Siber istihbarat

Bilgi GüvenliğiHaftalık Tehdit RaporuSiber istihbarat

Çinli şirketin Uygur Türkleri İçin kullandığı yüz tanıma veritabanı, çevrimiçi ortamda İfşa edildi…

sensenets


Hollandalı Siber Güvenlik Araştırmacısı, Sincan’daki Uygur Müslüman nüfusunu izlemek için kullanılan veritabanlarından birini buldu.

Hollandalı bir güvenlik araştırmacısı ZDNet’e verdiği demeçte, Çin hükümetinin Sincan bölgesindeki Uygur Müslüman nüfusunu izlemek için kullandığı yüz tanıma veritabanlarından birinin internet ortamında aylarca açık kaldığını söyledi.

Veritabanı, web sitesine göre video tabanlı kalabalık analizi ve yüz tanıma teknolojisi sağlayan SenseNets adlı bir Çinli şirkete ait.

Geçtiğimiz günlerde, sızan MongoDB veritabanlarını bularak, son birkaç yılda adından çokça söz ettiren Hollandalı Siber Güvenlik Araştırmacısı Victor Gevers, en doğrusunu yaptığını belirterek, SenseNets’in MongoDB veritabanlarından birine kolayca erişip ve kimlik doğrulama olmadan çevrimiçi olarak bu güvenlik zafiyetini bulduğunu duyurdu.

Gevers, ZDNet’e konu hakkında bilgiler verdi ve Sense Nets isimli Çinli Şirketin veri tabanında 2.565.724 kullanıcıya ait ve hızlı bir şekilde gelen bir GPS koordinat akışı hakkında bilgilerin bulunduğunu söyledi.

Gevers, kullanıcı verisinin sadece kullanıcı adı olarak kullanılmadığını, aynı zamanda bir kişinin bir kimlik kartında bulabileceği oldukça ayrıntılı ve hassas bilgilerin olduğunu söyledi. Araştırmacı isim, kimlik kartı numarası, kimlik kartı çıkış tarihi, kimlik kartı son kullanma tarihi, cinsiyet, uyruk, ev adresi, doğum tarihi, fotoğraf ve işveren gibi bilgileri içeren kullanıcı profillerini gördü.

Her kullanıcı için, o kullanıcının görüldüğü yerler olan GPS koordinatlarının bir listesi de var.

Veri tabanı ayrıca bir “izleyici” listesi ve ilgili GPS koordinatlarını da içeriyordu. Şirketin web sitesine göre bu izleyiciler, videoların çekildiği ve analiz edildiği kameraların bulunduğu yerler gibi görünüyor.

“İzleyici” ile ilişkili tanımlayıcı isimlerden bazıları “cami”, “otel”, “polis karakolu”, “internet kafe”, “restoran” ve genel kameraların bulunduğu diğer yerler gibi terimler içeriyordu.

Gevers izci konumları
SenseNets izleyicilerin bazılarının konumuResim: Victor Gevers

Gevers, ZDNet’e bu koordinatların hepsinin Çin’in Uygur Müslüman azınlık nüfusunun evi olan Çin’in Sincan eyaletinde bulunduğunu söyledi.

Sincan’daki Çinli otoriteler tarafından Uygur Müslüman nüfusun telefonlarına casus yazılım kurmaya zorlamak ya da yurt dışında yaşayan Uygur Müslümanlarının “yeniden eğitim” kamplarına (çalışma kampı ) gitmelerini zorlamak gibi sayısız insan hakları ihlali bildirimi zaten var.

Gevers’in bulduğu veritabanı, eski verilerden oluşan ölü bir sunucu değildi. Araştırmacı, son 24 saatte yaklaşık 6.7 milyon GPS koordinatının kaydedildiğini söyledi; bu da veritabanının, Uygur Müslümanlarının hareket halindeyken aktif olarak takip edildiği anlamına geliyor.

Keriya GPS koordinatları
Açık veritabanında bulunan GPS koordinatlarından birinin konumuResim: Victor Gevers

O sırada ne bulduğunu bilmeyen Gevers, açığa çıkan veritabanını ve güvenlik duvarı kuralı kullanarak Çinli olmayan IP adreslerinin erişimini engellemeye çalışan Çinli şirketin sahiplerine bildirimde bulunarak güvenlik açıkları hakkında bilgi verdi.

