Öte Evren

Bilgi GüvenliğiCyber SecurityDijital DönüşümMetaverseÖte EvrenSiber istihbaratYapay Zeka

Sığınmacı Geçici, Verisi Kalıcı

cyberpunk-2077-afterlife

Son yazdığım yazıyı okuyan bazı büyüklerimizin beni yapay zekayı iktidar kılmak için çabalayan küreselcilerin sözcüsü olmakla itham etmeleri sonrası üzülmedim dersem pek gerçekçi olmaz. Onlara laf yetiştirmek ve memleketimizin geldiği içler acısı durumun müsebbibi olmakla veya müsebbibi olanlara boyun eğdiklerini dile getirip suçlamak yerine “kalemine, zekana, ilmine kuvvet” diyenlerin dualarına layık olmaya çalışmak en iyisi diyerek klavyemin başına geçtim.

Bugün sizlere özellikle sayısından daha çok her geçen gün artan etkileri ve neredeyse ülkemizde azınlık durumuna düşen Türk milletinin sabrını zorlayan yabancılar, kaçaklar, para karşılığı vatandaşlık alanlar veya geçici sığınmacıların aslında nasıl bir siber güvenlik kıskacı altında olduklarından bihaber olduklarını anlatmaya çalışacağım.

Her şeyden evvel insanca yaşayan her kim varsa selam olsun ve Arap’ın kültürünü din diye itelemeye çalışan, Araplar için aslında hiç var olmayan akademik çalışmaların varlığını iddia ederken aslında kendi iç dünyasındaki arzularını bir milletin sinir uçlarıyla oynamak için kullanan devletten maaş alanlara ne üzülüyor ne de acıyorum diyebilirim. Çünkü onlar vazifelerini yaparak fitne ve fesat peşindeler. Bizler de ilmin kapısında öyle ya da böyle nöbete devam ediyoruz.

Olağanüstü bir durumda milleti sokağa çağırarak sorunları gidermek sanırım düşünülmesi gereken en son fikir olmalı. Hatta en basit bir sokak kavgasına bile kim müdahil olmak ister? Kanunen bir kavgaya karışmak ne gibi sorun ya da sorumluluk üstlenilmesini gerektirir? Yaralanmalı bir kazaya kaç kez müdahil olabildiniz mesela? Ya da Hiçbir ilkyardım bilginiz yoksa bir kazazedeye veya yaralıya müdahale etmek sizce mantıklı mı? Bu tip sorulara devlet mekanizması çok evvelden çözümler üretmiş olacak ki, görüldüğü üzere ülkemizde dünyaya örnek olan kamu kurum ve kuruluşları ile onurlu, haysiyetli ve şerefli kurum mensupları ile emniyet, sağlık, eğitim, istihbarat gibi daha birçok başlıkta tüm sorunlara rağmen dimdik ayaktayız.

Elbette her kurum ve kuruluşta olduğu gibi çürük elmalar çürüklüklerinin hakkını veren haysiyetsiz ve şerefsiz halleriyle biz buradayız diyorlar. Hatta belki de son zamanların en fazla çürük elma hasadı çağımızda bir hastalık gibi etrafımızda dolanıyor. Ancak tüm bu çürüklere rağmen güvenlik, sağlık ve eğitim gibi başlıklarda zerre tereddüt etmeden canını ortaya koyan yiğitlerin başarılarını da hepimiz gayet iyi biliyoruz.

Özellikle MİT destekli dış operasyonların başarısının sırrı teknolojik birikimde saklı. Aynı başarıyı ülkemizde eğitimden, sağlığa kadar özellikle çocuklara dokunabilen her alanda görmeyi herkes ister ama maalesef siyasal iklim uzun yıllardır teknolojinin adını sayıklamaktan öteye geçilmesine müsaade etmiyor. Ancak siyasilerin güç devşirmek için bulaşamadıkları, bulaştıklarında cin çarpmışa döndükleri tek alan Teknoloji destekli istihbarat diyebiliriz. Çünkü günümüzde birçok siyasetçinin teknolojinin nimetlerinden en fazla iyi bir kullanıcı düzeyinde faydalanabildiklerini gözler önüne seriyor. Daha da kötüsü birinin desteği olmadan teknoloji kullanamıyorlar. Bu durum da daha yolda bir başına yürüyemeyenlerin 100 metre koşusunda olimpiyatlarda ülkeyi temsil etmesine eş değer saçmalıktır. Kısacası siyasi aktörlerin etki-yetki dahilinde sahip olduklarını sandıkları teknolojik parametrelerin tamamı onlar için büyük olsa da teknolojiyi geliştirebilenler için minicik bir adım bile sayılmaz. Bana inanmayan BTK’nın siyaseten almaya çalıştığı yetkilere rağmen ülkede yaşanan siber saldırı türlerinin hangilerine ne derece müdahil olabildiklerine baksın derim. Hatta TİB’in kaçaklarıyla, günümüzde varlığını kripto olarak sürdüren sürüngenlerin yüzüne bakmak bile olup biteni anlamak için yeterli olabilir.

