siber güvenlik

Bilgi Güvenliğisiber güvenlikSiber istihbarat

Ucuz İşçi Çin, Amerikan Teknolojilerinin ve Siber İstihbaratın Yeni Patronu mu Oldu?

hacked

Bloomberg’den By Jordan Robertson and Michael Riley’in haberine göre Büyük bir ABD’li telekomünikasyon şirketine ait bilgisayar sistemlerinde, Super Micro Computer firmasına ait ve manipüle edilmiş bir donanım olduğunu keşfetti. Ağustos ayında açıklaması yapılan bu olayda, telekom şirketi için çalışan bir güvenlik uzmanına göre de, ABD için kritik öneme haiz teknoloji bileşenlerinin de etkilendiğini gösteren yeni kanıtlar çıkardı.

Güvenlik uzmanı Yossi Appleboum, Bloomberg Businessweek’teki bir araştırma raporu yayınladı. Raporda, iki yıllık bir dönem boyunca Supermicro’ya ait sunucuların anakartlarında, alt yükleniciler tarafından geliştirilmiş ve sunuculara entegre edilip, kötü amaçlı yongalar üretme emrini nasıl verildiğini ayrıntılı olarak açıklıyor. Raporda ayrıca belgelere, analizlere ve diğer kanıtlara da yer verildi.

Appleboum, daha önce İsrail Ordusu İstihbarat Birlikleri’nin teknoloji biriminde çalışmış ve şimdi Gaithersburg, Maryland’deki Sepio Systems’ın yöneticisi. Kısacası kendisi ve firması donanım güvenliğinde uzmanlaşmıştır. Her ne kadar Appleboum hizmet verdiği firma ile anlaşamayıp bu iddiayı ortaya diyenler olsa da, Supermicro’ya ait bir sunucusundan olağandışı iletişimler ve daha sonra yapılan bir fiziksel denetleme sonrasında, sunucunun ağ kablolarını bilgisayara takmak için kullanılan bir bileşen olan ethernet bağlacında yerleşik bir implant olduğu gözler önüne serildi.
Konu üzerine birçok kanalda uzun uzadıya programlar yapıldı ve siber güvenlik uzmanları, Amerika’nın teknolojisini ucuz işçilik karşılığı üretebilme yeteneğine sahip olan Çin’in, Amerikan teknoloji devleri arasında yerini alan Apple ve Amazon gibi markaların çok ciddi güvenlik ihlallerine sebep olduğunu dile getirdiler. Üstelik bu firmalar üzerinden veri satışından veya firmalara itibar kaybettirmenin ötesinde, Amerikan hükümetine ait gizli bilgilere erişmek için yapılmış olan bir siber istihbarat faaliyeti olduğu da ayrı bir gerçek gibi duruyor.

 

 