Şirket bu makalenin yayınlanmasından önce yorum talebine cevap vermedi.

En yaygın sonuç ise, SenseNets’in, ürünlerini özel kuruluşlara satan özel bir şirket yerine, Müslüman azınlığın izlenmesine yardımcı olan bir devlet firması olduğu yönündedir. Aksi halde, SenseNets’in kimlik kartı bilgilerine nasıl erişebildiğini ve kameranın polis merkezlerinden ve diğer devlet binalarından beslendiğini açıklamak zor olacaktır. ( Buraya bir ek olarak, Çin’de üretilen bir çok CCTV ve DVR kayıt sistemlerinin hiçbir teknik denetimden geçmeden ülkemizde de kullanıldığını ve hatta kullanıcı arayüzü için kullanılan EagleEye benzeri mobil uygulamalar ile IP adresi vermeden cihaz seri numarası ile IP adresi gibi bilgilerin cihaz üzerinden bulunduğunu da belirtmekte fayda var)

Gevers, şu anda şirketin bu deşifre nedeniyle Uygur Türklerinin baskı altına alınmasına yardım ettiği için pişman olduğunu da söyledi.

Makale, 17 Şubat’ta izleyicilerin konumlarının bir haritası ile güncellendi.

Haksızlık karşısında sessiz kalmayıp haksızlığı dile getiren Gevers kardeşime de bu vesile ile teşekkürlerimi iletmek isterim Darısı içimizde bulunan ve haksızlığa göz yumanlara diyelim.

Kaynak: https://www.zdnet.com/article/chinese-company-leaves-muslim-tracking-facial-recognition-database-exposed-online/

Devamını Oku
Bilgi GüvenliğiDik Gazetesiber güvenlikSiber istihbarat

Ülkemizin dijital dönüşümde öncelikleri ve yapılan yanlışlar!

burak_kapak2

Bir ülkenin medeniyet seviyesi ne ile ölçülür?

Araçların yaya geçidindeki yayaların geçişi sırasında bekliyor olmaları, kırmızı ışıkta bekleyen araç ve yayalar… Yaşlı ve hamilelere toplu ulaşım araçlarında öncelikli yer verilmesi… Sıra beklerken kitap okuyan insanlar… Karşılıklı saygı ve sevginin yaygınlaşması… Teknolojinin geliştirilmesi… Ve elbette ki yolsuzluğun, haksızlığın olmadığı çalışma alanlarının artması… 

Bu ve bu çerçevede sıralanabilecek daha pek çok şey medeniyet seviye ve göstergesi olabilir. 

Bana göre, en önemli medeniyet göstergesi ise bir yanlışlık dile getirilirken çözümün de beraberinde ortaya konularak uygulanması yönündedir diyebilirim. 

Özellikle hükümet kanadının belirlediği kamu personellerinin belli grup ve cemaatler içinden, sözde nitelikli çalışanları seçmeleri neticesinde yaşanan ve devlet başkanımız tarafından sıkça dile getirilen FETÖ/PDY yapılanmalarının ülkemize verdiği zararlar zaten aşikar. 

15 Temmuz’da Devlet Başkanımızın çağrılarına hemen reaksiyon veren millet tarafından önlenen darbe kalkışması esnasında yitirilen hayatlar da göz önünde bulundurulduğunda milletin, devletin bekası için kritik öneme haiz görevlerini yerine getirdiği de ayrı bir gerçektir. 

Hatırlarsanız demokrasi nöbetleri ile devletin devamlılığı için hükümet temsilcilerini korumak adına etten duvar örüldüğü de ayrı bir gerçek. 

Öte yandan, yine hükümet tarafından görevlendirilen bakanlar ile yine iktidar partisine bağlı belediye başkanlarının kamuoyu önünde yaşadıkları tartışmalar, sözde hükümet yanlısı tartışmalarla ekranlarda boy gösteren omurgasız ve terbiyesiz şahsiyetlerin millete verdikleri rahatsızlık da hepimizin malumu.

