siber devriye3

Son dönemde “suça sürüklenen çocuk” söylemi üzerinden meşrulaştırılmaya çalışılan vahşet, Türk milletinin vicdanında derin bir öfke oluşturdu. Henüz reşit değil bahanesiyle masum çocukları katleden, sokakları ve toplu alanları güvensiz hâle getiren çocuk kılıklı canilere karşı artık toplumda tek bir beklenti var: Caydırıcılık.

Bu haklı beklentiye Cumhurbaşkanımız da sessiz kalmadı. Yeni yasal düzenlemelerle, “nasılsa cezasız kalırım” ya da “bir gün af çıkar” algısıyla suç işleyenlerin önüne geçilecek, ağır suçlarda yaş faktörünün bir kalkan olarak kullanılmasının önüne set çekilecek. Bu düzenlemelerin Meclis gündemine hızla geleceği ve yasalaşacağı artık biliniyor.

Ancak kamuoyuna henüz yeterince yansımayan, kamu güvenliği açısından son derece kritik bir başka gelişme daha var. Bunu paylaşmayı bir sorumluluk, hatta bir borç olarak görüyorum.

Yapay Zekâ Destekli Kamu Güvenliği Artık Sahada

İçişleri Bakanlığı’na bağlı emniyet ve jandarma personelinin kullandığı yaka kameraları, uzun süredir yalnızca kayıt almakla sınırlı değil. Bu kameralar, görüntü işleme teknolojileri sayesinde; evrak kontrolü sırasında kameranın açısına giren yüzleri analiz edebiliyor, kimlik denetimine ilişkin uyarıları merkezi komuta sistemine anlık olarak iletebiliyor.

Merkezde görevli yetkililer bu uyarıları değerlendiriyor ve saha ekiplerine anında aksiyon aldırıyor. Aynı teknolojinin, KGYS kapsamında kullanılan güvenlik kameralarında da aktif olarak kullanıldığı artık bilinen bir gerçek. Yeni dönemde bu sistemler bir adım daha ileri taşındı.

Toplu Taşıma ve Açık Alanlarda Akıllı Denetim

Metro, tren, metrobüs, otobüsler ve istasyonlar…
Kamusal açık alanların tamamında, yaka kameralarında kullanılan yüz tanıma ve davranış analizi yetenekleri, artık yapay zekâ destekli denetim mekanizmaları ile çok daha güçlü şekilde devrede.

Suçluların geliştirdiği yöntemler dahil binlerce verinin girildiği ASENA yazılımının, tespit ve öngörüleri doğrultusunda yapılan soruşturmaların ardından düzenlenen operasyonlarda tonlarca uyuşturucu, silah ve suç unsuru ele geçirildi. ( Muhammed Ali Yiğit – Anadolu Ajansı )

Milli veri setleriyle eğitilen yerli yapay zekâ sistemleri;

  • Yüksek sesle çevreyi rahatsız edenleri

  • Kavga ve şiddet eğilimi gösteren davranışları

  • Ani panik, tehdit ve saldırı içeren durumları

anomali olarak tespit ediyor ve otomatik alarm üretiyor.

Bu alarm, önce merkezi komuta sistemine, ardından en yakın saha ekiplerine yönlendiriliyor. Her birkaç istasyonda bir konuşlu güvenlik ekipleri sayesinde olay, büyümeden akut aşamada kontrol altına alınıyor ve ilgili kişiler adli sürece teslim ediliyor.

Uzun süredir testleri devam eden Yapay Zekâ Destekli Kamu Güvenliği Teknolojileri, artık teoride değil, fiilen sahada.

Sessiz Yardım Çığlıkları da Artık Görülüyor

Dünya genelinde bilinen, özellikle kadınların kullandığı sessiz yardım el işareti… Artık bu işaret, KGYS’ye bağlı kameralar tarafından algılanabiliyor.

Kamera bu hareketi tanıdığı anda sistem otomatik olarak alarm üretiyor. Önce komuta merkezi, ardından olayın yaşandığı noktaya en yakın ekipler yönlendiriliyor. Bağırmaya gerek kalmadan, panik oluşturmadan, failin fark etmesine bile imkân vermeden müdahale sağlanıyor.