Devamını Oku
Bilgi GüvenliğiEtkinliksiber güvenlik

BŞEÜ 5.KARİYER GÜNLERİ DOLU DOLU GEÇTİ

bşeü-kariyer-2

BŞEÜ 5.KARİYER GÜNLERİ DOLU DOLU GEÇTİ

BŞEÜ 5.KARİYER GÜNLERİ DOLU DOLU GEÇTİ

Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi 5. Kariyer Günleri, 16-20 Nisan tarihleri arasında birbirinden özel konukların katıldığı konferanslarla tamamlandı. Mesleğinde başarı sağlamış, kariyerleriyle öğrencilere yol gösteren 20’den fazla ismin ağırlandığı etkinliğin ilk gün oturumlarında, Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanlığı Müsteşarı Fatih Dönmez, BASSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Barış Arat ve Güral Şirketler Grubu Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Harika Güral’ın öğrencilerle bir araya geldi.
17 Nisan oturumlarında; Demirdöküm A.Ş. Ar-Ge Müdürü Utku Can Varol, Dünya Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Yardımcısı gazeteci İbrahim Ekinci, bilişim uzmanlığı eğitimi alanında faaliyet gösteren Piksel Akademi’nin kurucu ve eğitmeni Emrah Kozan, tarihçi yazar Prof. Dr. Vahdettin Engin ve Emel Engin, Yüksek Mimar Hasan Sözüneri, ‘Anne Ben Hacker Oluyorum’ kitabının yazarı, siber güvenlik uzmanı Burak Bozkurtlar ve ressam Barış Sarıbaş, öğrencilere kişisel kariyer yolculuklarını paylaştılar ve başarıya giden yolda dikkat edilmesi gerekenlerle ilgili çok değerli bilgiler verdiler.
18 Nisan günü; Konveyör Beyaz Eşya ve Otomotiv Yan Sanayi firmasından Ali Osman Koçak, Eurodrip Satış ve Pazarlama Müdürü Yahya Karadede, KOSGEB Danışmanı Ufuk Başaran,
Dual Talent firmasından İK Yöneticisi ve Yönetim Danışmanı Berrin Tavman ve Acıbadem Sağlık Grubu’ndan Halkla İlişkiler Uzmanı Merve Atagül ve Hemşirelik Hizmetleri Müdürü Filiz Güler Özet öğrencilerle buluştu.
19 Nisan günü; Porland Porselen Lojistik Planlama Grup Müdürü Murat Pamukçu, Ayel Çevre Mühendislik ve Mavi Akdeniz Geri Dönüşüm firmalarının sahibi Ertunç Demir, KWS Türk Genel Müdürü Dr. Veli Girgin, Bilgisayar oyunları üzerine hazırladığı videolarla tanınan YouTuber Enis Kirazoğlu, Visan Vinç ve Hareket Sistemleri firmasından Arge Mühendisi Esad Karaduman ile Makine ve İmalat Mühendisi Hacı Bayram Selçuk, Kariyer Günleri kapsamında öğrencilerle bir araya geldi.

kaynak: http://www.sanalbasin.com/bseu-5kariyer-gunleri-dolu-dolu-gecti-24701591/

Devamını Oku
Bilgi GüvenliğiDik GazeteEleştirisiber güvenlik

Siber Güvenilir Bir Türkiye Olmak Çok Mu Zor!

siber güvenilir Türkiye

Geçtiğimiz günlerde Abdurrahman Dilipak tarafından kaleme alınan bir yazı dikkatimi çekti. (1)“Tekrar Pardus” başlığı altındaki yazıda, yazılım konusunun önemine vurgu yapan Dilipak, milli bir arama motorumuzun olmamasından tutun, milli veri bankası eksikliği ve ASELSAN’ın yeteri kadar desteklenmemesine kadar birçok konuda eleştirilerini sıralamıştı. Bu durumda, bilen veya bilmeyen birçok kişinin siber güvenlik ve bilişim üzerine basit bir araştırmayla belli bir seviyede bilgi sahibi olmasından dolayı düşüncesini dile getirmesinde herhangi bir sakınca olmadığı da haklı olarak kabul edilebilir bir durum.

Dilipak’ın “Kripto FETÖ’cüler hala sistem içinde etkin konumda ve hala terfi ediyorlar” cümlesinin gerçekliğini hep birlikte gözlemleyebiliyoruz. Elbette devlet bu konuda gerektiği an, gerekeni yapacaktır. Şu sıralar beklemesinin nedeni, kendilerini Oxford mezunu olarak tanıtanların, uluslararası etkinliklerde boy gösterirken ağlayan ve özellikle yabancı izleyicilerin bıyık altı gülüşlerine neden olan İngilizce konuşmaları da, yabancı istihbarat örgütlerinin geliştirdiği sosyal mecraların sözcülüklerini yapmaları da kayıt altına alınmış olsa gerek ki, pek yakın zamanda Eskiden Türk Telekom genel müdürlüğü yapanların ve ekibinin rüşvet iddiaları yüzünden tavsiye edildiği gibi şu anki kripto FETÖ’cülerde zamanı geldiğinde tavsiye edilecektir. (2)

Sektörün dışından olan biri olarak Dilipak’ın tespitlerinin büyük bölümü yerinde ve haklı tespitlerdir. Yerli geliştiriciler tarafından geliştirilen bir yazılımın %100 yerli olabilmesi için, Programlama dili, veri tabanı ve elbette ki makinenin bile yerli metotlarla üretilmesi gerektiği gerçeğini gizlemeye gerek yok diye düşünüyorum.

