonrası hem Typer hemde TTP yöneticilerinin gözlerinin içi gülüyordu.  İlker, hassas verilerin sınıflandırdıktan sonra bu hassas verilerin kurum dışına çıkmalarını önlemek adına satılan ürünün tam anlamıyla kendi kontrolünde olmaması sebebi ile bazı kritik öneme haiz kurumlara satışını yapmak istemiyordu.  Aynı zamanda ISO standartlarının yanı sıra SMMI diye bilinen NATO standartlarına göre kurgulanan bilişim altyapısı yüzünden kullanılması zorunlu olan DLP çözümü için yerli bir çözüm de henüz yoktu. Reverse Engineerring tekniklerini MIT de katıldığı eğitimlerden dolayı çok iyi bilen İlker, yerli bir DLP çözümü geliştirmek için acele etmemesi gerektiğini de çok iyi biliyordu. Hatta, Ankara’da bulunduğu sırada yaptığı bir görüşme esnasında, 2000 li yılların başında yaşanan ekonomik krize sebep olan manüplasyonu yapan ve Vatikan adına çalışan şahıs, İlker’in stratejilerini algılayıp kendisini şu cümlelerle uyarmıştı; Bak İlker efendi, Türkiyenin yolları dağlıktır. Bu yüzden araç seçimine dikkat et ve bindiğin lamborjini yerine 4*4 bir araç seçmelisin” Aslında İlker’in Lamborjinisi yoktu ve bu uyarı bol miktarda mecazı mürsel içeriyordu. İlker mesajı almıştı. Bu yüzden mevcut sistemdeki açıkları tek tek belirlerken bir yandan da olası Dijital Ambargo sonrası yaşanabilecek felaket için dijital önlemlerini not ediyordu.

Distribitörlüğün tek yetkilisi olan İlker, kamu kurumlarında çalışan ve emekli olmadan önce son bir vole vurmaya çalışan bilgi işlem müdürlerinin dikkatini çekmişti. İlker’in Emniyet başta olmak üzere bir çok kritik öneme haiz kuruma TTP satmak istememesi gayet normaldi. Ancak tüm distribütörlük yetkilerini bize vermelisin, yoksa sana burada satış yaptırmaz ve hatta çok güvendiğin distribitörlüğünü elinden alırız diyen hiç kimseye de pabuç bırakmayacak olan yine İlker’di. Öyle ya, zamanın efsanesi Kuşçubaşı Eşref’in yeryüzündeki gölgesi olmak hiçte kolay değildi. İlker Ankarada görüşmelere devam ederken Typer’ın İstanbul da bulunan merkezine giden ve devlet biziz, biz istemezsek yaprak kımıldamaz diyen 5 kişilik ekip İlker’den çok daha sert kayaya yani Ersin’e çarpmıştı. Bu devlet personellerini şoke etmişti. Sürekli devlet biziz diyen ekibe- sizin gibi bir bayi düşünmüyoruz. Geldiğiniz için teşekkürler diyen Ersin ile İlker’in arasındaki hakikat içerikli bağ, milyonlarca dolardan çok daha kıymetliydi. Ayrıca Ersin, ego yüklü insanlardan nefret ederdi. İstanbul’dan aradığını bulamayan ve devlet memurluğuna aykırı hareket eden bu ekip İlker ile Ankara’da bulunan bir restoranda bir araya gelirler. Herşeyden haberi olan İlker, evet beyler üzüm yiyelim ve bağcıyı dövmeyelim. Sizinle çalışmak istiyorum ve bu isteğin asıl sebebi, bir gün yine bir masada toplanacağız ve ben ne dersem onu yapacaksınız! dediğinde içlerinden Gümrük Bakanlığına bağlı olan şahıs İlker’in cümlesini tekrar edip kahkaha attı. Diğer ekip üyelerinin ne dedi ne ne dedi? demesi üzerine , baksanıza ya! adam kalkmış bize ne diyor diyerek alay etmeye çalışsalar da, İlker hiç istifini bozmadan konuşmasını tamamlayıp masadan kalkmıştı. Bu masadan kalkıp giden İlker’in arkasindan deli olduğunu hatta şizofren herhalde bu çocuk diyorlardı. Ancak, vazifeyi ihmale sürükleyen merhamet vatana ihanettir sözünün gerçekliğini iyi bilen İlker ve ekibi 3 kuruş için onurlarını satmadan yeni nesillerin hakikat ile geliştirmeler yapabilmesi için paralel bilişimcileri tek tek tespit ederek raporluyordu. Bu hainler sayesinde, kişiler değişse bile five eyes a hizmet eden sistemler çalışmaya devam ediyordu…

 

 

Ha asker olmuşuz ha komutan diyen efsane komutanın yolundan gidenlere selam olsun…

 

Devam edecek….

 

(Yukarıdaki isim ve olaylar kurgudur)

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Tags : dijital ambargodijital turanKızıl elmaKuşçubaşı eşrefSiber güvenlik komutanlığızenci musa
admin

The author admin

Leave a Response