Evet belki tüm bunlar politika adı verilen bir başlığın gereklilikleri olarak kabul ediliyor olabilir. Zaten Türk gençliğinin siyaset ve politika üstü olarak geliştirme odaklıolduğunu gözlemliyoruz. Çünkü birileri konuşurken birilerinin de hiç konuşmadangeliştirme yapması gerekiyor. 

Ülkedeki teknolojiyi geliştirme yetkinliği ise başta TUBİTAK olmak üzere birçok bakanlık teşvikleri sayesinde özel sektör ve kamu işbirliği sayesinde büyük bir ivme yakalamıştır. Ancak, denetleme ve engelleme yetkisi bulunan BTK isimli kurumumuzun yöneticilerinin ne derece konularında yetkin olduğu ise tam bir muamma. 

Maalesef devlet başkanı ile fotoğraf veren birçok kişinin, çelişkili açıklamaları ile sadece günü kurtarma gayretinde oldukları görünüyor. 

Bir taraftan da yine devlet başkanımız ile akrabalık ilişkileri bulunan özel sektörün genç geliştiricileri tarafından üretilen insansız hava araçları için yerli tasarım teknolojilerin hızla seri üretime geçmesi de önemli bir gelişme. 

Ancak, “Biz Peygamberimizin önünde dahi eğilmeyiz. Biz sadece, Mevla’nın karşısında eğiliriz” diyen yiğitlerin yolundan gittiğini iddia edenlerin ve “Haksızlık karşısında sessiz kalmayın, şerefinizi yitirirsiniz” diyen “İlmin Kapısı” sıfatı ile gönüllerde taht kuran Hazreti Ali’nin günümüzdeki “yansıması” olma gayretinde olanlar, her kim olursa olsun gerçekleri dile getirmekten asla geri durmamalıdır. 

Kıblesi hak olanlar da birbirlerine yanlışlarını dile getiremiyor ve dile getirdiğinde “aman beni cezalandırırlar” diye ürküyorsa, işte yaşanan tüm bu kaos, giderek artar veyolsuzluk, haksızlık, torpil, adam kayırma gibi daha nice tehlikelerle ülkemiz zarar görür.

Bakınız, Gazi Ata tarafından Türk gençliğine verilen görevde, “tüm kalelerin ve tüm tersanelerin bilfiil işgal edilmiş…” olabileceğinden bahsedilir. 

Dijital dönüşümün yüksek tondan dile getirildiği bu günlerde, Türk gençliği tarafından devlet başkanlığına iletilen kritik öneme haiz bilgilerin işlendiğini Cumhurbaşkanlığıtarafından “MİLLİ TEKNOLOJİ HAMLESİ” ve “DİJİTAL TÜRKİYE” adını vererek yayınladığı bilgilendirmede “Bu büyük değişim sürecini kontrollü bir şekilde yürütmemiz gerektiği bilinciyle, milletimizin faydasına hizmet edecek biçimde yönetmeliyiz” cümlesi ile görebiliyoruz. 

Eskiden işgal denilince topla ve tüfekle gerçekleşen bir işgal söz konusu iken, günümüzde dijital anlamda bir işgal söz konusudur. 

Bu işgal, elbetteki şu anki iktidar partisi döneminde başlamamış ancak tek başına iktidar yetkisi verilen bu iktidar ise yeteri kadar bu dijital işgalin önüne geçememiştir. 

BTK eski başkanı ve şimdilerde Ulaştırma Bakanlığı Alt Yapı Bakan Yardımcılığıyapan Oxford Mezunu olan ve Elektronik Doktoru ünvanı ile çalışmalar yapan Ömer Fatih Sayan’ın dile getirdiği cümlelerin aslında “dijital işgal”in ne boyutlarda olduğunu gözler önüne serdiğini görmek açısından oldukça önemli olduğunu görmemek için kör olmak gerektiğini belirtmekte fayda görüyorum.

Özellikle sosyal mecraların, ülke kurallarına uygun olmadan ve işbirliği yapmadan faaliyet göstermesinin zararlarına değinen Sayan, öte yandan eleştirdiği platformlarda yaşanan en ufak bir yavaşlıkta çıkıp o platformların isimlerini vererek hem reklamlarını yapıyor hem de kendisi gibi vatandaşların da siber istihbarat faaliyetlerinin denekleri olmalarının önüne geçemiyor.

