Ömür Çelikdönmez’in kaleminden

Dik GazeteÖmür Çelikdönmez’in kaleminden

Mustafa Kemal’in Japonya’ya gönderdiği istihbaratçı kimdi! Öncesi, sonrası ile “İki devlet tek yürek”

istock-178797696

– Japon Büyükelçi Akio Miyajima’ya sormalı Atatürk’ün Japonya’ya gönderdiği İstihbaratçı kimdi?

:

Türkiye’deki görevine yaklaşık bir yıl önce başlayan Japonya’nın Ankara Büyükelçisi Akio Miyajima büyükelçilik konutunda Japonya Öz Savunma Kuvvetleri Günü resepsiyonunda Türkçe, “-İki ülke arasındaki dostluğun ve iş birliğinin daha da ileri gideceğini, İki ülke arasındaki mesafenin uzak olmasının bir anlam ifade etmediğini” belirterek, “-Türkiye ve Japonya iki devlet tek yürektir” demesi dikkatimi çekti. (1)

Sıcak ve içten bir konuşma olduğunu söylemeye gerek yok.

Azerbaycan’da atasözü gibi ezberlenmiş ve benimsenmiş, “Bir millet iki devlet” sözüne ne kadar benziyor değil mi!

Japonya ilgili radarlarıma takılan bir başka haber Shoko Asahara’nın Japonya’da kurduğu ve metro istasyonlarına sarin gazı yayan Aum Şinrikyo (Aleph) örgütü ile ilgiliydi. (2)

Japonya’da, 1995’te Tokyo metrosunda 13 kişinin ölümüne ve bin kişinin yaralanmasına neden olan sarin gazı saldırısı düzenleyen Aum Şinrikyo tarikatının lideri Şoko Asahara birkaç gün önce idam edilmişti. (3)

Hatırlarsanız Nagazaki ve Hiroşima felaketinin 72. yılında, “1945ʹte Japonya’ya atılan atom bombası Türkiye’yi işgalden kurtardı” iddialarını da gündeme getirilmişti.

Bu iddialar, ‘istihbarat magazini’ denilebilecek türden yazılar kaleme alan istihbarat tarihçisi eski KGB yarbayı Igor Atamanenko’ya aitti. (4)

Bu açıdan bakılırsa II. Dünya Savaşı sırasında Japonlar atom bombasını göğüsleyerek Türkiye’yi Rusya’nın işgalinden kurtarmıştı.

Her neyse.

Japonya Büyükelçisi Akio Miyajima’nın sözleri üzerinden yürüyecek olursak Japonya ve Türkiye’nin iki devlet bir yürek olması temennisinin manevi mimarı, Türkiye Cumhuriyetinin banisi Mustafa Kemal Atatürk ile Teşkilatı Mahsusa mensubu, Batı Sibirya Tobolsk-Tara’da 23 Nisan 1857’de doğan, Konya Cihanbeyli Böğrüdelik köyüne yerleşen ama kendisine bizzat Atatürk’ün emri ile Genelkurmay Başkanı Mareşal Fevzi Çakmak’ın tevcih ettiği mukaddes görevi yerine getirmek için ilerlemiş yaşına rağmen yollara düşen, 17 Ağustos 1944’te Tokyo’da hakkın rahmetine kavuşan, Teşkilatı Mahsusa’nın Ortadoğu masası şefi Mehmet Akif Ersoy’un kadim dostu Abdürreşid İbrahim’dir.

Onun teşkilattaki görevi, 1. Dünya Savaşı sırasında Almanların aldıkları esirler arasında bulunan Tatar, Başkurt Türklerinin Osmanlı ordusuna kazandırılmasıydı.

Berlin yakınlarında Zossen esir kampına yerleştirilen Türklerin, Osmanlı ordusuna devşirilmesi için Enver Paşa’nın talimatıyla Almanya’ya giderek esir kamplarında Müslüman Türklere verdiği vaazlarla onları Halifenin safında çarpışmaya ikna etmeye uğraşır.

Emeği zayi olmaz, başarılı da olur.

Bu esirlerden “Asya Taburu” adıyla bir tabur oluşturulur, 7 Mayıs 1916’da İstanbul’a gönderilen bu tabur, Irak Cephesinde İngilizlerle savaşmaya gönderilir.