Tabi teknolojik bilgi birikiminin sırrı da hakikatle sır saklamayı bilenlerin becerisiyle mümkün. Yani iddia edildiği gibi yapay zeka her şeyi yönetecek, insanlar köle edilecek gibi bir durum yok. Ama insanların zekâları yapay hale getirilip hiçbir teknolojik ekipman kullanılmadan her şeyin ve birçoklarının yönetildiği de inkar edilemeyen bir gerçek. Şayet bu son cümle doğru olmasaydı sümüklü zibidilerle fotoğrafı olanlara bırakın mevki makam verilmesini bilakis tek kişilik hücrede sümüklünün fotoğrafı ile baş başa bir hayat temin edilebilirdi.

Evet asıl konumuz olan siyasilerin desteği ile kanunlara aykırı bir şekilde ve ülkemizde adeta sessiz istilaya dönüşen yabancıların olası bir karışıklıkta nasıl tespit edilip ne gibi aksiyonlar alınabilir diye soralım.

Vatandaşların sürekli altını çizdiği “whatsapp gruplarıyla çok çabuk organize olarak kalabalıklaşabiliyorlar” şikâyeti sanırım herkesin malumu. Bizim bakkala bile mahalledeki yerli ve yabancı oranını sorduğumda “yarı yarıya” yanıtı almak pek şaşırtıcı gelmiyor. “İyi de kardeşim bu memleketin polisi var, savcısı var olur da olağanüstü bir durum olursa gereği yapılır. Sana ne?” diyen varsa hemen yanıt verip devam edeyim. -ulan omurgasız namussuz? Sen 15 Temmuz’un yıldönümünde tatil yapasın diye şehit olmadı benim polisim, askerim ve vatandaşım. Sen Arapların sessiz istilasına kapı aralayasın, ülkedeki gençlerin umutlarını silip atasın, kendi çevrene usulsüz ve liyakatsiz atamalar yapasın diye şehit olmadı Ömer Halisdemir. Hem “sıkıştım, yetişin devlet elden gidiyor, inin sokağa” denildiğinde Türk milletinden destek isterken emniyet güçlerine destek verilirken “sana ne” demediniz de şimdi mi diyeceksiniz? Ne derseniz deyin “Canınız Cehenneme” diyerek aslında devletin ilgili ve sorumlu organlarının özellikle yabancıların kolaylıkla uçtan uca şifreleme teknolojili mesajlaşma uygulamaları ile gerektiğinde bir araya gelebildiklerinden bihaber olmadığını herkes gayet iyi biliyor.

Ancak mesajlaşmaların içeriği anlık olarak takip ediliyor mu? Siyasi iklimin birçok suça göz yumduğu ya da suç saymadığı hatta inancımız bir dediği yabancılara kol kanat gerdiği bir ortamda ilgili kurumlar bu denetimleri yeteri kadar iyi yapabilir mi? Gibi daha nice deli soru akıllarda olabilir. Ancak burada da devreye insana dayalı hata ve kusurları tespit edip önleyebilen Yapay Zeka destekli teknolojiler giriyor.

Öncelikle uçtan uca şifreleme ile hiç kimsenin okuyamaz ya da erişemez dediği whatsapp her ne kadar “biz verilerinizi saklamıyoruz” dese bile o mesajlaşmalardaki görseller, videolar, sesler ve yazışma metinleri bile whatsapp tarafından saklanıyor. Buna da NSA destekli PRISM projesinin bir parçası olduğu için devlet destek veriyor. Tamam tüm bunlar da akademik çalışmalarda olsa bile inkar ediliyor biliyoruz. O halde sevgili okuyucu lütfen önce bir yakınına mesaj at whatsapp den. Kısa bir süre sonra da o mesajı hem kendinden hem de karşı taraftan sil. Şimdide bilgisayar üzerinden “whatsapp webi” aç. Bak bakalım o sildiğin mesaj ilk defa web üzerinden eriştiğin mesajların arasında var mı? Bu sayede verilerin sunucularda saklı kalıp kalmadığını anlayabiirsiniz.

