Genel

Siber Güvenlik, Yerli ve Milli, Yapay Zekâ derken sorular ve sorunlar!

kızıl elma

Malumunuz “Siber Güvenlik” başlığı herkesin dilinde şu sıralar. Tabii daha çok kurum, STK, özel sektör yöneticileri konuşuyor ve icraat denince de, işi bilen gençler hamallık yapıyor.

Örneğin siber güvenlik konuşan hangi yönetici “Five-Eyes”dan bahsediyor?

Olası bir “Dijital Ambargo” durumunda Amerikan teknolojileri ile donatılan yurdum insanı neler yaşar?

Eczaneden ilaç alamaz, bankadan para çekemez veya hesaplar şaşabilir gibi felaket senaryolarından hiç bahseden olmaz. Çünkü bu güne dek, “sistem” dedikleri ne varsa bu önde gelenlerin yönlendirmeleri ile kurgulandı.

Şimdi kalkıp “Bunlar yanlıştı, kandırdık veya kandırıldık” diyemezler. 

Öyle ya, “Bakanlık sevdasında” olanlar ya belli markaların distribütörleri ya da “Yerli veya Milli yazılım geliştiriyoruz” diyen, ama bu geliştirmeleri yaparken “Global” olarak kabul edilen şahsına münhasır programlama dilleri ile geliştirme yapanlar değil mi?

Biraz üzerlerine gidip “Yahu arkadaş sen Milli diyorsun bu dil falanca kişi tarafından ortaya atılmış bunun nesi yerli” deseniz, hemen “İyi de NATO standartları var bu ülkede ben mi getirdim kardeşim CMMI standartını? Hem boş ver açık kaynak bir dil bu. Dünya kullanıyor. Amerika’yı bir daha keşfetmeye ne gerek var” diyerek aradan sıyrılmanın peşine düşerler. -Amerika’yı bir daha keşfetme gayretimiz yok lakin İbni Sina gibi, Harezmi gibi Cezerî gibi daha nice bilimde tanımlama yapan tarihte sayısız çığır açan atalarımıza layık olma ve köklerimizle geleceği inşa etme derdimiz var.-

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay “Yerli ve Milli” tanımını şöyle ifade etmişti; Örneğin ABD’nin milli markası iPhone ama yerli değil. Yani Çin’de üretiliyor. Buna göre yüzde 100 yerli diyebilmek için donanım ve yazılımın tüm enstrümanları ile birlikte milli ve yerli imkanlarla üretmek, yüzde 100 yerli veya milli diyebilmek için şart. 

Teknoloji Amerikan teknolojisi elbette. Bu açıdan yerli ve millilik üzerine tanımlayıcı olabiliyor. 

Ayrıca şu habere de (Ucuz İşçi Çin, Amerikan Teknolojilerinin Ve Siber İstihbaratın Yeni Patronu Mu Oldu?) bakmanızı da tavsiye ederim!.

 26 Aralık 2018 tarihinde Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından dile getirilen “16 YILLIK DÖNEMDE, 20 BİN 155 PROJEYE 10 MİLYAR LİRANIN ÜZERİNDE AKADEMİK AR-GE KATKISI VERDİK” ifadesi oldukça önemli. 

Bu rakam, çok ciddi projeler geliştirmek için iyi bir kaynak oluşturdu. Ortaya çıkan ürünlere baktığımızda Türk milletini tatmin eden başarılı diyebileceğimiz markalar iki elin parmaklarını geçememektedir. Yani, ikili ilişkiler ve statü meraklıları neticesinde bu teşvikler hiç edilmiş. 

Merak edenler, TÜBİTAK’tan “ar-ge” başlığında finansal destek alan firmaların kimler olduklarını ve ortaya çıkardıkları ürünlerin neler olduğunu “CİMER” üzerinden sorup detaylı bilgi talep edebilirler.

Konuşmasında siber güvenlik konusuna da değinerek, “Artık fiziki güvenliğinizi siber güvenlikle, dijital sanayiyle, yerli yazılımla ve yapay zekâyla tahkim etmiyorsanız, kendi kendinizi kandırıyorsunuz demektir” ifadelerini kullanan Cumhurbaşkanı Erdoğan, sınırların korunmasına gösterdikleri hassasiyeti, ülkenin ürettiği verilerin korunmasına da göstermek durumunda olduklarını vurguladı. 

