siber güvenlik

BilgiDik Gazetesiber güvenlikSiber istihbarat

Yapay Zekaya Diyanet Fetvası

ai

“Yapay Zeka ile Hükümet Yönetim Sistemi başlığı, kendi adıma oldukça heyecan verici bir başlık oldu diyebilirim.

Tam anlamıyla uygulandığı bir yer henüz yok.

Çin, birçok konuda ön plana çıkıyor olmasına rağmen hükümet yönetim sisteminin başlangıcında.

Sadece bizde değil yani dünyada yok.

Ancak ülkemizde, ilk olarak Cüneyt Zapsu tarafından dile getirilmişti.

Dünya Ekonomik Forumu (WEF) tarafından sermayenin enternasyonali olarak tasarımlanan Davos Zirvesi ‘Parçalanan Dünyada Ortak Gelecek Oluşturmak’ temasıyla düzenlendi.

Cumhurbaşkanlığı eski danışmanlarından Cüneyt Zapsu da o zirvedeydi.

Zapsu, o zirvenin hemen ardından “yeni çağ” ve “yeni dünya düzeni” ile ilgili ilginç açıklamalar yaptı.

İnsanlığın geldiği ve hızla tükettiği teknoloji, artık hükümet yönetim sistemine de dahil olacak.

“Yapay zeka ile siber güvenlik yöneticisi” başlıklı akademik çalışmam esnasında literatür taraması yaparken biraz karamsarlığa da kapılmadım dersem yalan olurdu. Çünkü, 1977 yılında “MIT” tarafından hazırlanmış olan birçok makale vardı.

ilk olarak şu cümleyi kurdum; “Yıl 2018 ve biz yapay zekayı konuşuyoruz, uygulama alanları arıyoruz ve adamlar 1977 de yapay zekayı yazmış… Vay canına…”

BAŞKANIN TALİMATI VE VATANDAŞIN BAŞKANA VERDİĞİ TALİMAT YETKİSİ ARASINDAKİ FARK!..

Sonra hemen, “Cezeri gibi ilk robotik çalışmaları kim yapmış?.. Başka kim bu alanlarda çalışmalar yapmış!..” diye merak ettim.

Algoritma dediğinizde Harezmi olduğu bilinen ama salt “Harezmi” denildiğinde kimsenin ne olduğunu bilmediği bir gerçeklikle karşılaştım.

Devlet arşivlerinden, “Feza” başlıklı yazışmaları bulma sürecine giriştim…

Şimdi, tüm bunlar bir kenarda dursun, biz “Yapay Zeka ile Belediyecilik” üzerine, uygulama tarafına odaklanıp, bir kaç örnek ile dünyada ve ülkemizde neler oluyor hep birlikte bakalım.

Bilindiği gibi eğer belediye başkanı bir talimat verirse, bu talimat emir niteliğindedir.

Çünkü Başkan, asla kamu zararına bir iş yapmaz ve minimum zaman, maksimum fayda ilkesi ile çalışma esasına uyar.

Rutin işler için standart emirler örnek karar niteliğindedir ve ayrıca bir onaya ihtiyaç duymadan, süreklilik arz ederek konu başlıkları kapanır, kapatılır ve şüpheli bir işlemse yeniden incelenmek üzere tekrar talep edilir.

Diğer taraftan, “Vatandaşın talebi nedir… Hangi birimin işi ve bu birimdeki insan unsurunun hataları, zaafiyetleri nelerdir?..”

Eğer vatandaştan gelen talep, başkanın verdiği standart talimatlar içinde varsa, görev yazısı personele tebliğ edilir ve personel tereddütsüz uygular.

Yani, burada asıl sorun başkanın talimatı hemen yerine getirilirkenvatandaşın başkana verdiği talimat yetkisini, kendisi kullanması halinde aynı süratle işin çözülmüyor olması.

İşte, asıl sorun ve yapay zeka ile belediyeciliğe kısa bir örnek. Detayları akademik çalışmamızda derliyoruz…

YAPAY ZEKÂ BİR YANDAN ÜRKÜTÜRKEN BİR YANDAN DA UMUT GİBİ…

Ülkemizde Yapay zekayı başarı ile besleyen ilk çalışma BİMER olmuştu.