Sektörün ileri gelenlerinden olduğunu iddia edenler birçok etkinlikte boy gösteriyor, eleştirdikleri kamu yöneticilerini haklı olarak eleştiriyor ancak iş onlarla bir araya olunan etkinliklerde yüz yüze olmaya gelindiğinde, hemen önler ilikleniyor ve sözde Atatürkçü duruşların yerini karşılıklı edepsiz sırıtmalar alıyor. Öte yandan, “Amerika’yı bir daha keşfetmeye ne gerek var? Açık kaynak kodlu yazılımlar ile özgürce ve kişiye özel geliştirmeler mümkün” gibi özel sektörün omurgasızları tarafından seslendirilen cümlelerle gençlerimizin de kafası karıştırılıyor.

Sevgili geliştirici, karakterli ve omurgalı kardeşlerim; geliştirici olmak, ülkemizi muasır medeniyetler seviyesine ulaştırmak adına çalışmak bir bütündür. Muasır medeniyet seviyesinde kabul ettiğimiz ülkelerin ahlaken çöktüğünü ancak teknolojiye hakim olmaları nedeni ile dünyada hüküm sürdüklerini hep birlikte görüyor ve tecrübe edebiliyoruz. Öncelikle açık veya gömülü olsun, literatürde olan her ne varsa çok iyi derecede bilmek zorundayız. Edindiğimiz bu bilgiler ile birlikte, yeni teknolojileri geliştirmek üzere hamleler yapmalıyız. Hatta, biz kimsenin yeğeni, adamı, kardeşi, çocuğu veya damadı olamayız, hakkımız ile de bu işleri bizlere yaptırmaz diye karamsarlığa kapıldıysanız size bir müjde vereyim…

Binlerce yıllık devlet geleneği olan Türkiye Cumhuriyeti Devleti, yeni nesil geliştiricilere çok büyük önem veriyor ve birçok konuda gençlere destekler veriyor. Bu destekler, hükümetler tarafından kendi yakın çevrelerine dağıtılan para ya da iş destekleri gibi de değil. Çok fazla detay vermeyeceğim ama yeteri kadar ister ve atalarınıza duyduğunuz saygı ve sevginin hakkını vermek adına, çok çalışarak geliştirmeye odaklanırsanız, devletin mihenk taşları sizleri bulur ve gereğini yapar. Bu yüzden, önce mevcut teknolojik literatüre hakim olmalı, ardından da kendi metot ve stratejilerimizle, global dünya ile görüşebilen teknolojileri devreye almalıyız. Bu güne dek yapılan çalışmalarımız arasında GökTürk alfabesi ile geliştirilen ve kritik görevlerde kullanılan bir de programlama dilimizin olduğunu ve maalesef önceden bilincimize dansöz olarak kazınan bir değerimizin şimdilerde veri tabanı türü olarak kurgulandığını da belirtmekte fayda var. Uluslararası standartların önemine vurgu yaparak sosyal mecra hesaplarında RTE ile çekildikleri fotoğrafları kapak fotoğrafı yapanların, Reis yanındayız, arkandayız gibi söylemleri bir tarafta dururken, devletin tüm teknolojik altyapısının yabancı istihbarat örgütlerine peşkeş çekilmesi de, hiçbir denetime tabi tutulmadan akıllı telefon, tablet ve bilgisayar gibi teknolojik ürünlerin yanı sıra, biometrik yüz verilerimiz, parmak izleri ve çok daha fazlasının dış güçlere hediye edildiğinin altını çiziyorum. Emin olun, yakın gelecekte, özellikle kamu yöneticilerinin eksiklikleri nedeni ortaya çıkan, bu ve çok daha fazla teknik zafiyete sebep olanların üzerini de Türk Gençliği çizecektir!