Devlet başkanımızın bu ifadesine göre kendi kendimizi kandırmaya gerek olmadan Türk gençliğine bırakılan hamallığa da dikkat çekerek devam edelim…

Zaten “Fatih Projesi” kapsamında çocuklara dağıtılan tabletler için sesi çıkmayanlar, şimdilerde yeni yeni rant peşinde “Raspberry pi kullanalım da çocuklarımız geliştirici olsunlar” demeye başladılar bile.

Başladılar” demişken, gençlerden fikirleri çalıp devlete “Biz yaptık” diyenler tek tek tespit ediliyor. 

Şimdilerde kaymak yeme telaşında olanların çocukları da aynı gençliğin bir parçası. Zaten, fikirler verilirken “Çalınsın da yapılsın” diye veriliyor. Aksi halde bu localar bu memleketin hayrına iş yapmazlar. “Biz de böyle iş yaptırırız” diyor geleceğe yön veren gençliğimiz. 

Şu anda ilkokul seviyesindeki çocuklardan akademisyenlere kadar neredeyse herkes “Siber Güvenlik…”, “Siber Zorbalık…” ve “İnternet veya Sosyal Medya Bağımlılığı…” üzerine etkinliklere dahil olarak farkındalık için ciddi çalışmalar yapıyor. 

Burada yapılan çalışmalar ile yeni nesillerin şekillendirilmesi hedefleniyor. Örneğin,Yeşilay ve Kızılay kolları olduğu gibi Sosyal Medya ve Siber Güvenlik kollarının olduğu okullarda da farkındalık seviyesi giderek artacak. Bu kollara mensupöğrenciler, aldıkları eğitimleri diğer arkadaşlarına aktarıyorlar. Harika bir olay!..

Okullarda oluşturulan “Sosyal Medya Kolları”, arkadaşlarına “Facebook” ve “Instagram” gibi sosyal mecralardaki riskler ve alınması gereken tedbirler için “Güvenlik ayarları nasıl kurgulanmalı” gibi başlıklarda bilgi aktarımlarında bulunabiliyor. Okullarda sosyal medya kolları ve oluşturulacak kulüpler ile siber güvenlik ve Ar-Ge çalışmalarına para odaklı bakanlar yerine, en kısa sürede yetişmiş nitelikli iş gücü olarak geçecek olanlar ise elbette ki Türkiye Cumhuriyeti’nin altın çağını yaşatacak olan “Altın Çocuklar” olarak tarih sayfasındaki yerlerini alacaklardır.  Kısacası, “Devlet eko sistemi” de böylelikle desteklenmiş oluyor.

Fikir çalanların çeşitli etkinliklerde boy göstermelerinden büyük zevk alıyorum. Neden biliyor musunuz? Çünkü her biri ile ayrı ayrı görüşüp, “Bu fikirleri, gelin beraber yapalım” deseniz; genelde “Tamam” diyerek kendi cemaat ya da cemiyet mensupları ile bu fikirleri hayata geçirmeye çalışıp, bazen devlet büyüklerine bazense bağlı oldukları kurumlara “Bakın biz iş yapıyoruz” izlenimi verebiliyorlar. 

Ne acı; ön plandalar ve fikirleri yok. Üstelik sağdan ve soldan aldıkları fikirleri “Biz bulduk” diyerek sahiplenecek kadar zavallılar. 

Bizim amacımız zaten dile getirilmesi. Yapacak olan yine bizleriz. Üstelik sayımızı çoğaltmamız lazım. Adamı “Bilgi İşlem”in başına getirmişler ya da bilgi teknolojileri ile alakalı kuruma, poz vermekten başka bir şey yapmıyor mesela. O etkinlik senin bu etkinlik benim koşturuyor.

İyi de kardeşim; bak şimdi sana şu soruları soran yok mu?

1-) Amerika ile savaş halindeyiz. Teknolojik altyapın tamamen sana mı ait? Müttefikiz diyorsan ayrı da bizim Savunma Sanayimiz NATO standartlarına uyumlu olduğu gibi, bu standartları belirleyecek yetkinliğe de sahip…

2-) Kurumlarında kullandığın WindowsLinux işletim sistemlerinin kontrolü sana mı ait? Güncellemelerini sen mi geliştiriyorsun? Bakınız; “Yapıyorsun” demedim. “Geliştiriyor musun” dedim…

3-) Kullandığın (şimdi marka verip reklam yapmayayım) “Güvenlik duvarı… Veri kaybı önleme platformu” gibi güvenlik enstrümanları hangi ülkelere ait? Şartnameleri hangi firmalardan temin ediyorsunuz? 