Bir de İsrail merkezli bir şirket olan NSO’nun Pegasus ismiyle bilinen whatsapp gibi uçtan uca mesajlaşmaları okuyabilen programı var. Bu programın müşterileri arasında devletlerin olduğu da biliniyor. Ayrıca pek kimsenin bilmediği İspanyalı bir firmanın da mesajlaşmaları okuyabilmenin ötesinde özellikleri bulunan bir program daha var. Aslında böyle iddialı programlar çok ama önemli olan boyutu değil, işlevi!  Ömür Çelikdönmez’in yazılarında “istihbaratın başbuğu” olarak nitelendirdiği MİT’in görünen yüzü başkanın, Türk istihbaratında sinyal istihbaratına verdiği önem gereği siber güvenlik için yaptığı insan ve teknoloji yatırımı hepimizin malumuyken ve özellikle MİT destekli nokta atışlı yurt dışı operasyonlarda teknolojinin bağımsızlığı sorgulanamazken acaba yurt içinde de MİT’in teknolojik kabiliyeti kullanılıyor mudur? Benzer bir yeteneğe sahip olmak isteyen kurumlar var mıdır? Gibi sorular da merak konusu. FETÖ/PDY ve PKK/KCK özelinde gizli haberleşme yöntemlerinin deşifresine MİT’in faaliyet raporunda yer verildiğini belirtmekte fayda var. Bu gizli haberleşme özel olarak geliştirilen ByLock benzeri uygulamalar olabildiği gibi herhangi bir oyun sunucusu veya whatsapp ile türevleri de olabilir.

Zaten iç güvenlik başlığında MİT’in Emniyet ve Jandarma birimleriyle koordineli çalıştığı ve birçok başarıya ulaştığı sır değil. Ancak özellikle FETÖ gibi yapıların da tüm bu birimlerin içerisinden temizlenme gayreti de halen devam ediyor. Bu nedenle olası bir karışıklıkta kripto unsurların 15 Temmuz benzeri bir ortama sebep olarak özellikle Suriyeli geçici misafirlerin kullanılabilir aparat halinde bekletilmesi söz konusu olabilir mi?

 

Netice itibariyle ister yerli ister yabancı olsun sinyal istihbaratı önleyici hizmetler kapsamında devletin haysiyetli ve şerefli kadrolarınca yapay zekâ destekli olarak suçları tespit ve gerektiğinde uygulamaya geçmek adına kullanılıyor.

Bu durumu da en iyi bilenler yine o geçici misafirler. Yani Türk devletinin işi gücü yok da bizi mi takip ediyorlar diyenlerin aslında aldıkları nefesin sayısını bilen bir devletin geçici misafirleri olduklarını iyi biliyorlar. Bilmeyen ahmaklar da sosyal medya hesaplarından yaptıkları suç içerikli paylaşımlar sonrası siber devriyelere tosladıklarında gerçeği kavramış oluyorlar.

Evet belki de dünyaca ünlü mesajlaşma uygulamaları ve sosyal mecraların insanları takip ettiği veya istihbarat amaçlı izledikleri tamamen bir hayal, masal ve sıradan bir film senaryosu diyebilirsiniz. Ya da şah damarından daha yakın olan hakikatin varlığını da inkâr ederek aslında şah damarına yerleştirdiğiniz bir çiple kullarını anlık izleyen bir tanrı olduğunuzu da sanabilirsiniz. Bence kimse ne kendini dev aynasında görsün ne de cüce sanmasın. Kadim Türk devleti yeri geldiğinde kendi evlatlarını test ortamı gibi kullanır gözünün yaşına bakmaz ama vazifesini eksiksiz yükler, yeri gelir bir öpücükle tüm dünyayı takip eden yapay zekayı lehine işletir. Emin olun kendini devletin kozmik odasına girdiğini zannedip tüm verileri elde ettiğini sananların hatta veri akışında onay memuru olduğunu sananların binlerce yıllık kadim Türk devletinin bugünkü yapay zekâ destekli istihbaratı ile var olmadığını gayet iyi biliyorlar.

Tabi bir de yakın zaman önce “Yüzyılın istihbarat darbesi” başlığıyla New York Times’da 80 sayfanın üzerinde bir makale yayınlanmıştı. Bilişim ve siber diplomatların eksikliği nedeniyle pek dikkate alınmayan ama Türkiye’nin de etkilenen ülkeler arasında yer aldığı skandal belki bugün önemli olarak algılanmadı ama bu skandala sebebiyet vererek isimleriyle ayan beyan ortada duran özel sektör ve kamu görevlilerinin de hiç ummadıkları anlarda cezalandırıldıklarını ve dijital ya da analog ihanete sebep olan kim olursa olsun er ya da geç hesap verdiklerini bilenlerin, birçok şüpheli işlem türünü derin derin öğrenen yapay zeka destekli istihbarat teknolojisi ile gurur duymaması pek mümkün görünmüyor.