Şimdilerde ise CİMER ve hemen ardından İçişleri Bakanlığı tarafından yakın zamanda devreye alınan “Açık Kapı” uygulaması, “Yapay Zeka ile Hükümet Yönetim Sistemi” öncesi ilk kullanılan platformlar bu şekilde sıralanıyor.

Aslına bakarsanız, insanlığın disipline edilmesi, ahlaksız ve topluma zarar verendiğer tüm unsurların tespit edilerek yok edilmesi ve benzer daha birçok olumsuz başlığın verdiği rahatsızlıkları ortadan kaldırabilmek için ‘Yapay Zeka‘dan medet ummak, insanlığın geldiği bu noktada çok üzücü bir durum.

Yapay zekanın bir tarafı hızla ürkütücü bir hal alırken diğer tarafı da insanlığa umutolacak gibi görünüyor…

Çin, bilinen teknolojilerin ucuz işçisi konumundan, teknolojik donanım, yazılım ve bu sistemlere bağlı teknolojileri geliştiren güçlü bir ülke konumunda.

Hindistan‘ın yazılım geliştirme ve matematikteki başarısına, nitelikli ve geliştirici gençliğimiz ile rakip olabilir miyiz bilinmez ama önümüzde ayan beyan ortada duran tehlikelerin de farkında olmakta fayda var.

Bu tehlikelerin en başında elbetteki insan faktörü gelmektedir.

“Geliştirme”den anlamayan ama gençleri sömürerek ön planda “iş yapıyorum” görünümünde olan insan müsveddelerinin halen daha kamu ve özel sektörde cirit atmaları büyük bir sorun olarak şu zamanda bile karşımıza çıkıyor.

Yapay zeka ve bu teknolojiyi besleyen tüm platformların hızla yaygınlaşması ise, bu tip zararlı insanların da tespit edilmesi ve elbette ki ortadan kaldırılması için büyük önem arz etmektedir.

Çünkü, gerçek geliştiriciler bu tip kişi ve temsil ettiği kurumlardan uzaklaşarak bireysel çabalar ile vakit kaybedebiliyor ya da yurt dışına giderek hayallerinin işçisi oluyor.

Bizim için, bilmeden biliyor görünmeye çalışmak tehlikelerin başında gelen en büyük sorun.

“Bu davranış biçimi insanın doğasında var ne yapabiliriz!..” demeyin lütfen.

Hiroşima ve Nagazaki’ye atom bombasını yiyen Japonya, robotik teknolojiler üzerinde de çok sıkı geliştirmeler yaptı, doğrudur.

Ancak, bilinen tüm teknolojilerini, Amerikan standartlarında geliştirdiğini de biliyoruz. Yani, işlemcin veya ana kartın bana aitse, işlemci ve ana kartımı kullanan teknoloji de benim kontrolümde demektir.

Çin, ucuz işçi olarak Five-Eyes teknolojilerini ve bu teknolojilere bağlı standartlarda başta Apple olmak üzere birçok teknoloji devine üretim yaparken, ethernet kartısayesinde tüm rakiplerini gizlice dinlediğini tüm dünyaya ilan ede dursun, bizim sözdeOxford mezunu yöneticilerimiz “Reis Arkandayız!..” sloganları ile anca “şöyle milli, böyle yerli… türünden ve daha nice saçma dijital dönüşüm planları ile ortalıkta gezinip dursunlar.

Bilişim alanında da tüm kalelerin yabancılar tarafından zapt edildiğini ve özellikle hızla artan teknoloji cambazlarının asıl hedeflerini Türk gençliği çok iyi bildiği için panik yapmaya gerek yok!

Asıl soru şu; “Reis arkandayız!..” diyenler tarafından “Milli ve yerli…” söylemleri ile ülkemize yutturduğu ve hızla uygulamaya geçen üstelik bağımlılık da yapan teknolojilerin şalteri kimin elinde?

Yani, falanca kurumun, falanca isimli başkanı mı geliştirdi o donanımı veya yazılımı?

Yoksa, “Five-Eyes” mı?

“Yapay Zeka ile Hükümet Yönetim Sistemi” öncesinde, insana dayalı hata ve zaafiyetleri tüm ayrıntıları ile bizlere yaşatan herkese teşekkür etmek gerek.