 

Son olarak, konunun uzmanlarına şu soruları sorarak yazıma son vermek isterim. Hani derler ya; “Ben horozumu saldım, tavuğu olan düşünsün”

 

  • Türkiye neden birçok ürününü Çin’de üretiyor?
  • Özel sektör ve kamunun önde gelen teknoloji yöneticileri arasında neden halen daha “PARA” kazanma arzusu ön planda?
  • Offshore hesaplarına para gönderen özel sektör temsilcileri ve hatta Cumhurbaşkanı’nın danışmanıyım diye ortalıkta gezip, teknoloji firmalarına kamu tarafında şartname hazırlatanları neden kimse dile getirmiyor?
  • % 100 yerli yazılım diyebilmek adına ihtiyaç duyulan enstrümanlar nelerdir?
  • Neredeyse herkesin kullandığı internet altyapımız hangi ülkelerin teknolojileri inşa edildi ve hangi ülkeler tarafından yönetiliyor?
  • Sosyal mecralar başta olmak üzere, teknoloji üreticilerin isimleri ekranlarda dile getirilirken, neden hiç kimse çıkıp da, “yahu arkadaş sen neden bu adamların reklamını yapıyorsun? ” demiyor?
  • Bakanlıklarda ihtiyaç duyulan programları geliştiren firmaları kimler denetliyor?
  • Uygulama marketlerinde (GooglePlay, AppStore gibi) sadece bir uygulamayı veya oyunu internet erişim engelleme yetkisine sahip olan BTK kaldırabilir mi? Erişimi Engelleyebilir mi?
  • Yabancı markaların sponsorluğunda “Yerli, Milli Teknoloji” etkinliği yapan ve Diriliş Ertuğrul’dan esinlenilen kostümlerle siber güvenlikten bahsedenlere Türk Gençliği destek verir mi?

Tüm bu sorular ve sorulması gereken tüm soruların yanıtları elbette ki var. Bu yanıtların sahibi ise bu işlerde sadece Türk Gençliğini görmek istiyor ve bu yüzden bu sorulara sadece Türk Gençliği cevap verebiliyor. Cevaplar ise herkesle paylaşılmıyor. Bu satırları okuduktan sonra karamsarlığa kapıldıysanız, Türk gençliğinden asla destek alamayacak olanlar listesinde adınız muhakkak vardır. Eğer gururlandıysanız, Türk Gençliği’nin zihni sizler ve yeni nesiller için her zaman emrinizde demektir. Sektörün lideri veya öncüsü olduğunu dile getirenlerde bir zamanlar gençti. Şimdi yaşlandılar ve dönüp arkalarına baktıklarında, yabancı markaların distribitörlükleri üzerinden ülkelerine nasıl ihanet ettiklerini görüyorlar. Son bir çırpınış ile milli teknoloji söylemlerine sarılıyorlar ama nafile.

 

Cebren ve hile ile dijital tüm altyapımız ele geçirilmiş olabilir. Hatta, kamu yöneticileri ve özel sektör kol kola girerek, şahsi menfaatleri için sözde milli, yerli teknoloji etkinlikleri düzenleyebilir ve kuru söylemlerle milleti avuttuklarını sanabilirler. Türk istikbalinin evlatları olan gençler, muhtaç oldukları kudretin, damarlarındaki asil kanda saklı olduğunu çok iyi biliyor.

Son olarak Devlet Başkanımız tarafından dile getirilen kendi teknolojimizi üretmezsek gerçek manada bağımsız olamayız diyor ve herkese siber güvenilir günler diliyorum.