Kamu Güvenliğinde Yeni Aşama: Proaktif, Entegre ve Yapay Zekâ Destekli Denetim

Bilindiği üzere; marketler, okullar, hastaneler, alışveriş merkezleri ve benzeri kamusal nitelik taşıyan işyerlerinde güvenlik kamerası bulundurma zorunluluğu yasal mevzuatla düzenlenmiş durumdadır. Mevcut mevzuat kapsamında bu alanlarda kullanılan kamera sistemleri, olası bir olay sonrasında kolluk kuvvetlerimiz tarafından incelenebilmekte; adli ve idari süreçlerde delil olarak kullanılabilmektedir.

Bu kamera sistemleri genellikle;

  • Yerel (lokal) kayıt cihazları,
  • Ağ tabanlı kayıt altyapıları,
  • Bulut teknolojileri üzerinden yedekli kayıt

şeklinde çalışmaktadır.

Bugüne kadar bu sistemler ağırlıklı olarak olay sonrası inceleme amacıyla kullanılmıştır. Ancak gelinen noktada, bu yaklaşımın yeterli olmadığı artık açıkça görülmektedir.

Mevzuat Genişliyor, Teknoloji Sahaya İniyor

Yapay Zekâ Destekli Kamu Güvenliği Teknolojileri kapsamında, mevcut kamera sistemlerinin yalnızca kayıt alan değil, aynı zamanda analiz eden ve önleyici rol üstlenen bir yapıya kavuşturulması yönünde çalışmaların sürdüğü artık bir sır değildir.

Yeni dönemde yapılması beklenen yasal düzenlemelerle birlikte;

  • Gerekli ve yetkilendirilmiş durumlarda,
  • Hukuki sınırları açıkça çizilmiş şekilde,
  • Mevcut kamera altyapılarına entegre edilecek donanım ve yazılımlar aracılığıyla,

merkezi komuta sistemleriyle anlık veri paylaşımı ve alarm üretimi mümkün hâle gelecektir.

Bu sistemler, kayıtları sonradan izlemekle yetinmeyecek; gerçek zamanlı olarak anomali tespiti yaparak, riskli durumlar ortaya çıktığı anda otomatik alarm üretecektir. Üretilen alarm önce komuta merkezine, ardından da olayın yaşandığı noktaya en yakın saha ekiplerine iletilecek; böylece suç, daha gerçekleşmeden ya da büyümeden engellenebilecektir.

Proaktif Güvenlik Dönemi

Bu yaklaşım, kamu güvenliğinde köklü bir zihniyet değişimini ifade etmektedir:
Reaktif değil, proaktif güvenlik.

Yeni sistemlerle birlikte;

  • Kalabalık içinde sürekli tehdit oluşturan davranışlar,
  • Üzerinde silah sayılabilecek materyaller taşıyanlar,
  • Uyuşturucu ve benzeri yasaklı maddeleri taşıyan, dağıtan ya da bu yönde hal ve hareketler sergileyenler,
  • Toplumsal huzuru bozan ve şiddet eğilimi gösteren kişiler,

devletin nefesini enselerinde hissedecektir.

Buna karşılık;
kanunlara uyan, vatandaşlık sorumluluklarını yerine getiren, kamusal alanlarda huzur ve düzen içinde yaşamak isteyen herkes için güvenlik seviyesi en üst noktaya taşınacaktır.

Cezasızlık Algısı Tarih Oluyor

Yeni yasal düzenlemelerle birlikte, cezasızlık algısının ortadan kaldırılacağı bizzat Cumhurbaşkanı tarafından açıkça ifade edilmiştir. Suçun yaşı, şekli ya da bahanesi ne olursa olsun; kamu düzenini ve insan hayatını tehdit eden fiiller karşısında devletin tavrının netleştiği görülmektedir.

Aynı şekilde, Yapay Zekâ Destekli Kamu Güvenliği sistemlerine ilişkin;

  • Proaktif denetim mekanizmaları,
  • Kurumsal yetkilendirme sınırları,
  • Veri güvenliği ve hukuki denetim çerçevesi

konularında da ilgili kurumlar ve yöneticiler tarafından kapsamlı açıklamaların ve düzenlemelerin çok yakın bir zamanda kamuoyuyla paylaşılacağı anlaşılmaktadır.

Mesaj Net, Yön Belli

Bu yeni dönemde verilen mesaj son derece açıktır:

Devlet yalnızca izlemiyor. Devlet analiz ediyor, öngörüyor ve önlüyor.

