Dijital dünyada güvende miyiz? Dijital dünyada hiçbir şey göründüğü gibi değil! Popüler mesajlaşma uygulamaları gerçekten güvenli mi? Uçtan uca şifreleme bir efsane mi? Sosyal medya devleri ve istihbarat programları arasındaki gizli bağlar neler? Bu serimizde, sadece siber güvenliği konuşmayacağız; dijital mahremiyetin sınırlarını, kişisel mahremiyetin önemini, dijital ayak izlerini, cihazlarımızın bizi nasıl dinlediğini ve siber savaşların perde arkasını uzman bakış açısıyla masaya yatıracağız.
Uluslararası müdahalelerin dili değişti. Artık tanktan önce veri, kurşundan önce dijital iz konuşuyor. Venezuela örneğinde tartışılan senaryo bunun çarpıcı bir yansımasıydı:Uyuşturucu ticareti ve organize suç ağlarıyla ilişkilendirilen bir yönetim, uluslararası suç gerekçesiyle hedef hâline geldi. Burada asıl dikkat çekici olan, müdahalenin yalnızca askerî değil, yüksek teknoloji destekli olarak kurgulanmasıydı. Delta Force: Fiziksel Güçten Önce Dijital Hakimiyet Delta Force, klasik anlamda sadece “kapı kıran” bir birlik değildir. Açık kaynak analizler ve modern özel kuvvet doktrinleri bize şunu söylüyor: Siber destekli operasyon yeteneği Sahadaki hedeflerin dijital ayak izi analizi Sosyal mühendislik, metadata takibi, konum ve ilişki ağlarının çözülmesi Dijital mahremiyet bilinci zayıf
Bazen tarih, kendini yüksek perdeden anlatmaz. Birkaç ay önce Gemlik’te eski bir evin tadilatında bulunan tozlu kitaplarla fısıldar… Üstelik bu ev, sıradan bir ev de değildir: Celal Bayar’ın doğduğu ev. Gemlik’in o sade sokaklarında, Galip Hoca’nın yıllarca koruduğu aile yadigârı rafların arasında saklanan Cemal Kutay’ın cilt cilt İstiklâl ve Hürriyet Mücadeleleri Tarihi… Kitapları eline aldığında insan, “tarih yazılmıyor, yaşanıp bekletiliyor” duygusuna kapılıyor. O sayfalarda yalnızca Anadolu’nun küllerinden doğuşunu okumuyorsun; aynı zamanda Cumhuriyet’in ilk on yılındaki akıl terini, Celal Bayar’ın ekonomi politikalarındaki isabeti, yoklukla kurulan fabrikaların ardındaki stratejik zekâyı da görüyorsun. Çünkü bu topraklarda milli mücadele sadece savaş meydanlarında değil; iktisatta,
C-130 Tartışmaları, “Asker Kılıklı Hainler”, Cem Yılmaz Göndermesi ve Türkiye’nin OSINT Gerçeği Son günlerde yaşanan C-130 olayı Türkiye’nin yalnızca havacılık gündemini değil, sosyal medya üzerinden kurulan açık kaynak istihbarat (OSINT) refleksinin nasıl çalıştığını da ortaya koydu. Sosyal medya, bir kez daha, gerçeği arayanların toplandığı büyük bir dijital laboratuvara dönüştü. Normalde yan yana gelmesi imkânsız olan görüntüler, ifadeler, eski videolar ve kurgu sahneler, Türkiye’de saniyeler içinde ortak bir anlatıya dönüşebiliyor. Bir dizideki “asker kılıklı vatan haini” karakterinin mürettebatıyla birlikte uçak düşürdüğü sahne, yalnızca kurgusal bir bölümken, halkın yıllardır içinde biriktirdiği istikrarsız güven duygusuyla birleşince bambaşka bir anlam kazandı. Cem Yılmaz’ın 2007’de
Gizli Menüler/Açık Tehditler Türkiye’nin siber güvenlik gündemi artık salt bir teknoloji meselesi olmaktan çıktı. Geçtiğimiz günlerde Öncesi Sonrası programında Damla Doğan Tuncel ile Sözcü TV’de tartıştığımız “Vatandaşın Sırları — VIP Sorgular” başlıklı skandal, bu gerçeği tüm çıplaklığıyla ortaya koydu. Yasa dışı platformlarda, MERNİS’ten banka hesaplarına, HTS ve baz kayıtlarından sağlık verilerine kadar milyonlarca vatandaşın bilgileri, menü başlıkları altında satışa sunulmuştu. “Emniyet İstihbarat Kayıtları”, “Otel Konaklama Geçmişi” ya da “Hayat Hikâyesi Sorgu” gibi başlıklar, artık dijital karaborsanın rutin ürünleri haline gelmişti. Bu sadece bir veri sızıntısı değil, devletin sinir sistemine yönelik bir siber işgal girişimiydi. Bu tabloyu okurken aklımıza Hakan Fidan’ın