 

 

(1) http://www.dikgazete.com/siber-savas-zor-bu-isleri-engelleyenleri-bulmak-zor-degil-cogu-kripto-fetocu-makale,871.html

(2)http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/siyaset/970478/Bakanligi_karistiran__rusvet__iddialari_Meclis_gundeminde.html

(3) http://www.hurriyet.com.tr/cumhurbaskani-erdogan-kendi-teknolojimizi-ure-40693255

 

 

Devamını Oku
Bilgi GüvenliğiKAFKASSAMsiber güvenlik

Türkiye’nin jeopolitik konumu ve bilişim diplomasisinin önemi

information-diplomacy

İlkokulda okuduğumuz dönemde, öğretmenlerimiz tarafından sürekli altı çizilen bir konudur Türkiye’nin Jeopolitik konumu. Kısaca Türkiye’nin jeopolitik konumu nedir diye bir bakalım;

Ülkemizin jeopolitik önemini arttıran unsurlar şunlardır:

*Avrupa ve Asya’yı birbirine bağlar.

*Avrupa, Asya ve Afrika’nın en yakın olduğu yerdedir.

*Üç tarafı denizlerle çevrilidir.

*Dünya ekonomik gücünün ve enerji transferinin geçiş noktasındadır.

*Kıtalar içinde yer almasına rağmen boğazlara ve açık denizlere sahiptir.

*Balkanların, Kafkasların ve Ortadoğu’nun en güçlü ülkesidir.

*Tarım ve hayvancılık gücü endüstriye dayalı olarak gelişmektedir.

*Önemli enerji yataklarına sahip bir ülkedir.

*Önemli enerji kaynaklarına sahip fakat sanayileşememiş ülkelere, sanayileşmiş bir ülke olarak komşudur.

*Türkiye’nin sosyal ve kültürel gücü, nüfusuna bağlı olarak da bütün dünyayı etkilemektedir.

Bu durumda Türkiye’nin jeopolitik konumunun çok önemli olması ülkemize yönelik tehditlerin de artmasına yol açmaktadır. Yeni sayılabilecek bir terim olan “Bilişim” aslında teknolojik iletişim türüdür. Ülkemizin jeopolitik konumu bilişim anlamında da oldukça önemlidir. Gönül ister ki, okullarda anlatılan Türkiye’nin jeopolitik konumunun önemine bir de bilişim altyapısı, bilgi transferi gibi başlıklar da eklensin. Yukarıda belirtilen , “Tarım ve hayvancılık gücü endüstriye dayalı olarak gelişmektedir” maddesinde, tarım ve hayvancılıkta üreticiyiz ama endüstriye bağlıyız anlamı çıkıyor. Bu anlamda, endüstri 4.0 ı hiçbir teknoloji geliştirmeden tamamen mevcut teknolojilerin entegre edildiği ve hatta, adeta transit geçiş noktasına dönüştüğümüz gerçeği ise tam bir trajedidir. Çünkü, üretmeyen toplumlar acı çekmektedir. Sanırım toplum olarak en büyük şansımız, teknoloji başta olmak üzere daha birçok konuda jeopolitik konumumuzun meyvesini yiyoruz. Asya, Afrika ve hatta Ortadoğu ülkelerine Türkiye’nin bilişim konusunda uzman firmaları aracılığı ile birçok ülkeye bilişim hizmeti veriliyor. Donanım üreticisi olamayan Türkiye, bu anlamda yalnızca Five-Eyes tarafından geliştirilen teknolojik donanımların satış, kurulum gibi hizmetlerini verirken, diğer taraftan nitelikli iş gücü olarak da yazılıma hakim olan vatandaşlarımızı da istihdam edebiliyor. Mevcut teknolojileri iyi takip ederek, zamanında Almanya’yı kurtaran gurbetçi Türkler misali, şimdide nitelikli iş gücü ile geliştirici gençler, dünyadaki bilişim yükünü sırtlayanlar arasında yerini almış görünüyor. Elbette, nitelikli iş gücü çok önemli ama niteliğin ne olduğunu iyi bilmekte fayda var. Burada nitelikten anladığımız, geliştirilen bir donanımı entegre etmek ve mevcutta olan bilgileri derleyip kullanmak ve satış yapmak ise bu nitelik evet gerekli ama yeterli değildir. Benimde bilişim zirvesinde denk geldiğim bilişim firması sahibi bir iş adamı “Ulusal Siber Güvenlik Politikalarının konuşulduğu bu panelde, Bilişim Diplomasisi’ni tartışmaya açıyorum. % 100 yerli diyebileceğimiz enstrümanlar tam anlamı ile biliniyorken ve biz bu enstrümanları üretmiyorken nasıl olur da %100 yerli ya da millî diyebiliyoruz. Acilen firmaların milli donanımlar üretmesi (işlemci, Anakart vb.gibi) gerekmekte ” dediğimde ülkemizde popülizmin geldiği boyutu gözler önüne seren bir duruş ile şunları söyledi; “öncelikle anakart ve işlemci yerine milli bir harddisk geliştirmeliyiz. Ama bu iş için en az 20 yıl gerekli. Amerika’yı bir daha keşfetmeye ne gerek var” dediğinde, firmasını 1996 yılında kurmuş olan bu iş adamı, hiçbir teknik bilgisi olmadan neye göre 20 sene diyebildiği anlaşılmadığı gibi bilişim sektörünün acil diplomatik çalışmalara ihtiyaç duyduğunu da gözler önüne sermiş oldu.