Bu sistemler, hukuka bağlıdır.
Ama aynı zamanda tavizsizdir.

Vatandaşa güven verir,
suçluya ise net bir uyarı yapar:

Kaçacak alan daralıyor.

Tam yerinde bir final başlığı Burak. Bu bölüm, anlatının devlet aklı – ıslah – caydırıcılık – toplumsal refah eksenini tamamlıyor. Aşağıda metni; imlası temizlenmiş, kavramları netleştirilmiş, “korkutma” gibi ifadeleri hukuk dili içinde proaktif güvenlik çerçevesine oturtarak, çok daha güçlü ve olgun bir hâle getirdim. Senin çizginde: sakin ama sert, umut veren ama tavizsiz.

Cezaevlerinde Yeni Dönem: Islah Odaklı, Proaktif ve Yapay Zekâ Destekli Güvenlik

Özellikle açık cezaevlerinde pilot olarak uygulandığı bilinen yeni nesil görüntü işleme teknolojileri, kamuoyunda uzun süredir tartışılan önemli bir soruna çözüm üretmeyi hedeflemektedir. Bilindiği üzere, bazı cezaevi modellerinde “ıslah” amacıyla atılan adımlar, zamanla örgütlenmeyi, suç ağlarının genişlemesini ve radikalleşmeyi besleyen bir zemine dönüşebilmektedir.

Devletin bu riski gördüğü ve buna karşı önleyici, akıllı ve kontrollü bir güvenlik mimarisi geliştirdiği artık açıktır. İngiltere Adalet Bakanlığı’nın cezaevlerinde artan şiddeti yapay zekâ destekli erken uyarı sistemleriyle önlemeye yönelmesi, Türkiye’nin de aynı küresel eğilimleri ve riskleri yakından takip ederek benzer pilot çalışmaları bilerek ve planlı şekilde hayata geçirmesinin hiç de şaşırtıcı olmadığını açıkça göstermektedir.

Görüntü İşleme ile Islahı Sabote Eden Yapılar Tespit Ediliyor

Yeni nesil görüntü işleme ve yüz tanıma teknolojileri sayesinde;

  • Kapalı veya açık alanlarda olağan dışı kümelenmeler,
  • Sürekli tekrar eden şüpheli temaslar,
  • Cezaevi düzeniyle bağdaşmayan hiyerarşik davranışlar,
  • Islah sürecini baltalayan yönlendirme ve baskı ilişkileri

anomali olarak tespit edilebilmektedir.

Bu sistemler, bireyi değil davranış örüntülerini analiz eder. Amaç cezalandırmayı artırmak değil; cezaevi ortamının suç üretir hâle gelmesini engellemek ve ıslah sürecini korumaktır.

Yapay Zekâ Öğrendi, Tecrübe Birikti

Cezaevlerinde uzun süredir kullanılan kamera sistemleri sayesinde, yüz tanıma ve davranış analizi altyapılarının arka planında çalışan yapay zekâ modelleri için yeterli veri seti oluşmuş durumdadır. Bu veri setleri;

  • Normal davranış kalıplarını,
  • Riskli etkileşimleri,
  • Güvenlik zafiyetine dönüşen alışkanlıkları

ayırt edebilecek olgunluğa ulaşmıştır.

Bu birikim, yalnızca cezaevleriyle sınırlı kalmayacak; elde edilen tecrübelerle toplum genelinde suçu önleyici, erken uyarı üreten ve düzeni koruyan proaktif güvenlik yaklaşımlarına katkı sağlayacaktır.

Toplumun Beklentisi Net: Islah Gerçek Olsun

Toplumda cezaevlerine dair beklenti çok açıktır:
Suçlunun cezaevinden daha örgütlü, daha sert ve daha tehlikeli çıkması değil;
hukuka, topluma ve yaşama uyum sağlayabilecek bir birey hâline gelmesi.

Yapay zekâ destekli denetim mekanizmaları bu noktada bir baskı aracı değil, bir denge unsurudur. Islahı sabote eden yapılar dağıtıldığında, gerçek rehabilitasyon çalışmaları da anlam kazanacaktır.

Proaktif Yaklaşım: Suçu Doğmadan Boğmak

Yeni dönemde benimsenecek yaklaşım;
olmuş bitmiş suçları saymak değil,
olabilecekleri öngörmek üzerine kuruludur.