Dijital işgal konusunda ise kamu ve özel sektörde kullanılan tüm donanım ve yazılımlar yabancı teknolojiler olmakla beraber “Amerika’yı yeniden keşfetmeyene gerek var!..” söylemleri ile yabancı markaların sponsorluğunda sözde milli teknoloji etkinliklerine de yer sağlayıcılığı yapılması abesle iştigal bir durum. 

Zaten bizim “Amerika’yı yeniden keşfetme” derdimiz yok, ama köklerimizden gelenbilgi birikimleri ile tamamen bize ait donanım ve yazılım teknikleri ile geleceğimizi inşa etme hususunda dertlerimiz var. 

Yani, devletin imkanları ile verilen araç-gereç ve diğer tüm imkanlarla yapılan faaliyetleri denetleme yetkisi olan Türk Milleti’ne, konuya hiç hakim olmayan ve sahte veya talimatla twitter hesaplarından yapılan yorumları devlet başkanlığına göstermekle olur mu bu işler. 

Çıkıp “İşte milli imkân ve stratejilerle geliştirdiğimiz bilgisayar ve bu bilgisayarlara bağlı olan programlarla Windows gibi platformlardan bağımsız olarak artık yol alabileceğiz” denilmelidir ki, bizler de “yiğidi öldürsek bile hakkını verebilelim” diyelim…

Bir diğer taraftan ise bazı teknik terimleri Türkçeleştirip, “magazinel bilişim basını” ve sözde “bilişim sektörü”nün duayenliğinin ukalalarından da hakikaten bıktık. 

Üstelik, Türk gençlerinin davet edildiği etkinliklerde veya çalışma gruplarında genç zihinlerden alınan bilgileri, kendi ürettikleri bilgilermiş gibi dile getiren kokuşmuşSTK yapılarının da bu ülkeye zerre katkısı bulunmamaktadır. 

Şimdi sorarlar o kurum ve ilgililerine; “Bunca yıllık kurumsun; bağımsız olarak ne ürettin? Ne geliştirdin? Hangisi için yüzde 100 yerli diyebilirsin?” 

“Bunca yıllık elektronik doktorusun; yüzde 100 yerli ne ürettin? Geliştirdiğin bir teknoloji var mı? Varsa yayınla da ilgili olanlar da incelesin?”

Hatta önce tüm harcamaları, kullandığın araç ve gereçlerin ne için kullanıldığını, haftalık olarak yayınla da millete karşı şeffaf ol. “Reis arkandayız! Gereken cevabı vereceğiz…” deyip, “falancanın akrabasıyım” diye egemenliğin kayıtsız şartsız millette olduğunu unutmadan millete saygı ve muhabbetle yaklaşın ki, devletin ve milletin teminatı olan Türk gençliğinden destek almaya hakkınız da olsun…

15 Temmuz öncesi ve sonrası Türk gençliği ne dediyse dikkate alıp gereğini yapan devlet büyüklerine saygı duyduğumuz gibi, fütursuz harcamalar ve yanlış stratejilerle iş bilmeden, iş bilir edalarıyla, “salt sadakat” görüntüsüyle ön planda olanlara da gerekli uyarıları pekâla yaparız.

Anlasınlar veya anlamasınlar hiç dert değil. Derdi vatan olan Türk gençliğinden beslenemez ve sonunda sistem dışında kalırlar. En acısı da millet, yabancı teknolojileri “dijital dönüşüm” bahanesiyle sorgusuz sualsiz, haksız kazanç elde etmek adına ülkemize entegre edenlerin ipini, entegre ettikleri teknolojilerin de fişini çekmesini iyi bilir. 

Sayan’ın “resmi twitter hesabı”ndan yaptığı açıklamaya bir bakalım; “Sayın Cumhurbaşkanımız @RT_Erdogan‘ın dediği gibi: “Nasıl topraklarımıza hükmetmeden bağımsız olamazsak, teknolojiye hakim olmadan da bağımsızlığımızı sürdüremeyiz” Ülkemizin teknoloji alanında dünyaya yön veren bir konumda olması için kaybedecek bir günümüz dahi yok Başaracağız!”