Son olarak dijital ayak izinize dikkat etmenizi öneririm. Bu ayak izleri tamamen dijital platformlarda yapılan paylaşımlarından oluşmakta. Ses, fotoğraf ve sizi anlatan daha nice şey. Tüm bunlar yakın gelecekte hayata geçirilmesi planlanan dijital ahiret gibi projelerin adeta besin kaynağı. Üstelik, insan bedeninin gübre haline getirilip bir ağaç ya da bitki üzerinden canlı yayınla tıpkı bir chat botla sohbet eder gibi ölmüş sevdiklerinizle bir araya gelinebilmesi mümkün görünüyor. En azından yapay zekanın dijital ayak izlerini takip edip ses ve görüntü verisini işleyip karşımıza şu an hayatta olmayan birini çıkarması artık hayal değil.

 

 

 

https://www.aa.com.tr/tr/dunya/cia-ve-bnd-paravan-sirket-uzerinden-sattiklari-cihazlarla-120den-fazla-ulkeyi-dinlemis/1731302

https://www.trthaber.com/haber/gundem/mit-nokta-operasyonlarla-terorun-kaynagina-darbe-vurdu-697206.html

https://www.aa.com.tr/tr/turkiye/btk-ile-btk-bunyesine-alinan-tibde-calisan-49-kisi-hakkinda-gozalti-karari/667153

In a First, Microsoft Patents AI Chatbot that Imitates Dead People

https://www.mit.gov.tr/MitFaaliyetRaporu/4/index.html

Devamını Oku
Dijital DönüşümÖte EvrenYapay Zeka

Daha Adil Bir Dünya Mümkün (Tabi Yapay Zekayla)

getty_531739697_336353

Bir garip işler

Efendim hangi din kültürüne ve ne tip ahlak bilgisine sahipsiniz beni alakadar etmez. Beni alakadar eden tek ortak noktamız var o da vatanımız.

Kimi yediği kapa sıçmayı maharet sayar kimi ne pahasına olursa olsun tüyü bitmemiş yetim hakkına asla tenezzül etmez. Kısacası bir önceki yazımda belirttiğim “ o top benim takımı da ben kurarım” diyenler her dönem olduğu gibi bu topa kolayca sahip olup kendini bir halt sananlara hiç bir şeyden korkmadan hakikatle dikilen çocuklar da var ve her dönem de çok şükür hiç eksilmeden hep oluyorlar.

Evet en başta söyledim, hangi din kültürü ve ahlak bilgisine sahip olursanız olun ve hatta hangi siyasi görüşe ait olursanız olun beni alakadar etmez. Ama hepimizi ilgilendiren, şöyle aynanın karşısına geçtiğimizde yüzümüze bakabildiğimiz ya da “aa omurgam da ne güzelmiş” ve çok şükür bugün de kimsenin hakkına tecavüz etmedim ve hiç utanmadan, sıkılmadan gönül rahatlığıyla ailemin ve dostlarımın gözünün içine bakarak yaşamak sanırım herkesin alakadar olmayı arzuladığı bir gerçek olsa gerek.

Şimdi sizlere ilginç tezatlıkları bir bir dile getirip ardından ufak tefek çözüm önerilerini de dillendireceğim.

Öncelikle ülkemizdeki televizyon yayınlarında ve özellikle gündüz kuşağına baktığımızda sözüm ona toplumun gerçekleri ile toplumun hayalleri arasındaki çelişkiyi çok net görebiliyoruz.

Akşam ana haber bültenlerinde ya ülkenin ekonomik, politik ve daha birçok başlıkta çok kötü durumda olduğunu ya da dünyada her konuda lider bir ülke olduğumuzu adeta pompalayan haberleri izliyoruz. Program sunucusunun milli ve manevi değerlerimizi en önde ve yüksek sesle dile getirdiği anlar, izleyenleri taraftarı olduğu takımın maçını izlerken tribüne eşlik etme hazzını yaşatsa da bu çok kısa süren bir suni hazza dönüşüyor.

Çünkü program sunucusu yayına veda ederken “bu akşam yeni bölümüyle falanca dizisi sizlerle olacak” diyor. Dizi de ya bir adamın nikahta tek tek vaz geçip “seni seçtim pikachu” dercesine bir kadını seçip evlenmesi. Evliyken aldatan kadın erkek profilleriyle dolu sahnelerin olması aslında bizim kültürümüzde olmayan ama hayatın gerçeği diye empoze edilirken az önceki program sunucusunun vatanperverliğini tek seferde çöpe atmıyorsa nedir?