Aslında Bilim Diplomasisi terimi olarak kullanılmakta ve bu yeni bir olgu değildir. Tarihte büyük devletler çağın ünlü bilim adamlarını kendi başkentlerine cezbetmek için büyük çaba göstermişler, böylece hem ülkelerinde bilimsel çalışma canlanmasını hem de ülkelerinin saygınlık kazanmasını sağlamışlardır. Ama bilim çağı olarak nitelediğimiz çağımızda bilim diplomasisi her zamankinden çok daha önemli hâle gelmiştir. Bölgesel ve küresel düzeyde etkin olan ülkeler bütün dünyadaki çıkarlarını kollamak için her türlü vasıtayı kullanma arayışı içerisindedirler. Bu vasıtaların en önemlilerinden biri de bilim diplomasisidir. Bana göre desteği çok iyi olan ve şişirilmiş Elon Musk’ın ülkemizi ziyareti de bu diplomasinin bir sonucudur. Efsaneye göre Da Vinci’nin yaşadığı dönemlerde, Floransa’nın askeri danışmanlığını yaparken kullandığı harika teknik çizimleriyle ortaya çıkan zamanın en güncel savaş makineleri, Türkler tarafından kullanılmış ve Da Vinci’yi şoke etmişti. Yine efsaneye göre, Da Vinci annesini esir alan Türklere istemeden yardım etmek zorunda kalmıştı.

Kısacası, Bilişim Diplomasisi nedir sorusuna çok basit bir örnekle yanıt bulalım. Hepimizin malumu olan çerezler. Evet, bu çerezler (cookie) mobil ve masaüstü tarayıcılarda, ziyaret ettiğimiz sitelerde karşımıza çıkan basit bir teknolojidir. Hatta birçok site bizleri “Çerez Politikamız” başlığı ile bilgilendirmektedir. Çerez kullanımı, ziyaretçinin alışkanlıklarını analiz ve takip eden bir yazılımdır. Çerez üretimi sırasında kullanılması gereken LİSANS ise ağırlıklı olarak M.I.T (Maccasus) tarafından yayınlanmaktadır. Bu durumda, sizin yazdığınız çerez kodları, M.I.T. ‘nin de gözetiminde ve gerektiğinde kullanımında olabilmektedir. Paniğe kapılacak bir durum yok aslında. Çünkü zaten neredeyse tüm teknolojimiz onlar tarafından geliştirildi ve isterlerse kullandığımız ilaç ya da konum bilgimize kadar her şeye erişim hakları var. (Hak dedim yanlış okumadınız, teknolojiyi kullanırken ödemesini yapıyor olabilirsiniz ama gizlilik politikalarını da kabul eden bizleriz.) Evet asıl diplomasi şimdi başlıyor. Ülkemizde ki akademi kuruluşları arasında ve literatüre teknoloji, bilişim anlamında her hangi bir şey katan her kim varsa ellerinden öpüyor ve ellerini başıma götürerek saygımı ifade etmek istiyorum. Ancak, çerez lisansı üreten bir üniversitemizin olmayışı oldukça üzücü. Örneğin ben sürekli M.I.T.’nin Yapay Zeka başlıklı eğitim içeriklerini takip ediyorum. Bilgilerini teorik olarak paylaşmaktan zevk alan Stephan Wolfram Sacha Arnoud ve Lisa Feldman gibi hocaların, kendi geliştirdikleri, uygulamalarını test ettikleri, test imkanı buldukları alanlarda uygulamalar geliştirdiklerini ancak ülkemizde Yapay Zeka ve programlama dili oluşturma veya donanım üretimi konularında, %100 yerli diyebileceğimiz bir teknik doküman olmadığını veya olanlarında çeviri olduğunu dile getirmekte fayda görüyorum. Çünkü gerek hocalarımız, gerekse özel sektör onca verilen devlet desteklerine rağmen popülizmden öteye geçemeyip, sadece taklit ederek ve Amerika’yı bir daha keşfetmeye ne gerek var söylemleri ile Bilişim Diplomasisini anlamak ya da uygulamak mümkün olamaz.