Abdürreşid İbrahim ayrıca, savaş sırasında ve sonrasında Teşkilat-ı Mahsusa (istihbarat teşkilatı) adına verilen bazı görevleri yerine getirmiştir.

Onlar genelde Rusya Türkleri ile ilgili vazifelerdir.

JAPON PRENSİ’NİN ATATÜRK İLE GÖRÜŞMESİ VE SONRASI…

Atatürk’ün Asya/Pasifik’te askeri ve ekonomik bir güç olarak beliren Japonya ile Rusya ve Çin’e karşı geliştirmek istediği işbirliği fırsatı, Japon Prensi Takamatsu’nun 31 Ocak 1931’de Türkiye ziyaretiyle yakalandı.

Prens Takamatsu beraberinde getirdiği samuray kılıcını hediye olarak Mustafa Kemal Paşa’ya sundu.

Aynı günün akşamı Marmara Köşkü’nde prensin onuruna verilen ziyafette iki millet arasındaki bağlara değinen Mustafa Kemal Paşa“Türk ve Japon milletleri, öteden beri birbirine karşı içten, dostça hislerle bağlıdır. Japon milletinin yüksek ve vatanseverce nitelikleri, uygarlık yolundaki dikkate değer uygulamaları ve gelişmeleri, Türkiye’de daima ilgiye ve içtenlikle izlenmiştir” dedi. (5)

31 Ocak 1931’de Japon imparatorunun kardeşi Prens Takamatsu,Türkiye’yi ziyaret ederek Atatürk ile görüşmesiyle iki ülke arasında oluşan dostluk havası içinde Japonya’da Türkoloji çalışmaları ilerledi. (6)

Bu ziyaret sonrasında Japonya’ya gönderilecek asker ve gizli, servis mensuplarının gönderilmesi hazırlığına girişilir.

Görevlendirilecek personelin seçimiyle ilgili bizzat Mareşal Fevzi Çakmak ilgileniyordu.

O tarihlerde Japonya’nın Türkiye’de binbaşı rütbesinde; Imura isimli bir Ateşemiliteri vardır.

Mareşal Çakmak, Türkiye’nin de Japonya’da bir Atesemiliteri olmasını arzu eder, ama Japonca bilen tek bir Türk subayı yoktur orduda.

Bunun üzerine Binbaşı Imura’nın da yardımı ile genç bir Türk subayı; daha sonra Demokrat Parti zamanında Genel Kurmay Başkanlığına kadar yükselecek, Rüştü Erdelhun’u, Japonca öğrenmek ve Kraliyet ordusunda eğitim görmek üzere Japonya’ya yollarlar.

Rüştu Erdelhun, Japonya’da stajını başarı ile tamamlar ve Yarbayrütbesine terfi ettirilerek Türkiye’nin Tokyo Ateşemiliterliğine atanır.

Gene bu tarihlerde, bu defa Fevzi Çakmak Paşa, genç bir Türk Denizci subayı olan Şevket Cavit Bey’i, bu defa, Bahriye’ye katkısı olması için staj için Japonya’ya yollar.

1933 Kasım sonunda Şevket Cavit Bey, öğretimini başarıyla tamamlamak üzere iken aniden hastalanır ve verem teşhisi ile Amerikan hastanesine kaldırılır.

Kısa bir müddet sonrada vefat eder ve cenazesi Türkiye’ye getirilir. (7)

1930’da, konjonktüre göre II. Abdülhamid’in temelini attığı Türk-Japon dostluğunun kuvvetlendirilmesi gereğini duyan dönemin Genelkurmay Başkanı Mareşal Fevzi Çakmak, Tokyo’ya, Japon lisanını bilen bir ataşemiliter arayışına yönelir.

O yıllarda Türk ordusunda Japonca bilen subay bulunmadığı gibi öğretecek ne bir okul ne de bir öğretmen vardır?

Ama ‘Türk yılmaz’ ilkesi gereğince Mareşal Çakmak hemen çözüm üretir ve Japonya’nın Türkiye’deki askerî ataşesi Binbaşı İmura’yı Ankara’ya davet ederek, bu isteğini iletir.

Japon askerî ataşe de mareşalin bu uzak görüşlü ve dostane arzusunu kendi ülkesine bildirir.

Japon Genelkurmayı da bu arzuyu büyük bir memnuniyetle kabul eder ve Binbaşı İmura’yı, Türk ordusunun göstereceği adaya, şahsen Japonca öğretmesi için görevlendirir.