Hele Politik haberlerde promterdan akan cümleleri okumak zorunda olan amcalara teyzelere ne demeli? Biri diğerine zillet diyor diğeri birine hain diyor. Ama kimse demokrasi diyorsanız o halde milletvekillerini gerçekten halk seçmiyor, partilerin adayımız dediklerini seçiyoruz ya kardeşim! Bu ne şimdi? Demiyor.

Z kuşağı oy kullanmamalı diyen sözüm ona insanın geçmişine bakınca çırılçıplak olmanın artistlik sayıldığı belki de ilk dönemlerin önde gelenlerinden olduğu ve milletin ahlakını hadsizce sorgulamasına kimse ses çıkarmıyor. Askerlikten sahte çürük raporu alarak kaçanların askerliğe dair eleştirileri de cabası.

Yani ülkemiz  gündüz kuşağı, akşam kuşağı, sosyal medya kuşağı ve netflix kuşağı olarak birden fazla kuşak bir arada tercih edilebiliyor.

Yaşı yetenlerin hatırlayacağı gibi 2000 yani milenyumda Mehdi gelecek ve teknoloji bitecekti. Şimdi  2023’de Mehdi gelecekmiş. Bu hikayeyi yayanların Mehdinin gelişine milleti biraz korku biraz da cesaretle hazırlamaya çalıştığı argümanları tek tek yazmayacağım ama en önemlisi mehdinin 313 kişilik bir ordusu olacakmış ve bu 313 kişi arasına girebilmek öyle kolay da değilmiş. Hatta Mehdi’nin kesin ordusunda olurum ben diyenlerin bile kellesi Mehdi tarafından alınabilirmiş. Hatta pek yakında Twitter’da 313 takipçisi olanların mehdi sanılması gibi bir durum haber olabilir ve şimdiden belirtelim ki kimse şaşırmasın.

Elbette teknoloji milenyum da olduğu gibi yine bitecekmiş. Tabi bu fısfısçılar daha çok tarikat ve cemaatlerle bir arada olanlar arasında geziniyor. Bu fısfısçılar arasında teknoloji bakanı olur mu bilemem ama tüm bu Mehdi iddiaları dile gelirken adeta Mehdi’ye inat uzaya insan gönderme projesi için başvurular alınmaya başlandı.

Aslında denizcilik terimi olan “tornistan” siyasette normal bir duruma dönüştüğü için Mehdi de 2023 de çıkmazsa yine bir bahane bulunur ve gözlerine bakınca ışık saçan birileri illaki bir türlü ortaya çıkmayan kurtarıcının sözcülüğünü “iskele alabanda” diyerek yolcularını da ardına katıp yine yapar.

Lütfen etrafınızda yıllarca televizyona, sosyal medyaya ve bilişime deccal diyen amca ve teyzelere bakınız. Eğer bu iddiada bulunanlar o deccal dedikleri her ne varsa içerisinde gezinmiyorsa herkesten özür diliyorum.

Efendim gelelim bu tezatlıklara karşı geliştirilen çözüm önerilerine.

İlk öneri apartmanda, sokakta, mahallede, köyde, ilçede, ilde ve tüm ülkede kullanılması gereken “yapay zeka destekli kamu yönetim sistemleri” olacak. Şimdilik sadece ütopik bir öneri olsa bile aslında yukarıda belirttiğim ve belirtmeyip zihninizde canlanan tüm tezatlıkların baş aktörü olan insana dayalı hata ve kusurlar zaten yapay zekanın maması olarak bizler tarafından gönüllü olarak sunuluyor.

İlmin malumuma tabi olanlar tarafından da halihazırda bu sistemler geliştiriliyor. Hatta bir çok yönetici bu geliştirmeler için adeta birer kobay olarak kullanılıyor. Neyse asıl konumuza dönelim…

Neden yapay zeka destekli biliyor musunuz?

Örneğin, Yapay zekaya rüşvet yediremezsiniz, torpil yaptırıp benim verdiğim listedeki isimleri seç diyemezsiniz. Bırakın birden fazla maaş alan devlet memurunu tespit etmeyi, paravan ve gizli kasa olarak kullanılan insanları dahi kolaylıkla yakalar ve geriye dönük hiçbir delili silemez.

Yapay zeka hiç bir zaman kandırılmaz. Tabi kandırmaya programlanmamışsa.

Mesela yapay zeka ağlamaz. Sinir bozucu bir şekilde kahkaha atmaz. Nesillerimizi borçlandırmaya sebep olan işler yapmaz, bu işlerin en mantıklı ve hesaplı yöntemlerini sıralar. Bir eline kutsal kitap alıp diğer elini şehidimin tabutuna uzatıp millete vaaz vermez sadece işine odaklanır.