Tüm bunların yanında Jeopolitik konumumuzun, Dünya ekonomik gücünün ve enerji transferinin geçiş noktası olmasının yanı sıra bilişim altyapılarının da geçiş noktası olduğumuz aşikardır. Bir taraftan 5G için İspanya’da atılan imza diğer taraftan İstanbul Büyükşehir Belediyemiz tarafından düzenlenen Otonom araç ihalesi ile bu geçiş noktası adeta bilişim teknolojileri, yapay zeka ve endüstri 4.0 ile perçinleniyor. Öte yandan Rusya’nın World Wibe Web in dışına çıkarak kendi internet yapımıza geçiş yapabiliriz söylemi, bizim de World wide web ile iletişime geçebilen bağımsız bir internet altyapısına kesin ihtiyaç duyacağımızın da bir başka göstergesidir. Rusya’nın tamamen Word Wide Web’den kopacağını geçenlerde Rusya’nın İnternet Geliştirme Bakan Danışmanı German Klimenko söyledi. Klimenko’ya göre ise eğer yarın internet kapatılırsa ülke hayatta kalır ve var olmaya devam eder. Bunun yanında Klimenko Kırımın Rusya’ya bağlanma sürecinde Kırım yarım adasında bazı internet servislerin çalışmadığını hatırlattı. (2)( İnternet olmazsa sizce Türkiye’de neler yaşanabilir?)
 Şayet biz 2023 e kadar tam bağımsız bir bilişim altyapısı ve bilişim teknolojileri kullanamazsak Windows’tan kaçarken Linux e bağımlı kalma tehdidi ile karşı karşıyayız. Tüm bu bağımlılıkların da ötesinde, NATO ile Rusya arasında kızışan teknik savaşta, her iki teknolojiyi birbirine karşı kullanan iyi de bir stratejimiz bulunmaktadır. Bu stratejinin NATO’yu getirdiği durum ise Çek general tarafından açıklandı. ABD’li Breaking Defence dergisinin haberine göre, S-400’lerin teknik nedenlerden dolayı NATO savunma sistemlerine entegre edilemeyeceğini belirten Pavel, “Ancak bu şartlarda S-400’ler NATO için tehlike yaratıyor. Sorunu oluşturan S-400’ler değil, roket sistemlerinin işlevlerini normal olarak yerine getirebilmeleri için veri tabanına erişim sağlanması” dedi.