Yoksa, ruhu bile olmayan bir yapay zekaya; “Bak insan neler yapıyor böyle görüyor musun? Şimdi bu ve buna benzer durumlarla karşılaşırsan derhal şu protokolleri devreye al” diyerek insanlığı terbiye ettirmeye çalışmak sizce de garip değil mi?

“REİS ARKANDAYIZ!..” SLOGANCILARI İLE “ATAM İZİNDEYİZ” TEZATÇILARI VE DİYANET İŞLERİ BU İŞLERE NE DER!..

Son olarak, şu zamanda “Reis arkandayız!..” diyerek cahilce yapılan sözde işleri gördükçe, zamanında “Atam izindeyiz!..” diyenlerin yaptıkları tezatların bir yansımasının da bu günlerde benzer şekilde ayyuka çıktığını görüyoruz.

“Dünyada robot üreten ilk ülke olamadık!..”

“Dünyada robota ilk vatandaşlık veren ülke de (Suudi Arabistan) olamadık” diye ağlamanın anlamı da yok.

Hadi onları bile olsun yapamadık! Pek ala, “Robot Sex işçilerinin de konuşulduğu günümüzde, alkolden, şans oyunları ve başka haram kalemlerden alınan yüksek vergi ile ülkemizde sadece robotlardan oluşan bir genel ev açmak da mümkün olur mu?” diye de sorulabilir!

Böyle bir “teknoloji“nin ülkemizde iş yapacağı muhakkaktır da…

Dini konuda gerçekleştirilebilecek pek çok yazılım yerine teknoloji ve yazılımı sadece ayarsız hoparlörlerden ezan okutmak ve camilere “dijital namaz vakitleri tabelası” asmak dışında ne kendine ait televizyonunda ne de radyosunda kullanamayan Diyanet işleri başkanlığımız, gençlerin kötü alışkanlıklar ve fuhuştan uzak tutulması için yapılan bu “gelişim”e cevaz verir mi! Eğer cevaz verilir ve davet de edilirse Diyanet Başkanı, böyle bir durumda açılışta resmi kıyafeti ile mi yoksa “tebdili kıyafet” ile mi bulunur?

Bir de “Robotlarla evlilik” caiz midir? Robotlardan eş almak isteyen erkek ve kadınların robot eş alımında da sınır var mıdır?

Robotların şiddete maruz kalması veya verdiği hizmetlerde aksaklık yaşanması halindeBTK‘nın tebessümünden bizleri mahrum bırakmayan eski başkanı “Instagram’da global olarak yaşanan sıkıntı ortadan kalktığı için ülkemizde instagram aktif olarak kullanılmaya başlanmıştır” gibi açıklamaları robotlarda yaşanabilecek olası erişim sorunları konularında da duyacak mıyız?

Sonra, bir de esir alınan savaş robotlarının haklarını kim belirleyecek? Savaşta ele geçirilen robotlar “başka amaçlar” için kullanılabilir mi?

Diyanet işleri başkanımız, yapay zeka için fetva ya da bir hutbe verecek mi?

Benzer daha pek çok soru sıralanabilir…

Varlığını Türk varlığına armağan ederek, Kâinatın Efendisi’nin “Türkler size dokunmadıkça siz de onlara dokunmayın” hadisi şerifini hatırlatarak, “Türk gençliğini az daha hafife almaya devam edenlerin vay haline!..” diyerek Siber Güvenilir günlerdilerim…

.

Burak Bozkurtlar, dikGAZETE.com

Devamını Oku
Bilgi Güvenliğisiber güvenlikSiber istihbarat

Ucuz İşçi Çin, Amerikan Teknolojilerinin ve Siber İstihbaratın Yeni Patronu mu Oldu?

hacked

Bloomberg’den By Jordan Robertson and Michael Riley’in haberine göre Büyük bir ABD’li telekomünikasyon şirketine ait bilgisayar sistemlerinde, Super Micro Computer firmasına ait ve manipüle edilmiş bir donanım olduğunu keşfetti. Ağustos ayında açıklaması yapılan bu olayda, telekom şirketi için çalışan bir güvenlik uzmanına göre de, ABD için kritik öneme haiz teknoloji bileşenlerinin de etkilendiğini gösteren yeni kanıtlar çıkardı.