Burada devlet başkanımızın söyleminde Türk gençliğinin raporlamalarının izlerini görmek mümkün. 

Peki ya, Sayın Sayan’ın vazifesi, mevcutta kullanılan yabancı teknolojilerin sözcülüğünü yapmak mı yoksa elektronik doktoru olarak kuru söylemlerde bulunmadan “İşte milli bilgisayar teknolojimizi ürettik…” diyerek ortaya çıkmak mı?

Şimdi de çelişkinin dibine vuran bir başka açıklamaya daha bakalım;

“TÜBİTAK BİLGEM’in PostgreSQL Etkinliğinde, bu anlamda önemli bir fırsat olan açık kaynak veritabanlarını konuştuk. PostgreSQL’u ülkemize uyarlayarak, yerli ve milli veri teknolojilerinin geliştirilmesi ve ülkemizin büyük hedeflere yürüyüşü için büyük bir adım atıyoruz.”

Gerçek ise; PostgreSql ülkemize uyarlanmaz!

Bu iddia, işin içinde olmayan birileri tarafından dile getirilse gülüp geçelim de, “işin ehli” tarafından dile getirilince traji komik bir durum ortaya çıkıyor. 

Kısacası, kendi veri tabanı türünü geliştirmeden, kendi makine dili ve makineni üretmeden hiç bir şekilde yerli ve milli veri teknolojisinden bahsedemezsiniz. Bu da Türk gençliğinden salt sadakatlilere son bir bilgi olsun!

Bu arada, milletimizin içi rahat olsun, çünkü Türk devleti, Türk gençliği ile beraber ve gerekli cevaplar ile metotlar üretiliyor.

Unutmayın; Vazifeyi ihmale sürükleyen merhamet, vatana ihanettir!

.

Burak Bozkurtlar, dikGAZETE.com

Twitter’da bizi takip edin: @thegreywolves , @dikgazete

Devamını Oku
Dik Gazetesiber güvenlikSiber istihbarat

Yapay Zekaya Diyanet Fetvası

ai

“Yapay Zeka ile Hükümet Yönetim Sistemi başlığı, kendi adıma oldukça heyecan verici bir başlık oldu diyebilirim.

Tam anlamıyla uygulandığı bir yer henüz yok.

Çin, birçok konuda ön plana çıkıyor olmasına rağmen hükümet yönetim sisteminin başlangıcında.

Sadece bizde değil yani dünyada yok.

Ancak ülkemizde, ilk olarak Cüneyt Zapsu tarafından dile getirilmişti.

Dünya Ekonomik Forumu (WEF) tarafından sermayenin enternasyonali olarak tasarımlanan Davos Zirvesi ‘Parçalanan Dünyada Ortak Gelecek Oluşturmak’ temasıyla düzenlendi.

Cumhurbaşkanlığı eski danışmanlarından Cüneyt Zapsu da o zirvedeydi.

Zapsu, o zirvenin hemen ardından “yeni çağ” ve “yeni dünya düzeni” ile ilgili ilginç açıklamalar yaptı.

İnsanlığın geldiği ve hızla tükettiği teknoloji, artık hükümet yönetim sistemine de dahil olacak.

“Yapay zeka ile siber güvenlik yöneticisi” başlıklı akademik çalışmam esnasında literatür taraması yaparken biraz karamsarlığa da kapılmadım dersem yalan olurdu. Çünkü, 1977 yılında “MIT” tarafından hazırlanmış olan birçok makale vardı.

ilk olarak şu cümleyi kurdum; “Yıl 2018 ve biz yapay zekayı konuşuyoruz, uygulama alanları arıyoruz ve adamlar 1977 de yapay zekayı yazmış… Vay canına…”

BAŞKANIN TALİMATI VE VATANDAŞIN BAŞKANA VERDİĞİ TALİMAT YETKİSİ ARASINDAKİ FARK!..

Sonra hemen, “Cezeri gibi ilk robotik çalışmaları kim yapmış?.. Başka kim bu alanlarda çalışmalar yapmış!..” diye merak ettim.