Bu sistemler;

  • Suç niyetini erken fark eder,
  • Caydırıcı bir psikolojik eşik oluşturur,
  • Devletin “orada ve tetikte” olduğunu hissettirir.

Bu bir korkutma değil;
hukuk içinde caydırıcılıktır.

Kanunlara uyan, topluma zarar vermeyen herkes için bu sistemler güvence üretir.
Suçu alışkanlık hâline getirenler için ise net bir mesaj verir:

Bu düzen artık eskisi gibi işlemiyor. Sonuç: Islah + Güvenlik + Teknoloji

Cezaevlerinden toplu taşımaya, kamusal alanlardan sokaklara kadar uzanan bu yaklaşım; Türkiye’nin yeni nesil kamu güvenliği anlayışının temelini oluşturmaktadır. Islahı güçlendiren, örgütlenmeyi bozan, suçu önleyen, toplumsal refahı yükselten bir sistem… Devlet aklı, teknoloji ve hukuk aynı hizada ilerlemektedir. Bu bir geçici uygulama değil;
yeni dönemin kalıcı güvenlik mimarisidir.

Yeni Güvenlik Anlayışı: Görünmeyen Ama Hissedilen Devlet

Taksilerde hayata geçirilen bu model, aslında daha büyük bir dönüşümün küçük ama çok çarpıcı bir örneğidir.

Devlet artık; yalnızca suç sonrası gelen değil, yalnızca şikâyet bekleyen değil, yalnızca rapor tutan değil, öngören, analiz eden ve önleyen bir güvenlik mimarisi kurmaktadır.

Bu mimari; Kanunlara uyan vatandaş için huzur, suç işlemeyi düşünenler için ise psikolojik baskı ve caydırıcılık üretir. Mesaj nettir: Devlet orada. Sessiz ama tetikte. Görünmeyebilir, ama hissedilir.

Sesli Uyarı ve Psikolojik Caydırıcılık

Sistem yalnızca sessiz çalışmakla sınırlı değildir. Hukuki çerçeveye uygun şekilde, belirli risk eşiklerinde sesli uyarı mekanizmaları da devreye alınabilecektir.

Örneğin yeni düzenleme sonrası taksiler ile otobüs, metro, metrobüs, tren gibi tüm toplu taşıma anons sitemlerinde aşağıdaki gibi uyarıları duymak pek de uzak görünmüyor;

Bu yolculuk, KGYS kapsamında kayıt altına alınmaktadır.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti, vatandaşlarının güvenliğini ve refahını öncelemektedir.
Lütfen yolculuk kurallarına uygun davranınız.” 

Bu tür uyarılar, KVKK hükümleri gözetilerek, bilgilendirme yükümlülüğü kapsamında ve yalnızca kamu güvenliğini sağlama amacıyla pek ala kullanılabilir. Buradaki amaç gözetlemek değil; suçu daha gerçekleşmeden durdurmaktır. Çoğu zaman bir kişinin “izlendiğini bilmesi”, suçu işlememesi için yeterlidir.

Yani hukuk korunurken, kamu güvenliğinden de taviz verilmeyecektir. Taksilerde hayata geçirilen bu model, aslında daha büyük bir dönüşümün küçük ama çok çarpıcı bir örneğidir.

Dijital ve Siber Devriye: Görünmeyen Ama En Etkili Güç

Artık güvenlik yalnızca sokakta, meydanda ya da kameranın gördüğü yerde sağlanmıyor. Dijital ve siber devriye kavramı, kamu güvenliğinin yeni ve vazgeçilmez unsuru hâline gelmiş durumda. OSINT (Açık Kaynak İstihbaratı) temelli, yapay zekâ destekli siber devriyeler; suç içerikli sosyal medya paylaşımlarını, tehdit dilini, şiddet çağrılarını ve örgütlenme sinyallerini 7/24 izliyor. Bu nedenle dijital ortamda iz bırakmadan hareket edebilmenin, suçu planlayıp görünmez kalabilmenin artık pek mümkün olmadığı açıkça görülüyor.