Güvenlik uzmanı Yossi Appleboum, Bloomberg Businessweek’teki bir araştırma raporu yayınladı. Raporda, iki yıllık bir dönem boyunca Supermicro’ya ait sunucuların anakartlarında, alt yükleniciler tarafından geliştirilmiş ve sunuculara entegre edilip, kötü amaçlı yongalar üretme emrini nasıl verildiğini ayrıntılı olarak açıklıyor. Raporda ayrıca belgelere, analizlere ve diğer kanıtlara da yer verildi.

Appleboum, daha önce İsrail Ordusu İstihbarat Birlikleri’nin teknoloji biriminde çalışmış ve şimdi Gaithersburg, Maryland’deki Sepio Systems’ın yöneticisi. Kısacası kendisi ve firması donanım güvenliğinde uzmanlaşmıştır. Her ne kadar Appleboum hizmet verdiği firma ile anlaşamayıp bu iddiayı ortaya diyenler olsa da, Supermicro’ya ait bir sunucusundan olağandışı iletişimler ve daha sonra yapılan bir fiziksel denetleme sonrasında, sunucunun ağ kablolarını bilgisayara takmak için kullanılan bir bileşen olan ethernet bağlacında yerleşik bir implant olduğu gözler önüne serildi.
Konu üzerine birçok kanalda uzun uzadıya programlar yapıldı ve siber güvenlik uzmanları, Amerika’nın teknolojisini ucuz işçilik karşılığı üretebilme yeteneğine sahip olan Çin’in, Amerikan teknoloji devleri arasında yerini alan Apple ve Amazon gibi markaların çok ciddi güvenlik ihlallerine sebep olduğunu dile getirdiler. Üstelik bu firmalar üzerinden veri satışından veya firmalara itibar kaybettirmenin ötesinde, Amerikan hükümetine ait gizli bilgilere erişmek için yapılmış olan bir siber istihbarat faaliyeti olduğu da ayrı bir gerçek gibi duruyor.

 

 

Devamını Oku
Bilgi GüvenliğiEtkinliksiber güvenlik

BŞEÜ 5.KARİYER GÜNLERİ DOLU DOLU GEÇTİ

bşeü-kariyer-2

BŞEÜ 5.KARİYER GÜNLERİ DOLU DOLU GEÇTİ

BŞEÜ 5.KARİYER GÜNLERİ DOLU DOLU GEÇTİ

Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi 5. Kariyer Günleri, 16-20 Nisan tarihleri arasında birbirinden özel konukların katıldığı konferanslarla tamamlandı. Mesleğinde başarı sağlamış, kariyerleriyle öğrencilere yol gösteren 20’den fazla ismin ağırlandığı etkinliğin ilk gün oturumlarında, Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanlığı Müsteşarı Fatih Dönmez, BASSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Barış Arat ve Güral Şirketler Grubu Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Harika Güral’ın öğrencilerle bir araya geldi.
17 Nisan oturumlarında; Demirdöküm A.Ş. Ar-Ge Müdürü Utku Can Varol, Dünya Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Yardımcısı gazeteci İbrahim Ekinci, bilişim uzmanlığı eğitimi alanında faaliyet gösteren Piksel Akademi’nin kurucu ve eğitmeni Emrah Kozan, tarihçi yazar Prof. Dr. Vahdettin Engin ve Emel Engin, Yüksek Mimar Hasan Sözüneri, ‘Anne Ben Hacker Oluyorum’ kitabının yazarı, siber güvenlik uzmanı Burak Bozkurtlar ve ressam Barış Sarıbaş, öğrencilere kişisel kariyer yolculuklarını paylaştılar ve başarıya giden yolda dikkat edilmesi gerekenlerle ilgili çok değerli bilgiler verdiler.
18 Nisan günü; Konveyör Beyaz Eşya ve Otomotiv Yan Sanayi firmasından Ali Osman Koçak, Eurodrip Satış ve Pazarlama Müdürü Yahya Karadede, KOSGEB Danışmanı Ufuk Başaran,
Dual Talent firmasından İK Yöneticisi ve Yönetim Danışmanı Berrin Tavman ve Acıbadem Sağlık Grubu’ndan Halkla İlişkiler Uzmanı Merve Atagül ve Hemşirelik Hizmetleri Müdürü Filiz Güler Özet öğrencilerle buluştu.
19 Nisan günü; Porland Porselen Lojistik Planlama Grup Müdürü Murat Pamukçu, Ayel Çevre Mühendislik ve Mavi Akdeniz Geri Dönüşüm firmalarının sahibi Ertunç Demir, KWS Türk Genel Müdürü Dr. Veli Girgin, Bilgisayar oyunları üzerine hazırladığı videolarla tanınan YouTuber Enis Kirazoğlu, Visan Vinç ve Hareket Sistemleri firmasından Arge Mühendisi Esad Karaduman ile Makine ve İmalat Mühendisi Hacı Bayram Selçuk, Kariyer Günleri kapsamında öğrencilerle bir araya geldi.