Dolar şu zaman şu kadar olacak, kiralar şu aralıkta olmalı, bebek bezi ve mamasından tutun yaşlı bakım ürünlerine kadar her şeyin fiyatı makul olacak gibi gelecek ve geniş zaman kipleri yerine sonuç odaklı bir yapay zeka belki de şu an devreye alınası en büyük ihtiyaç.

Hangi alanda olursa olsun geliştirilmiş bir yapay zeka ön gördüğü hedefin dışına çıkamaz. Mart Şubattan, Nisan Marttan daha iyi olacak der ve bu söylediği gerçekleşmezse demez, diyemez. Yerini daha başarılı algoritmayla bezenmiş bir yapay zekaya devreder.

Faiz haram diyerek ilginç ekonomi modelini millet üstünde denemez ve milyonlarca simülasyon ile en iyi sonuç budur der.

Hazır yeri gelmişken faiz haram diyerek öğrenciye faizle kredi verenlerin yatacak yeri var mı bilemiyorum ama kaçacak yerleri var sanılsa da aslında hiç bir yere kaçamayacaklarını belirtelim.

Çünkü şimdiden gençlerin geliştirdiği ya da gelişmesinde katkıda bulunduğu yapay zeka, kendi çıkar ve inançları uğruna vatanına ve insanlığa ihanet edenleri her an simülatör gibi kullanabiliyor. Bana inanmayan siber vatan nedir biraz araştırsın lütfen…

Garip garip işlerle dolu tezatı bol bir ülkede olduğumuzu kimse inkar edemiyor. Hatta herkes yakınıyor ve çoğu kişi “it iti ısırmaz” diyerek ortalıkta vazifeli olan fısfısçıların ekmeğine yağ sürüyor.

Otomasyon ve yapay zekayı besleyen bilişim sistemlerinin insanların yerini aldığı ya da alacağı yok aslında. Eğer insansanız korkmayın işsiz kalmazsınız. Ama insan görünümünde olup hele bir de kula kulluk etmenin ötesinde metaya tapar olduysanız vay halinize. Şimdi siz olsanız yalakalık ve hırsızlık yapmayan, çoluğumun çocuğumun rızkı için mecburdum demeyen bir yapay zeka ile mi çalışmak istersiniz? Yoksa tüm bunları “zaten insanız, hata da bizler için” gibi laflar edenlerle mi çalışmak istersiniz?

Şimdi siz bir bakın bakalım “o top benim takımı da ben kurarım” diyenlerden mi? Yoksa bu artistlere had bildirmenin ötesinde mahallede herkese bir top verip “ben sahada konuşur topun kimin olduğuna bakmadığım gibi topu biz aldık da demeyiz” diyenlerden misiniz?

Eskilerin bildiği ve günümüzde de sıkça yansımasının karşımızda olduğu argo bir söz vardır. Günümüzde ön planda bulunup toplumu germekle görevli olanlara armağan olsun

“Kasnak yuvarlandı elek oldu eski kaşarlar melek oldu”

 

 

Top benim takımı da ben kurarım diyenlerin dikkatine!!!