Araştırma ve değerlendirmeler sonunda Harp Akademileri’nde tabiye öğretmen muavini olan Kurmay Binbaşı Rüştü Erdelhun’un da gönüllü olması üzerine 1931 yılından itibaren akademideki görevine devam şartıyla, haftada iki kez Binbaşı İmura’dan Japonca derslerialmak üzere seçilir.

Kıta hizmetine çıkıncaya kadar Japonca derslerine aksatmadan devam eden Kurmay Binbaşı Erdelhun’un, kıta hizmetinin dörtte birinin bir Japon kıtasında tamamlamasının da, hem lisanını pekiştirmek, hem de Japon ordusuyla daha yakın ilişki içine girebilmek açısından faydalı olacağı düşünülerek, Japon Genelkurmay Başkanlığı’na teklifte bulunulur.

Bu teklif de Japon Genelkurmay Başkanlığı’nca kabul edilir ve Kurmay Binbaşı Rüştü Erdelhun, 1932 yılı Temmuz’unda Japon Hassa Topçu Alayı’nın I.Tabur Komutanlığına atanarak göreve başlar.

Japonya’ya giden TSK’nın ilk kara subayı Kurmay Binbaşı ErdelhunJapon Komutan Binbaşı Yoşinaka’yla emrinde görevdedir.

ERTUĞRUL ŞEHİTLERİNDEN SONRA JAPONYA’DA BAHRİYENİN İKİNCİ KAYBI…

Sınavları başarıyla vererek rütbesi yarbaylığa yükseltilince 1932 Aralıkayından itibaren Türk Büyükelçiliğinde askerî ataşedir.

Japon hükümetinin Ankara’ya jesti gecikmez, Binbaşı Yoşinaka,Ankara’ya askerî ataşe olarak atanır.

Ataşemiliter Yarbay Erdelhun, görevinin son yılında 1937’de, lisanını ilerletmesi ve usulleri öğrenmesi için Yüzbaşı Hayri Saner’le takviye edilir.

Erdelhun, Türkiye’ye dönünce ataşemiliterlik görevini Yüzbaşı Hayri Saner üstlenir.

Daha evvel belirttiğim gibi bunlardan önce Yüzbaşı Şevket Cavit,1931’de Japonya’ya gönderilmişti.

Gayet zeki, kabiliyetli ve vatansever bir genç olan bu Türk subayı bir yıl içinde Japoncayı öğrenmiş, sonra da topçuluk, torpido, telsiz ve seyir kurslarını aldıktan sonra, Japon Deniz Harp Akademisi’nde öğrenime başlamış, ancak öğreniminin sonunda, yakalandığı verem hastalığından tedavi gördüğü Tokyo’daki Amerikan Hastanesi’nde 28 Kasım 1933’te ölmüştü.

Şevket Cavit’in ölümü, Japon bahriyesi ve imparatorluk hükûmetini çok üzmüş, cenazesi büyük bir törenle Türkiye’ye gönderilmişti.

Ertuğrul şehitlerinden sonra, Türk bahriyesinin Japonya’daki ikinci kaybı Deniz Yüzbaşısı Şevket Cavit Bey’in ardından, Japon dili ve askeri eğitim görmek üzere, Deniz Harp Okulu mezunu Kıdemli Yüzbaşı Tafdil Zeki Bayat ve Deniz Harp Okulu mezunu Yüzbaşı Şerafettin Karapınar, Japonya’ya gönderilmişlerdir.

Yüzbaşı Şerafettin Karapınar, 1935 Temmuzunda, Kıdemli Yüzbaşı Tafdil Zeki Bayat da aynı yılın Ekim ayında Tokyo’ya gelmişler ve derhal Japon Bahriye Bakanlığı’nın seçtiği uzman lisan öğretmenlerinden ders almaya başlamışlardır.

ÇİN – JAPON SAVAŞININ EN ZOR GÜNLERİNDE MAREŞAL ÇAKMAK’IN GİZLİ GÖREVLİSİ ABDÜRREŞİD İBRAHİM….

Avrupa lisanlarına pek benzemeyen, bilhassa yazısı çok zor olan Japonca’yı öğrenmek için iki yıl daimî olarak çalışmanın gerektiğini söyleyen bu subayların avantajları; kendilerine yalnız Japonlarca meskûn olan bir mahallede ev kiralamaları ve lisan öğretmenlerinden ayrı olarak, onları adeta gölgeleri gibi izleyen ve hep beraber olan çok bilgili Kavabeti isminde bir kurmay yarbayın yardım etmesi olmuştur.