kaynak: http://www.sanalbasin.com/bseu-5kariyer-gunleri-dolu-dolu-gecti-24701591/

Devamını Oku
Bilgi GüvenliğiKAFKASSAMsiber güvenlik

Türkiye’nin jeopolitik konumu ve bilişim diplomasisinin önemi

information-diplomacy

İlkokulda okuduğumuz dönemde, öğretmenlerimiz tarafından sürekli altı çizilen bir konudur Türkiye’nin Jeopolitik konumu. Kısaca Türkiye’nin jeopolitik konumu nedir diye bir bakalım;

Ülkemizin jeopolitik önemini arttıran unsurlar şunlardır:

*Avrupa ve Asya’yı birbirine bağlar.

*Avrupa, Asya ve Afrika’nın en yakın olduğu yerdedir.

*Üç tarafı denizlerle çevrilidir.

*Dünya ekonomik gücünün ve enerji transferinin geçiş noktasındadır.

*Kıtalar içinde yer almasına rağmen boğazlara ve açık denizlere sahiptir.

*Balkanların, Kafkasların ve Ortadoğu’nun en güçlü ülkesidir.

*Tarım ve hayvancılık gücü endüstriye dayalı olarak gelişmektedir.

*Önemli enerji yataklarına sahip bir ülkedir.

*Önemli enerji kaynaklarına sahip fakat sanayileşememiş ülkelere, sanayileşmiş bir ülke olarak komşudur.

*Türkiye’nin sosyal ve kültürel gücü, nüfusuna bağlı olarak da bütün dünyayı etkilemektedir.

Bu durumda Türkiye’nin jeopolitik konumunun çok önemli olması ülkemize yönelik tehditlerin de artmasına yol açmaktadır. Yeni sayılabilecek bir terim olan “Bilişim” aslında teknolojik iletişim türüdür. Ülkemizin jeopolitik konumu bilişim anlamında da oldukça önemlidir. Gönül ister ki, okullarda anlatılan Türkiye’nin jeopolitik konumunun önemine bir de bilişim altyapısı, bilgi transferi gibi başlıklar da eklensin. Yukarıda belirtilen , “Tarım ve hayvancılık gücü endüstriye dayalı olarak gelişmektedir” maddesinde, tarım ve hayvancılıkta üreticiyiz ama endüstriye bağlıyız anlamı çıkıyor. Bu anlamda, endüstri 4.0 ı hiçbir teknoloji geliştirmeden tamamen mevcut teknolojilerin entegre edildiği ve hatta, adeta transit geçiş noktasına dönüştüğümüz gerçeği ise tam bir trajedidir. Çünkü, üretmeyen toplumlar acı çekmektedir. Sanırım toplum olarak en büyük şansımız, teknoloji başta olmak üzere daha birçok konuda jeopolitik konumumuzun meyvesini yiyoruz. Asya, Afrika ve hatta Ortadoğu ülkelerine Türkiye’nin bilişim konusunda uzman firmaları aracılığı ile birçok ülkeye bilişim hizmeti veriliyor. Donanım üreticisi olamayan Türkiye, bu anlamda yalnızca Five-Eyes tarafından geliştirilen teknolojik donanımların satış, kurulum gibi hizmetlerini verirken, diğer taraftan nitelikli iş gücü olarak da yazılıma hakim olan vatandaşlarımızı da istihdam edebiliyor. Mevcut teknolojileri iyi takip ederek, zamanında Almanya’yı kurtaran gurbetçi Türkler misali, şimdide nitelikli iş gücü ile geliştirici gençler, dünyadaki bilişim yükünü sırtlayanlar arasında yerini almış görünüyor. Elbette, nitelikli iş gücü çok önemli ama niteliğin ne olduğunu iyi bilmekte fayda var. Burada nitelikten anladığımız, geliştirilen bir donanımı entegre etmek ve mevcutta olan bilgileri derleyip kullanmak ve satış yapmak ise bu nitelik evet gerekli ama yeterli değildir. Benimde bilişim zirvesinde denk geldiğim bilişim firması sahibi bir iş adamı “Ulusal Siber Güvenlik Politikalarının konuşulduğu bu panelde, Bilişim Diplomasisi’ni tartışmaya açıyorum. % 100 yerli diyebileceğimiz enstrümanlar tam anlamı ile biliniyorken ve biz bu enstrümanları üretmiyorken nasıl olur da %100 yerli ya da millî diyebiliyoruz. Acilen firmaların milli donanımlar üretmesi (işlemci, Anakart vb.gibi) gerekmekte ” dediğimde ülkemizde popülizmin geldiği boyutu gözler önüne seren bir duruş ile şunları söyledi; “öncelikle anakart ve işlemci yerine milli bir harddisk geliştirmeliyiz. Ama bu iş için en az 20 yıl gerekli. Amerika’yı bir daha keşfetmeye ne gerek var” dediğinde, firmasını 1996 yılında kurmuş olan bu iş adamı, hiçbir teknik bilgisi olmadan neye göre 20 sene diyebildiği anlaşılmadığı gibi bilişim sektörünün acil diplomatik çalışmalara ihtiyaç duyduğunu da gözler önüne sermiş oldu.