Devamını Oku
Bilgi GüvenliğiCyber SecurityMetaverseÖte Evren

Metaverse değil ÖTE EVREN

metaverse-anlami-nasil-alINIR (1)
Gazi Ata boşuna Beyaz Zambaklar Ülkesi isimli eseri tavsiye etmemiş. Niye mi?
Lütfen herkes bir anlığına tüm sanal gerçeklik, arttırılmış gerçeklik ve sürekli yabancı kelimelerle güzelim Türkçemizi adeta işgal eden metaverse gibi teknolojileri bir kenara bıraksın.
Ve Aslında yaradılışımızda açıkça görüldüğü üzere, zihnimizdeki bilinç ülkesinde yer alan eşsiz öte evrenlerimizi herkesin bildiğini ve hatta çokça tecrübe ettiğini çok iyi biliyoruz.. Tıpkı yoğun bir şekilde kullandığımız metaverse enstrümanlarına top yekün savaş açarken telefonu elinden bir an bile düşünmeyenlerin #eğitimdemetaverseehayır demesi gibi doğası gereği tezat bir durum içerisinde olduğumuzu kabul edelim.
Öncelikle Metaverse bir markanın adı ve Metaverse dedikçe bu markanın bedava reklamı yapılıyor. Bundan sonra özellikle politikacılar başta olmak üzere öte evren demeye davet etmek gerek.
Hem neyin ne olduğunu bilmeyeceksin hem de sürekli her şeyi bilir gibi yorum yapacaksın. Atalarımız ne güzel demiş “bilmemek ayıp değil, öğrenmek istememek ayıp” diye. Ancak olur olmadık yerde bildik bilmedik yere konuşanların kamuoyuna hitap ettiğini görmeye alışanların aksine yeni nesiller bu masallara kanmıyor.
Sosyal medyada birileri yazmış ve demiş ki; meta = öte.     Verse = ayet yani ayet ötesi demekmiş. Üstelik bu metaverse de deccalin Ta kendisiymiş.
Yahu mübarek Metaverse deccalin de Twitter Mehdi a.s. ın mı? Ya da Facebook İsa Mesih’in yeryüzüne iniş alanı mı?
Bu işlerden nemalanmaya çalışanlar sadece ülkemizde değil dünyada da var. Örneğin bir kadın 3 erkek tarafından Metaverse de tacize uğradım dedi ve tüm dünyada manşetleri süsledi.
Kimse kusura bakmasın ama Arap çüküne hayran olanların öte evren uyumlu dijital çükler henüz yaygınlaşmadı diye bu kadar hırçın olmalarının alemi yok. Bizim de piyasaya çük sürüp elalemin düşleyemediği fantezileri için öte bir evren modelleyecek halimiz yok. Evet bu işlerde (Metaverse de modelleme) kısa yoldan para kazanmak ve milleti mutlu etmek oldukça mümkün. Bir ünlüyü modelle ya da birden fazla ünlüyü tek bir karaktere dönüştür ve al sana eşsiz güzellikte modeller. Eline ver bir oyun çubuğu (joystick) başına gözlük ve kulaklığı yerleştir ve bırak, artık arkasına yaslanıp mı öte evrende gezer yoksa koşu bandından sekerek 5. Kattan mı düşer? Bizi ilgilendirmez  de ama bizim tek derdimiz para kazanmak değil ki!
Gönülleri kazanmak gibi bir derdimiz de yok. Tek derdimiz, tek devlet, tek bayrak, tek millet safsatasını dillendirenlerin sancaktarlığını yaptığı dijital tek devletin kölesi olmayı destekleyen ne varsa engellemek ve yeniden yapılandırmak.
Telefonunuza virüs girdi diye size yeni telefon satmayıp, mevcut telefonunuzu hiçbir veri kaybı olmadan kurtarmaya çalışan birinin haklı gayreti gibi düşünebilirsiniz.
Meta, bir marka olmakla beraber İngilizce karşılığına baktığımızda metafizik de bulunan meta anlamı da vardır. Ancak öte olarak Türkçeleştirilmiştir. Verse ise Universe den esinlenip çağrışım yapsın diye alınmış ve “öte evren” olarak kabul edilmiştir.
Kısacası meta fizik konusunun sanal gerçeklik ve arttırılmış gerçeklik teknolojileri ile vücut bulduğu alanlara yeni bir alan daha eklenmiş oldu.
Üstelik bu alanda çalıştay düzenleyen siyasi partilerin hiç bilmediği bir şey ise çok ilginç. Teknolojiye doğan yeni nesiller zaten şimdi öte evren olarak kabul edilen sanal gerçeklik ve arttırılmış gerçeklik çalışmalarının içerisinde haddinden fazla tecrübe edinmiş durumdalar. Kısacası yine iş bilmeyenlerin algılayabildikleri kadar olan zekaları ile komiklik ve şakalarla dolu işlerine bir yenisi daha eklendi. Yeni nesillere talimatla iş yaptıramayanların vay haline…
Eğitimde ya da başka alanlarda #metaverseehayır sloganlarıyla ses yükseltenler, bu sesleri yine öte evrende bulunan Twitter, Facebook, YouTube gibi mecralar üzerinden yükseltmelerinin ne kadar mantıksız, ne kadar etik dışı ve ne kadar tezat olduğunu bilmiyorlar mı? Yoksa öğrenmek mi istemiyorlar? Diye merak etmenin ötesinde ivedilikle bir şeyler yapılmalı. Ve bu yapılacak her ne ise kesinlikle bir dönem yine Metaverse gibi köpürtülen akıllı tahta ve tabletlerin hikayesine dönmemeli.
Şimdi bir sürü soru var insanların aklında.