Her iki stajyer Türk deniz subayı, bir yılın sonunda Bahriye Bakanlığı’nda yapılan okuma-yazma sınavlarını başarıyla vermeleri üzerine, dersleri takip edebileceklerine kanaat getirildiğinden, Ocak 1936’da Yokosaka Deniz Üssü’nde Topçuluk Okulu’na alınmışlardır.

Bu okulu da başarıyla bitiren bu iki Türk subayı Nisan 1937’de sevk edildikleri muhabere kursundan da mezun olmuşlardır.

Aynı yılın Haziran ayında seyir harekât, ekim ayında da torpido ve mayın kurslarını başarıyla bitiren stajyer subaylar, Aralık ayında Tokyo’daki Deniz Harp Akademisi’nde öğrenime başladı.

Japon yetkililer, Çin-Japon Savaşı’nın en zor günlerinin yaşandığı günler olmasına rağmen, gerek okulda gerek Japon adalarında gerek Kore ve Çin topraklarında ve hatta savaş alanlarında yapılan kurmay gezileri sırasında türk subaylardan hiçbir bilgiyi esirgememiştir. (8)

Türk ve Japon ordusu arasında bu karşılıklı işbirliği devam ettiği yıllarda, Mareşal Fevzi Çakmak’ın gizli görevle Japonyaya gönderdiği Abdürreşid İbrahim’in Japonya’da bulunduğu yıllarda, Türkiye Cumhuriyeti’nin Tokyo Büyükelçiliğinde; Cevat Ezine 1 Ocak 1929 – 1 Ocak 1931, Nebil Batı 1 Ocak 1931 – 1 Ocak 1936, Hüsrev Gerede 1 Ocak 1936 – 1 Ocak 1939 ve Ferit Tek 1 Ocak 1939 – 1 Ocak 1943’te görev yapmışlardı. (9)

JAPONLAR VE TÜRKLER AYNI HEDEFE…

Teşkilatı Mahsusa raporlarına göre Japonlar İslâm’ı kabul ederlerse dünyada önemli bir açılım gerçekleşecektir.

Ayrıca, Asya kıtasında emperyalist emellerini gerçekleştirmek isteyen İngiltere, Rusya, Amerika’nın ancak Japonya ile durdurulabileceğidüşünülmüştür.

Japonların da kendilerine bu misyonu yükledikleri ve Türkleriyanlarına çekmek istedikleri anlaşılıyor.

Nitekim bu gaye ile ‘Asya Tehlikede’ başlıklı Japon istihbaratının kolektif çalışması HASAN HATANO UHO müstear ismiyle önce Japonca neşredilmiş, daha sonrada bu kitap Abdürreşid İbrahim ve M. Hilmi Nakava tarafından Türkçe’ye tercüme edilmiş, İstanbul’dayayınlanmıştır.

Bazı kaynaklarda bu kitabın Rusya tehlikesine dikkat çekmek için İngiliz istihbaratının Hindistanlı Muhammed Barakatullah’a (Mevlana Abdul Hafız Muhammed Muhammed Barakatullah) yazdırdığı belirtilir.

Ancak bu doğru değildir çünkü Muhammed Barakatullah,Abdürreşid İbrahim’in yakın dostu ve Teşkilatı Mahsusa’nın Hindistan sorumlusudur.

Kitaba Japon asıllı yardımcısı Hassan U. Hatanao’nun ismini verilmesini kendisi uygun bulmuştur.

M. Hilmi Nakava’da Japon asıllı Müslümandır.

Gerçek ismi Hideo Nakao’dur. Genyousha Cemiyeti ve Kokuryuukai (Kara Ejderha) Derneği’nin lideri Toyama Mitsurutarafından Asya Müslümanlarını Ruslara ve İngilizlere karşı ayaklandırması için görevlendirilmiş, Japon istihbaratının önde gelen isimlerindendir.

Üniversite eğitimini Rusya’da tamamlayan kılıç ve döğüş ustası Hideo Nakao’nun ilk görev yeri Gürcistan’dı ve burada Müslümanolmuştu.

Kokuryuukai derneğine istihbarat akışını sağlamış ve göndermeye başlamış ve Gürcistan’da Panasyacılık propagandası yapmıştır.