Aslında Bilim Diplomasisi terimi olarak kullanılmakta ve bu yeni bir olgu değildir. Tarihte büyük devletler çağın ünlü bilim adamlarını kendi başkentlerine cezbetmek için büyük çaba göstermişler, böylece hem ülkelerinde bilimsel çalışma canlanmasını hem de ülkelerinin saygınlık kazanmasını sağlamışlardır. Ama bilim çağı olarak nitelediğimiz çağımızda bilim diplomasisi her zamankinden çok daha önemli hâle gelmiştir. Bölgesel ve küresel düzeyde etkin olan ülkeler bütün dünyadaki çıkarlarını kollamak için her türlü vasıtayı kullanma arayışı içerisindedirler. Bu vasıtaların en önemlilerinden biri de bilim diplomasisidir. Bana göre desteği çok iyi olan ve şişirilmiş Elon Musk’ın ülkemizi ziyareti de bu diplomasinin bir sonucudur. Efsaneye göre Da Vinci’nin yaşadığı dönemlerde, Floransa’nın askeri danışmanlığını yaparken kullandığı harika teknik çizimleriyle ortaya çıkan zamanın en güncel savaş makineleri, Türkler tarafından kullanılmış ve Da Vinci’yi şoke etmişti. Yine efsaneye göre, Da Vinci annesini esir alan Türklere istemeden yardım etmek zorunda kalmıştı.