4-) “Yerli ve Milli ve Whatsapp’ın alternatifi” dediğiniz PTT’nin uygulaması hangi platformlarda yayınlanacak (appstore, googleplay) bir söyleyin bakalım? Eski Başbakan demedi mi size “Tarla bizim olsun da hasat da bizim diyelim” diye. Eee… bu neyin tarlası neyin hasadı?

5-) “Bakanlık sevdasında” olanlar ne ürettiler de bakanlık isterler?

6-) “Robot sanayi” ne zaman kurulacak?

7-) “Milli Bilişim Seferberliği” nedir? Gerekli enstrümanlar nelerdir?

Son olarak söyleyeceklerim şunlar; Mehmedim canı pahasına bu vatanı korurken bizler de boş boş duramayız. “Siber Güvenlik” ve “Endüstri 4.0” sadece boş konuşmakla olmaz! Evet uslup dışardan bakınca sert görünebilir; ancak biz “Milli ve Yerli” olabilmek için mevzuya içerden bakanlarla kardeşliğin hakkını verebiliyoruz.

Sürçülisan ettiysek affola. “Af ola” da, cepheye yakın zamanda robotlar sürülür, ülke içinde teknolojik kaos ile halk galeyana getirilirse o zaman bırakın uslubu, başımıza gelebilecekleri aklınızdan dahi geçiremezsiniz.

Son bağımsız insanlar olarak aklımızı başımıza almazsak, yeni nesillerimizi köle olarak yetiştirmiş olacağız. Tek yapmamız gereken çocuklara emzik niyetine verdiğimiztabletlerin sınırlı ve verimli kullanımını sağlamak için uzmanlar tarafından tavsiye edilen uyarılara uyarak çocuklarımıza güzel örnek olmaktır. Belki bağlı olduğunuz cemiyet size “Mars’ta yaşam” vaat ediyor olabilir ve buna kimse bir şey diyemez. Ancak, Notre Dame’ın Şatosu yandı diye şatonun sahipleri ve ziyaretçilerinin korkusuna benzer bir korku umarım ülkemizde bulunan ve İsrail’in yerli görünümlü firmalarının başına da gelmeden, tüyü bitmemiş yetimlerin hakkını yemekten vaz geçer veya geçirilirler.

Durumun vehametini konunun uzmanlarından ve yöneticilerinden biri olan “HAVELSAN Genel Müdürü Ahmet Hamdi Atalay şöyle özetledi: 

“Türkiye’de kullanılan siber güvenlik ürünlerinin yüzde 97’sinin dış kaynaklıolduğunu belirten Ahmet Hamdi Atalay, Kendimizi onlara teslim etmişiz.” dedi. 

Türkiye Bilişim Derneği’nin düzenlediği “2. Siber Güvenlik Ekosisteminin Geliştirilmesi Zirvesi”, Bilgi Teknolojileri Kurumu’nda toplandı; Atalay, toplantıda şunları söyledi:

Siber güvenlikte yerli ve milli çözümler olmazsa olmazımız. Bilgi Güvenliği Derneğiolarak elde ettiğimiz istatistiklere göre Türkiye’de kullanılan siber güvenlik ürünlerinin yüzde 97’si dış kaynaklı.

Bunların yüzde 55’i Amerikan menşeili, yüzde 35’i İsrail menşeili görünüyor ama biliyoruz ki, Amerikan menşeili olanların da arkasında İsrail kaynağı var.

Türkiye’deki siber güvenlik çözümlerinin en az yüzde 80’i İsrail menşeili.

Tek diyebileceğim, şu zaman diliminde kimin kime ve hangi amaca hizmet ettiği bu kadar açıkken, cephede Mehmedim şehit olurken, bizim de elimiz armut toplamaz.

Geliştirir, fikir verir konuşturur yine safı belli olan karınca misali, yangına ağzımızdaki bir damla su ile koşar ve işimize bakarız.

Popüler meslekler başlığında güncelleme yapma zamanı geldi.

Herkes “siber güvenlik uzmanı” olmaya başladığına göre en iyisi “Yapay Zeka Mimarı” veya “Fikir Sıçanı” olmak.

.

Tags : milli ve yerli teknolojilersiber güvenlik
burakbozkurtlar

The author burakbozkurtlar

Leave a Response