Algoritma dediğinizde Harezmi olduğu bilinen ama salt “Harezmi” denildiğinde kimsenin ne olduğunu bilmediği bir gerçeklikle karşılaştım.

Devlet arşivlerinden, “Feza” başlıklı yazışmaları bulma sürecine giriştim…

Şimdi, tüm bunlar bir kenarda dursun, biz “Yapay Zeka ile Belediyecilik” üzerine, uygulama tarafına odaklanıp, bir kaç örnek ile dünyada ve ülkemizde neler oluyor hep birlikte bakalım.

Bilindiği gibi eğer belediye başkanı bir talimat verirse, bu talimat emir niteliğindedir.

Çünkü Başkan, asla kamu zararına bir iş yapmaz ve minimum zaman, maksimum fayda ilkesi ile çalışma esasına uyar.

Rutin işler için standart emirler örnek karar niteliğindedir ve ayrıca bir onaya ihtiyaç duymadan, süreklilik arz ederek konu başlıkları kapanır, kapatılır ve şüpheli bir işlemse yeniden incelenmek üzere tekrar talep edilir.

Diğer taraftan, “Vatandaşın talebi nedir… Hangi birimin işi ve bu birimdeki insan unsurunun hataları, zaafiyetleri nelerdir?..”

Eğer vatandaştan gelen talep, başkanın verdiği standart talimatlar içinde varsa, görev yazısı personele tebliğ edilir ve personel tereddütsüz uygular.

Yani, burada asıl sorun başkanın talimatı hemen yerine getirilirkenvatandaşın başkana verdiği talimat yetkisini, kendisi kullanması halinde aynı süratle işin çözülmüyor olması.

İşte, asıl sorun ve yapay zeka ile belediyeciliğe kısa bir örnek. Detayları akademik çalışmamızda derliyoruz…

YAPAY ZEKÂ BİR YANDAN ÜRKÜTÜRKEN BİR YANDAN DA UMUT GİBİ…

Ülkemizde Yapay zekayı başarı ile besleyen ilk çalışma BİMER olmuştu.

Şimdilerde ise CİMER ve hemen ardından İçişleri Bakanlığı tarafından yakın zamanda devreye alınan “Açık Kapı” uygulaması, “Yapay Zeka ile Hükümet Yönetim Sistemi” öncesi ilk kullanılan platformlar bu şekilde sıralanıyor.

Aslına bakarsanız, insanlığın disipline edilmesi, ahlaksız ve topluma zarar verendiğer tüm unsurların tespit edilerek yok edilmesi ve benzer daha birçok olumsuz başlığın verdiği rahatsızlıkları ortadan kaldırabilmek için ‘Yapay Zeka‘dan medet ummak, insanlığın geldiği bu noktada çok üzücü bir durum.

Yapay zekanın bir tarafı hızla ürkütücü bir hal alırken diğer tarafı da insanlığa umutolacak gibi görünüyor…

Çin, bilinen teknolojilerin ucuz işçisi konumundan, teknolojik donanım, yazılım ve bu sistemlere bağlı teknolojileri geliştiren güçlü bir ülke konumunda.

Hindistan‘ın yazılım geliştirme ve matematikteki başarısına, nitelikli ve geliştirici gençliğimiz ile rakip olabilir miyiz bilinmez ama önümüzde ayan beyan ortada duran tehlikelerin de farkında olmakta fayda var.

Bu tehlikelerin en başında elbetteki insan faktörü gelmektedir.

“Geliştirme”den anlamayan ama gençleri sömürerek ön planda “iş yapıyorum” görünümünde olan insan müsveddelerinin halen daha kamu ve özel sektörde cirit atmaları büyük bir sorun olarak şu zamanda bile karşımıza çıkıyor.

Yapay zeka ve bu teknolojiyi besleyen tüm platformların hızla yaygınlaşması ise, bu tip zararlı insanların da tespit edilmesi ve elbette ki ortadan kaldırılması için büyük önem arz etmektedir.

Çünkü, gerçek geliştiriciler bu tip kişi ve temsil ettiği kurumlardan uzaklaşarak bireysel çabalar ile vakit kaybedebiliyor ya da yurt dışına giderek hayallerinin işçisi oluyor.