Kısacası, Bilişim Diplomasisi nedir sorusuna çok basit bir örnekle yanıt bulalım. Hepimizin malumu olan çerezler. Evet, bu çerezler (cookie) mobil ve masaüstü tarayıcılarda, ziyaret ettiğimiz sitelerde karşımıza çıkan basit bir teknolojidir. Hatta birçok site bizleri “Çerez Politikamız” başlığı ile bilgilendirmektedir. Çerez kullanımı, ziyaretçinin alışkanlıklarını analiz ve takip eden bir yazılımdır. Çerez üretimi sırasında kullanılması gereken LİSANS ise ağırlıklı olarak M.I.T (Maccasus) tarafından yayınlanmaktadır. Bu durumda, sizin yazdığınız çerez kodları, M.I.T. ‘nin de gözetiminde ve gerektiğinde kullanımında olabilmektedir. Paniğe kapılacak bir durum yok aslında. Çünkü zaten neredeyse tüm teknolojimiz onlar tarafından geliştirildi ve isterlerse kullandığımız ilaç ya da konum bilgimize kadar her şeye erişim hakları var. (Hak dedim yanlış okumadınız, teknolojiyi kullanırken ödemesini yapıyor olabilirsiniz ama gizlilik politikalarını da kabul eden bizleriz.) Evet asıl diplomasi şimdi başlıyor. Ülkemizde ki akademi kuruluşları arasında ve literatüre teknoloji, bilişim anlamında her hangi bir şey katan her kim varsa ellerinden öpüyor ve ellerini başıma götürerek saygımı ifade etmek istiyorum. Ancak, çerez lisansı üreten bir üniversitemizin olmayışı oldukça üzücü. Örneğin ben sürekli M.I.T.’nin Yapay Zeka başlıklı eğitim içeriklerini takip ediyorum. Bilgilerini teorik olarak paylaşmaktan zevk alan Stephan Wolfram Sacha Arnoud ve Lisa Feldman gibi hocaların, kendi geliştirdikleri, uygulamalarını test ettikleri, test imkanı buldukları alanlarda uygulamalar geliştirdiklerini ancak ülkemizde Yapay Zeka ve programlama dili oluşturma veya donanım üretimi konularında, %100 yerli diyebileceğimiz bir teknik doküman olmadığını veya olanlarında çeviri olduğunu dile getirmekte fayda görüyorum. Çünkü gerek hocalarımız, gerekse özel sektör onca verilen devlet desteklerine rağmen popülizmden öteye geçemeyip, sadece taklit ederek ve Amerika’yı bir daha keşfetmeye ne gerek var söylemleri ile Bilişim Diplomasisini anlamak ya da uygulamak mümkün olamaz.

Tüm bunların yanında Jeopolitik konumumuzun, Dünya ekonomik gücünün ve enerji transferinin geçiş noktası olmasının yanı sıra bilişim altyapılarının da geçiş noktası olduğumuz aşikardır. Bir taraftan 5G için İspanya’da atılan imza diğer taraftan İstanbul Büyükşehir Belediyemiz tarafından düzenlenen Otonom araç ihalesi ile bu geçiş noktası adeta bilişim teknolojileri, yapay zeka ve endüstri 4.0 ile perçinleniyor. Öte yandan Rusya’nın World Wibe Web in dışına çıkarak kendi internet yapımıza geçiş yapabiliriz söylemi, bizim de World wide web ile iletişime geçebilen bağımsız bir internet altyapısına kesin ihtiyaç duyacağımızın da bir başka göstergesidir. Rusya’nın tamamen Word Wide Web’den kopacağını geçenlerde Rusya’nın İnternet Geliştirme Bakan Danışmanı German Klimenko söyledi. Klimenko’ya göre ise eğer yarın internet kapatılırsa ülke hayatta kalır ve var olmaya devam eder. Bunun yanında Klimenko Kırımın Rusya’ya bağlanma sürecinde Kırım yarım adasında bazı internet servislerin çalışmadığını hatırlattı. (2)( İnternet olmazsa sizce Türkiye’de neler yaşanabilir?)
 Şayet biz 2023 e kadar tam bağımsız bir bilişim altyapısı ve bilişim teknolojileri kullanamazsak Windows’tan kaçarken Linux e bağımlı kalma tehdidi ile karşı karşıyayız. Tüm bu bağımlılıkların da ötesinde, NATO ile Rusya arasında kızışan teknik savaşta, her iki teknolojiyi birbirine karşı kullanan iyi de bir stratejimiz bulunmaktadır. Bu stratejinin NATO’yu getirdiği durum ise Çek general tarafından açıklandı. ABD’li Breaking Defence dergisinin haberine göre, S-400’lerin teknik nedenlerden dolayı NATO savunma sistemlerine entegre edilemeyeceğini belirten Pavel, “Ancak bu şartlarda S-400’ler NATO için tehlike yaratıyor. Sorunu oluşturan S-400’ler değil, roket sistemlerinin işlevlerini normal olarak yerine getirebilmeleri için veri tabanına erişim sağlanması” dedi.