Çek General, NATO üyesi olan Türkiye’de, NATO müttefiklerine ait tüm kaynakların Rus sistemleri tarafından kayıt altına alınacak olmasının “risk” teşkil ettiğinin altını çizdi. (1)

Bu açıklama ile birbirinden bağımsız olan NATO ve Rusya askeri veri tabanının Türkiye’nin satın aldığı S-400 ler için gereken bilişim altyapısının, bu güne dek NATO standartları gereği kullanılan Microsoft ağırlıklı bilişim alt yapısı için büyük risk olduğu da kabul edilmiş oldu. Olurda NATO, arkadaş S-400 lerden daha çok veri tabanları ile müttefik olmayan bir ülke ile entegre olamayız ve buna sebep olan Türkiye’nin NATO’ya ait olan veri tabanlarının başka sistemlerle iletişime geçmesini kabul etmeyiz diyerek, mevcutta kullandığımız sistemlere verilen desteği kesiyoruz derlerse, vay halimize. Çünkü, bulunan bir çok açığın yaması bizlerle paylaşılmayabilir ve çok daha kombine zararlar verilerek bilişim altyapımız hedef alınabilir. Bu durumda, Rusya’nın teknolojik güdümü altına girmek de sanırım hiçbir Türk evladının kabul edebileceği bir durum değildir. Eminim, 2016-2023 stratejilerinde devletimiz bu tip sorunları ön görmüş ve gerekli adımları çoktan atmıştır. 4,5 G kavramını dünyaya dikte eden bir Türkiye Cumhuriyeti’nden bahsediyoruz. Şimdi 5G zamanı geldi. Siyasilerin imza törenlerinde yaptığı konuşmada 5G teknolojisini bizim geliştirdiğimiz sanılabilir ama sanılanın aksine biz, altyapı ve teknik geliştirme konularında nitelikli operatörler ile entegre başlığından henüz ötede değiliz. Elbette, bilgi birikimi ve tersine mühendislik için de bu gerekliydi. Ancak ünlü şarkıcı Dilberay’ın dediği gibi “Zorunda mıyım” ?

Zorunda olduğumuz tek bir konu var ve o da kesinlikle Türk ve Türki Cumhuriyet’ler ile İslam ülkeleri başta olmak üzere, kendimize ait olan ve global bilişim altyapıları ile güvenle entegre edilebilen bir bilişim altyapısını tamamen bağımsız olarak geliştirmeyi hedeflemeliyiz. Aksi halde Millilik adına ne konuşursak, popülist söylemlerden öteye geçemeyeceğiz. Neyse ki, Gerek Başbakanlık gerekse Cumhurbaşkanlığı düzeyinde yapılan açıklamalar ile “tarla bize ait olmalı ki mahsül de bizim diye bilelim” açıklaması, popülizmin bir nebze önüne geçti ve hakikat ile geliştirenlere can suyu verilmiş oldu. (3)

İran’da yaşanan Apple krizi (4), Rusya’nın World Wide Web’in dışında kalmak istemesi ve NATO tarafından yapılan S-400 açıklamaları bana göre dijital ambargonun ayak sesleri. Öte yandan da, yalın ayak geliştiricilerin yıldızının parlayacağı günlere doğru yaklaşıyoruz. İlim malumuna tabidir sözünden yola çıkarsak, bu güne dek %100 yerli diye adeta caka satanların kredileri tükenmiş ve Bilişim Bakanlığı sevdasına kapılanlar olmuş. Yalın ayak geliştiricilerin her söylem ve yazılı raporlarının haklı çıkması yeni nesil geliştiricilerin yalın ayaklıktan spor ayakkabılara kavuşmasını sağlarken, sektöre yanlış yön verenlerin de ceremesini koca bir Ulus’un çekmesini önlemeye çalışmaları hakikaten takdir edilesi bir kurtuluş savaşını andırmaktadır.

KAFKASSAM Siber Güvenlik Uzmanı

Burak BOZKURTLAR

1-) http://turkrus.com/600069-natodan-uyari-turkiyeye-s-400-yerlestiren-rusya-gizli-bilgilerimize-erisecek–xh.aspx

2-) http://kafkassam.com/rusya-interneti-mililestirmeye-hazir.html

3-) http://www.aksam.com.tr/siyaset/basbakan-yildirimdan-onemli-aciklamalar/haber-574502

4-) http://www.yeniakit.com.tr/haber/iran-kacakcilikta-iphoneu-sucluyor-195446.html

Devamını Oku