Bizim için, bilmeden biliyor görünmeye çalışmak tehlikelerin başında gelen en büyük sorun.

“Bu davranış biçimi insanın doğasında var ne yapabiliriz!..” demeyin lütfen.

Hiroşima ve Nagazaki’ye atom bombasını yiyen Japonya, robotik teknolojiler üzerinde de çok sıkı geliştirmeler yaptı, doğrudur.

Ancak, bilinen tüm teknolojilerini, Amerikan standartlarında geliştirdiğini de biliyoruz. Yani, işlemcin veya ana kartın bana aitse, işlemci ve ana kartımı kullanan teknoloji de benim kontrolümde demektir.

Çin, ucuz işçi olarak Five-Eyes teknolojilerini ve bu teknolojilere bağlı standartlarda başta Apple olmak üzere birçok teknoloji devine üretim yaparken, ethernet kartısayesinde tüm rakiplerini gizlice dinlediğini tüm dünyaya ilan ede dursun, bizim sözdeOxford mezunu yöneticilerimiz “Reis Arkandayız!..” sloganları ile anca “şöyle milli, böyle yerli… türünden ve daha nice saçma dijital dönüşüm planları ile ortalıkta gezinip dursunlar.

Bilişim alanında da tüm kalelerin yabancılar tarafından zapt edildiğini ve özellikle hızla artan teknoloji cambazlarının asıl hedeflerini Türk gençliği çok iyi bildiği için panik yapmaya gerek yok!

Asıl soru şu; “Reis arkandayız!..” diyenler tarafından “Milli ve yerli…” söylemleri ile ülkemize yutturduğu ve hızla uygulamaya geçen üstelik bağımlılık da yapan teknolojilerin şalteri kimin elinde?

Yani, falanca kurumun, falanca isimli başkanı mı geliştirdi o donanımı veya yazılımı?

Yoksa, “Five-Eyes” mı?

“Yapay Zeka ile Hükümet Yönetim Sistemi” öncesinde, insana dayalı hata ve zaafiyetleri tüm ayrıntıları ile bizlere yaşatan herkese teşekkür etmek gerek.

Yoksa, ruhu bile olmayan bir yapay zekaya; “Bak insan neler yapıyor böyle görüyor musun? Şimdi bu ve buna benzer durumlarla karşılaşırsan derhal şu protokolleri devreye al” diyerek insanlığı terbiye ettirmeye çalışmak sizce de garip değil mi?

“REİS ARKANDAYIZ!..” SLOGANCILARI İLE “ATAM İZİNDEYİZ” TEZATÇILARI VE DİYANET İŞLERİ BU İŞLERE NE DER!..

Son olarak, şu zamanda “Reis arkandayız!..” diyerek cahilce yapılan sözde işleri gördükçe, zamanında “Atam izindeyiz!..” diyenlerin yaptıkları tezatların bir yansımasının da bu günlerde benzer şekilde ayyuka çıktığını görüyoruz.

“Dünyada robot üreten ilk ülke olamadık!..”

“Dünyada robota ilk vatandaşlık veren ülke de (Suudi Arabistan) olamadık” diye ağlamanın anlamı da yok.

Hadi onları bile olsun yapamadık! Pek ala, “Robot Sex işçilerinin de konuşulduğu günümüzde, alkolden, şans oyunları ve başka haram kalemlerden alınan yüksek vergi ile ülkemizde sadece robotlardan oluşan bir genel ev açmak da mümkün olur mu?” diye de sorulabilir!

Böyle bir “teknoloji“nin ülkemizde iş yapacağı muhakkaktır da…

Dini konuda gerçekleştirilebilecek pek çok yazılım yerine teknoloji ve yazılımı sadece ayarsız hoparlörlerden ezan okutmak ve camilere “dijital namaz vakitleri tabelası” asmak dışında ne kendine ait televizyonunda ne de radyosunda kullanamayan Diyanet işleri başkanlığımız, gençlerin kötü alışkanlıklar ve fuhuştan uzak tutulması için yapılan bu “gelişim”e cevaz verir mi! Eğer cevaz verilir ve davet de edilirse Diyanet Başkanı, böyle bir durumda açılışta resmi kıyafeti ile mi yoksa “tebdili kıyafet” ile mi bulunur?