Çek General, NATO üyesi olan Türkiye’de, NATO müttefiklerine ait tüm kaynakların Rus sistemleri tarafından kayıt altına alınacak olmasının “risk” teşkil ettiğinin altını çizdi. (1)

Bu açıklama ile birbirinden bağımsız olan NATO ve Rusya askeri veri tabanının Türkiye’nin satın aldığı S-400 ler için gereken bilişim altyapısının, bu güne dek NATO standartları gereği kullanılan Microsoft ağırlıklı bilişim alt yapısı için büyük risk olduğu da kabul edilmiş oldu. Olurda NATO, arkadaş S-400 lerden daha çok veri tabanları ile müttefik olmayan bir ülke ile entegre olamayız ve buna sebep olan Türkiye’nin NATO’ya ait olan veri tabanlarının başka sistemlerle iletişime geçmesini kabul etmeyiz diyerek, mevcutta kullandığımız sistemlere verilen desteği kesiyoruz derlerse, vay halimize. Çünkü, bulunan bir çok açığın yaması bizlerle paylaşılmayabilir ve çok daha kombine zararlar verilerek bilişim altyapımız hedef alınabilir. Bu durumda, Rusya’nın teknolojik güdümü altına girmek de sanırım hiçbir Türk evladının kabul edebileceği bir durum değildir. Eminim, 2016-2023 stratejilerinde devletimiz bu tip sorunları ön görmüş ve gerekli adımları çoktan atmıştır. 4,5 G kavramını dünyaya dikte eden bir Türkiye Cumhuriyeti’nden bahsediyoruz. Şimdi 5G zamanı geldi. Siyasilerin imza törenlerinde yaptığı konuşmada 5G teknolojisini bizim geliştirdiğimiz sanılabilir ama sanılanın aksine biz, altyapı ve teknik geliştirme konularında nitelikli operatörler ile entegre başlığından henüz ötede değiliz. Elbette, bilgi birikimi ve tersine mühendislik için de bu gerekliydi. Ancak ünlü şarkıcı Dilberay’ın dediği gibi “Zorunda mıyım” ?

Zorunda olduğumuz tek bir konu var ve o da kesinlikle Türk ve Türki Cumhuriyet’ler ile İslam ülkeleri başta olmak üzere, kendimize ait olan ve global bilişim altyapıları ile güvenle entegre edilebilen bir bilişim altyapısını tamamen bağımsız olarak geliştirmeyi hedeflemeliyiz. Aksi halde Millilik adına ne konuşursak, popülist söylemlerden öteye geçemeyeceğiz. Neyse ki, Gerek Başbakanlık gerekse Cumhurbaşkanlığı düzeyinde yapılan açıklamalar ile “tarla bize ait olmalı ki mahsül de bizim diye bilelim” açıklaması, popülizmin bir nebze önüne geçti ve hakikat ile geliştirenlere can suyu verilmiş oldu. (3)

İran’da yaşanan Apple krizi (4), Rusya’nın World Wide Web’in dışında kalmak istemesi ve NATO tarafından yapılan S-400 açıklamaları bana göre dijital ambargonun ayak sesleri. Öte yandan da, yalın ayak geliştiricilerin yıldızının parlayacağı günlere doğru yaklaşıyoruz. İlim malumuna tabidir sözünden yola çıkarsak, bu güne dek %100 yerli diye adeta caka satanların kredileri tükenmiş ve Bilişim Bakanlığı sevdasına kapılanlar olmuş. Yalın ayak geliştiricilerin her söylem ve yazılı raporlarının haklı çıkması yeni nesil geliştiricilerin yalın ayaklıktan spor ayakkabılara kavuşmasını sağlarken, sektöre yanlış yön verenlerin de ceremesini koca bir Ulus’un çekmesini önlemeye çalışmaları hakikaten takdir edilesi bir kurtuluş savaşını andırmaktadır.

KAFKASSAM Siber Güvenlik Uzmanı

Burak BOZKURTLAR

1-) http://turkrus.com/600069-natodan-uyari-turkiyeye-s-400-yerlestiren-rusya-gizli-bilgilerimize-erisecek–xh.aspx

2-) http://kafkassam.com/rusya-interneti-mililestirmeye-hazir.html

3-) http://www.aksam.com.tr/siyaset/basbakan-yildirimdan-onemli-aciklamalar/haber-574502

4-) http://www.yeniakit.com.tr/haber/iran-kacakcilikta-iphoneu-sucluyor-195446.html

Devamını Oku