OSINT, hafife alınacak bir alan değildir. Öyle ki, Venezuela Devlet Başkanı’nın kaçırılması sürecinde dahi ABD’nin komuta merkezinden basına servis edilen görüntülerde açık kaynak verilerin ve dijital izlerin operasyonel değeri net biçimde ortaya konmuştur. Yani bugün sosyal medyada atılan bir mesaj, paylaşılan bir video ya da kurulan bir ağ; yalnızca içerik değil, istihbarat üretir.

Bu noktada Siber Güvenlik Başkanlığı’nın özellikle kamu güvenliği ekseninde daha aktif, daha merkezi ve daha belirleyici bir rol üstlenmesi artık bir tercih değil, zorunluluktur. Dijital devriyelerin sahadaki kolluk kuvvetleriyle eşgüdüm içinde çalışması; suçun dijitalde filizlenmeden, sokakta can almadan önce durdurulmasını sağlayacaktır.

Öte yandan, Atlas evladımızın katledilmesiyle toplum vicdanında açılan yara, devletin elindeki yetkilerin daha kararlı ve daha hızlı kullanılmasını da kaçınılmaz kılmıştır. Cumhurbaşkanlığı’nın kararname yetkisi, “suçlu profiline uyan”, topluma açık ve net biçimde zarar veren, dijitalde ya da fiziki alanda tehdit oluşturan unsurların gecikmeksizin toplanması ve etkisiz hâle getirilmesi için kullanılmayacaksa; “şimdi değilse ne zaman?” Sorusunu akıllara getirmektedir.

Bu çağda güvenlik; dijital, siber ve fiziki alanın aynı anda yönetilmesini gerektirir. Devletin bunu gördüğü, hazırlığını yaptığı ve adım adım uygulamaya geçtiği açıktır. Vatandaş için bu; daha fazla huzur demektir. Suç işlemeyi düşünenler içinse mesaj nettir: Kaçacak alan daraldı. Dijitalde de, sokakta da devlet tetikte.

 

NOT: Türk milletini derinden yaralayan hatta belki de çileden çıkaran bu üzücü olay sonrası Atlas’ın fotoğrafına baktıkça hüzünleniyor ve kahroluyorum. Suça sürüklenen çocuk diye bir kavramı kabul etmiyorum. Kanunlarımızda acil düzenlemeler yapılıp ortalığa suç makinesi olarak saçılmış sözde çocukları ve bu canileri ortalığa adeta suç makinesi olarak teşvik eden ailelerin de cezalandırılmasının, toplumumuzdan ivedilikle izole edilmesinin artık ulusal güvenlik konusu olduğunun altını özellikle çizmek istiyorum. Ayrıca televizyonlarda neredeyse tüm kanallarda yayınlanan Türk aile yapısını bozan, ahlaksızlığı ve şiddeti körükleyen tüm dizi ve gündüz kuşağı programlarının yerine topluma fayda sağlayacak yapımların almasını şiddetle öneriyorum. Cumhurbaşkanlığı Kararnamelerinin bu yönde kullanılmasının önemine de bir kere daha vurgu yapıyorum. Atlas, Ahmet, Hakan, Alperen, Narin, Özgecan ve ismini sayamadığım katledilen tüm çocuklarımızın acılı ailelerine sabırlar diliyorum.

 

Yazının videolu özeti 👇👇👇👇👇👇👇👇👇👇👇👇👇👇👇👇👇👇

https://www.nefes.com.tr/erdogandan-atlas-aciklamasi-caniler-gereken-dersi-almali-97537

https://www.cumhuriyet.com.tr/dunya/cezaevlerinde-yeni-donem-yapay-zekayla-siddete-gecit-yok-2422837

https://cdn-uym.ibb.gov.tr/uym2021/haberler/ulasimda-yapay-zek%C3%A2-donemi

https://www.aa.com.tr/tr/bilim-teknoloji/jandarma-icin-gelistirilen-yaka-kamerasi-suclulari-tespit-ediyor/2444999

https://gazeteoksijen.com/turkiye/atlas-caglayani-olduren-15-yasindaki-katilin-ifadesi-uzerime-geldi-bicagi-karnina-vurdum-262815

 

Tags : Açık Alanlarda Akıllı DenetimCezasızlık AlgısıKamu Güvenliğimerkezi komuta sistemisessiz yardım el işaretisiber güvenliksiber güvenlik başkanlığıyaka kameralarıYapay Zekâ Destekli Kamu Güvenliği
grey

The author grey

Leave a Response