Bir de “Robotlarla evlilik” caiz midir? Robotlardan eş almak isteyen erkek ve kadınların robot eş alımında da sınır var mıdır?

Robotların şiddete maruz kalması veya verdiği hizmetlerde aksaklık yaşanması halindeBTK‘nın tebessümünden bizleri mahrum bırakmayan eski başkanı “Instagram’da global olarak yaşanan sıkıntı ortadan kalktığı için ülkemizde instagram aktif olarak kullanılmaya başlanmıştır” gibi açıklamaları robotlarda yaşanabilecek olası erişim sorunları konularında da duyacak mıyız?

Sonra, bir de esir alınan savaş robotlarının haklarını kim belirleyecek? Savaşta ele geçirilen robotlar “başka amaçlar” için kullanılabilir mi?

Diyanet işleri başkanımız, yapay zeka için fetva ya da bir hutbe verecek mi?

Benzer daha pek çok soru sıralanabilir…

Varlığını Türk varlığına armağan ederek, Kâinatın Efendisi’nin “Türkler size dokunmadıkça siz de onlara dokunmayın” hadisi şerifini hatırlatarak, “Türk gençliğini az daha hafife almaya devam edenlerin vay haline!..” diyerek Siber Güvenilir günlerdilerim…

.

Burak Bozkurtlar, dikGAZETE.com

Devamını Oku
Bilgi Güvenliğisiber güvenlikSiber istihbarat

Ucuz İşçi Çin, Amerikan Teknolojilerinin ve Siber İstihbaratın Yeni Patronu mu Oldu?

hacked

Bloomberg’den By Jordan Robertson and Michael Riley’in haberine göre Büyük bir ABD’li telekomünikasyon şirketine ait bilgisayar sistemlerinde, Super Micro Computer firmasına ait ve manipüle edilmiş bir donanım olduğunu keşfetti. Ağustos ayında açıklaması yapılan bu olayda, telekom şirketi için çalışan bir güvenlik uzmanına göre de, ABD için kritik öneme haiz teknoloji bileşenlerinin de etkilendiğini gösteren yeni kanıtlar çıkardı.

Güvenlik uzmanı Yossi Appleboum, Bloomberg Businessweek’teki bir araştırma raporu yayınladı. Raporda, iki yıllık bir dönem boyunca Supermicro’ya ait sunucuların anakartlarında, alt yükleniciler tarafından geliştirilmiş ve sunuculara entegre edilip, kötü amaçlı yongalar üretme emrini nasıl verildiğini ayrıntılı olarak açıklıyor. Raporda ayrıca belgelere, analizlere ve diğer kanıtlara da yer verildi.

Appleboum, daha önce İsrail Ordusu İstihbarat Birlikleri’nin teknoloji biriminde çalışmış ve şimdi Gaithersburg, Maryland’deki Sepio Systems’ın yöneticisi. Kısacası kendisi ve firması donanım güvenliğinde uzmanlaşmıştır. Her ne kadar Appleboum hizmet verdiği firma ile anlaşamayıp bu iddiayı ortaya diyenler olsa da, Supermicro’ya ait bir sunucusundan olağandışı iletişimler ve daha sonra yapılan bir fiziksel denetleme sonrasında, sunucunun ağ kablolarını bilgisayara takmak için kullanılan bir bileşen olan ethernet bağlacında yerleşik bir implant olduğu gözler önüne serildi.
Konu üzerine birçok kanalda uzun uzadıya programlar yapıldı ve siber güvenlik uzmanları, Amerika’nın teknolojisini ucuz işçilik karşılığı üretebilme yeteneğine sahip olan Çin’in, Amerikan teknoloji devleri arasında yerini alan Apple ve Amazon gibi markaların çok ciddi güvenlik ihlallerine sebep olduğunu dile getirdiler. Üstelik bu firmalar üzerinden veri satışından veya firmalara itibar kaybettirmenin ötesinde, Amerikan hükümetine ait gizli bilgilere erişmek için yapılmış olan bir siber istihbarat faaliyeti olduğu da ayrı bir gerçek gibi duruyor.

 

 

Devamını Oku