Kodla İşlenen Sessiz Suikastlar Mısır’ın Şarm el-Şeyh kentinde, Gazze’deki durumun düzenlenmesi üzerine görüşmelere katılan Katar heyetinin geçirdiği trafik kazası, yalnızca diplomatik bir trajedi değil, aynı zamanda dijital çağın yeni savaş biçimlerinin sessiz bir örneği olabilir. Resmî açıklamalar kazayı “direksiyon arızası” ya da “kontrol kaybı” olarak tanımlıyor. Ancak günümüz diplomatik konvoylarında kullanılan araçların çoğu artık mekanik sistemlerden ziyade yazılım tabanlı elektronik kontrol üniteleri (ECU) üzerinden yönetiliyor. Bu da yeni bir tehdit alanını beraberinde getiriyor: siber sabotaj. Bir Aracı Kodla Durdurmak Mümkün mü? 2015 yılında Jeep Cherokee üzerinde yapılan bir siber saldırı deneyi, dünyayı şoke etmişti. İki siber güvenlik araştırmacısı, aracın
Lübnan’da yaşanan ve Hizbullah kadrolarına yönelik İsrail tarafından yapıldığı iddia edilen siber saldırıda çok sayıda ölü ve yaralının olması, saldırı yönteminin ne olduğuna dair sorularda haliyle merak uyandırıyor. Drone ya da savaş uçağının bile ötesinde nokta atışla hedefi imha ya da ağır tahribe yol açan saldırı türü ne ola ki? Diye soranların sayısı da epey artıyor. Çünkü saldırı için kullanılan cihaz basit bir çağrı cihazından ibaretti. Dünyanın en gelişmiş teknolojilerini ve nükleer silahlarına güvenenleri bile ürküten bu olayla aslında İsrail dünyaya “kemerinizde taşıdığınız veya elinizde mesaj okurken baktığınız çağrı cihazınız sonunuz olabilir” mesajı çok net verilmiş oldu. Evet bu mesaj
Çok kıymetli Rusyalı bir arkadaşımla havadan, sudan, gezegenlerden ve daha birçok konu hakkında konuşurken bir anda siber güvenlik duvarına çarpmaktan kendimi alı koyamadım ve adeta şoke oldum. Her nedense aklıma da bay pipo geliverdi. Çünkü komplo teorisyenlerinin bile çoğundan fazla okurları alt üst edebilen yazılarıyla ilgi çeken Bay Pipo (şu sıralar pipo içiyor mu bilemem ama bir kere namı salındığı için hep bay pipo olarak anımsanır) nun ülkemizde yaşanan deprem felaketinde yapay deprem ve mavi vatanda bulunan Amerikan gemisine dikkat çeken basının Koç başı niteliğindeki yazıları ilgililerin malumudur. Nasıl bu koyu sohbetten evvel duyup yazmamış diye hayret ettim ki konunun
Gün geçmiyor ki yeni bir haberle birlikte devlete olan inanç ve güven yıpratılmasın. Özellikle bir tarafın yandaşı olan kanalların o bir taraflarına yaranmak için yaptıkları haberlerden bunalanların sürekli vakit geçirdiği sosyal mecralarda muazzam bir bilgi akışı var. Bu akış içerisinde hayvanları katledenlerden eğitimsiz memurların vatandaşa tehditler savurduğu videoların yanı sıra sözüm ona din adamlarının akıldan yoksun açıklamaları ile bir dediği diğerini tutmayan siyasilerin söylemlerine kadar her şey bulunuyor. İnternet ve sosyal medya okur yazarlığından bihaber olanlar ise birçok teknoloji kullanılarak üretilen sahte içeriklere de hemen inanarak öfke patlamaları yaşıyorlar. Hatta Rusya ve Ukrayna savaşında deep fake teknolojisi ile üretilen bir