Mesela, dijital vatandaşlık mı olacak?
Çin’de olduğu gibi tüm kameralar aracılığıyla izlenip, davranış ve sorumlulukları yerine getirmeye orantılı performans değerleme ile puanlanıp belli yerlere giriş varken belli yerlere girmekten mahrum mu kalacağız?
Kart borcu olana düşük puan zengin olana otonom araçlarla üstünsüz geçiş hakkı mı tanınacak?
Elbette bu sorular çoğaltılabilir ama asıl sorular aklımızla gönlümüzün kesiştiği yer olan vicdanlara gelsin…
Dolarla mı maaş alıyorsunuz?
Çok pardon yanlış soru oldu…
Akıllı telefonunuzun ekranı günde kaç saat açılıp kapanıyor? Yani ekran kullanım süreniz nedir?
Evet özellikle bu soru belki şimdilik iş mülakatlarında yerini almaya başlıyor ama pek yakında iş görüşmesine gitmeye bile gerek kalmadan kullandığımız akıllı telefonlar üzerinden insan kaynakları yetkilisine ne kadar ekran açılmış? Açılan ekran da ne yapılmış? Kaç saat sosyal medyada takılmış? Kaç saat not defterini açıp akademik Ya da kamusal düzenlemeler için araştırma yazısı yazmış? Kısacası ne üretmiş? Üretmiş mi? Tüketmiş mi? Diye daha bir çok veri anlamlandırılır ve analiz raporları da eşsiz olur.
Diğer bir soru da çocuklarına vakit ayırmayıp sırf çocuk oyalansın diye emzik niyetine çocuklara telefon ve tablet veren ebeveynlere gelsin;
Hem Metaverse e hayır diyeceksiniz hem de Metaverse in markalaşma sürecinde en büyük desteği verenler olarak ve Metaverse ün bileşenleri olan dijital enstrümanları köküne kadar kullanacaksınız. İş mi şimdi bu? Mantık bunun neresinde? Sadakat ve aşk bunun neresinde?
Bir de analog zekalar ile  dijital zekalar konusuna değinelim.
Analog ya da dijital zekanın birbirine karşı hiçbir üstünlüğü yoktur ama ilginç bir şekilde bu zekalar bir araya gelemiyor. Üstelik bir arada eşgüdümlü çalışabilseler dünya bu kadar saçma bir hale bürünmezdi.
Tıpkı alaylı ve mektepli statüsü gibi analog ve dijital statü de artık epey görülmeye başlandı.
Teknolojiden zerre anlamayıp olur olmadık yerde teknolojinin meyvelerini toplamaktan çekinmeyenlere “hoop kardeş bu teknolojinin kullanımı nedendir” diye sormaktan çekinmeyelere ve dijital enstrümanların risklerini anlatanları budamaya çalışanlara analog zeka denilebilir. analog zekalar bu halleriyle ülkenin en önemli milli güvenlik sorunu haline geldi desek yeridir.
Ha keza, olur olmadık yerde her şeyi teknoloji ile çözmeye çalışan, öte evreni de her şeyde olduğu gibi maddi çıkar amaçlı görenler olsa bile dijital zekaların asıl derdi minimum zaman – maksimum fayda ilkesiyle insana dayalı hata ve kusurların önüne geçmek için düşünüp uygulamak olmalıdır.
Mesela Metaverse çalıştayı yapan politikacılar sanal gerçeklik ve arttırılmış gerçeklikle süslenmiş yapay zeka destekli hükümet yönetim modelinin aslında en çok onların suç işlemesinin önüne geçeceğini bilseler emin olun şimdiye kadar diyanetten, sanayi ve teknoloji bakanlığına kadar bir çok yerden açıklama ve yasaklarla çoktan konuyu kapatırlardı.
Muhteşem ve eşsiz bir teknoloji olduğunu unutan insanlara, sanal gerçeklik evrenlerinde kendilerine günde 5 vakit ötesi gönüllü bulan markalara ilah rolü biçmeye gerek olmadığını hatırlatmak bir yana öte evrende içilen bir kahvenin gerçek lezzet olmadığını hatırlatmak bir yana..
Düşünsenize 5 vakit rabbi ile buluşmaya gitmenin ötesinde ekran süreleri kontrol edildiğinde dijital tanrıcılığa oynayanların mabedlerinde vakit geçirmeyi eleştirmek bir yana, eleştiri yapılan tüm dijital enstrümanlarla haşır neşir olarak öte evreni yeni bir şey sanıp tukaka ilan etme gayreti bir yana.
Neyse ki iş bilenin kılıç kuşananın misali çabalayanların şimdilik pek görünmeyen çalışmaları var. Bu çalışmalar arasında geçici sığınmacı statüsündeki istisnasız herkesin kişisel verilerinin kayıt altına alınması, whatsapp, instagram, telegram gibi dijital platformlarındaki tüm özel yazışmalarının yanı sıra ulusal güvenliğimizi tehdit eden Afgan, Suriyeli ve türevleri tarafından metroda, sokakta, şehir hatlarında, pazarda ve sosyal hayatında neredeyse her bölümünde hareket halinde olan kadın ve kızlarımızın izinsiz görüntülerini alan sapıkların tespiti ile birlikte örgütlenme biçimlerinin deşifresi adına yapılan çalışmalar da var.
Siber yargıç ve bilişim diplomatları gümbür gümbür gelirken kaos pompalayanlar da patır patır deşifre oluyor.
Devamını Oku