Bu derneğin günümüzde ABD’de faal olduğu ve İslam Ulusu adı altında örgütlendiği söylenilmektedir.

Hideo Nakao, diğer ismiyle M. Hilmi Nakava da Gürcistan sonrasında İstanbul’a geçmiş, faaliyetleri ve gizli görevini İngilizistihbarat tarafından deşifre edilmesinden sonra Kurtuluş Savaşı sonrasında Ankara’da yaşamış, Japon ve Türk istihbaratı adına Latin Amerika ülkelerinde ve Meksika’da espiyonaj faaliyetlerinde bulunmuş, ölünce Cebeci Asri Mezarlığına gömülmüştür.

Abdürreşid İbrahim; sağlık durumundaki olumsuzluğa ve yaşlılığına rağmen ailesini de geride bırakarak 1933 Ağustos’unda İstanbul’danyola çıkar, 12 Ekim’de Tokyo’ya varır.

Japonya halkı, onu büyük coşku ile karşılar.

Japon basını büyük ilgi gösterir ve İslâm dünyası hakkında çok sayıda röportaj gerçekleştirilir.

Japonya’da, 1909’da yeri alınan caminin temelini attırır.

Hizmetleri hızlandırır.

Dört yılda tamamlanarak, Tokyo’da bir büyük camii açılmasına vesile olup, buranın fahri imamlığını yapar.

İslâm dininin Japon yönetimi tarafından resmen tanınmasını sağlar.

Tokyo’daki Tatar ve diğer Müslümanların çocuklarına din ve tarihdersleri verir.

Birçok Japon’un İslâm dinini seçmesine vesile olur. 

Abdürreşit İbrahim’in Japonya’da dostluk kurduğu en önemli şahsiyetlerden biri de hiç kuşkusuz Toyama Mitsuru’dur.

Japon milliyetçiliğinin ve Asyacılığının öncülerinden Toyama MitsuruMançurya’dan itibaren bütün Asya’nın Avrupalı emperyalistlerden temizlenerek bölgedeki Asyalıların Japonya liderliğinde birleşmesini amaçlayan Genyousha Cemiyeti’nin kurucusu ve aynı zamanda Kokuryuukai Derneği’nin de manevi lideri, Japon milliyetçiliği ve Asyacılığının fikir babalarından Toyama Mitsuru’yla da dostluk Genyousha cemiyetini kurmuş, Kokuryuukai derneğinin de manevi liderliğini yapmıştır.

Bu cemiyetler Mançurya’dan başlayarak tüm Asya’nın Batılılardan temizlenmesini ve Asyalıların Japonya liderliğinde birleşmesiniamaçlamıştır.

1909 yılında Abdürreşit İbrahim ve Toyama Mitsuru, bazı ileri gelen Japonlarla beraber Tokyo’da, Ajia Gikai (Asya Meclisi) adlı bir cemiyet kurmuştur. (10)

Abdürreşid İbrahim merhumun ismini anınca Japon dilbilimci ve İslam uzmanı Toshihiko İzutsu’yu hatırlamamak olmaz.

1930’da üniversite talebesi olan Toshihiko İzutsu, dil çalışmalarıyla ilgilenmeye başlar ve Okawa Shumei’nin teşvikiyle Arapçaöğrenmeye karar verir.

Ancak o dönemde kendisine Arapça öğretecek bir Japon hoca bulamaz.

Hoca arayışını sürdüren İzutsuTokyo’ya gelir.

Burada meşhur Sibiryalı âlim ve seyyah Abdürreşid İbrahim’den kendisine Arapça öğretmesini rica eder.

Abdürreşid İbrahim, İzutsu’nun ricasını kabul eder.

Böylece İzutsu, Abdürreşid İbrahim’in öğrencisi olur.

Dünyaca ünlü Japon ilim adamı İzutsu, ilk defa Arapça sesleri Abdürreşid İbrahim’den duyduğunu ve onun sayesinde sesleri telaffuz edebildiğini, yine onun sayesinde ilk defa Kur’an’ın Arapça okunuşunu dinleyebildiğini söyler.

İzutsu, hocası Abdürreşid İbrahim yorulup dersi kesene kadar ondan Arapça çalışmıştır.

Abdürreşid İbrahim bir gün ders esnasında, öğrencisi Toshihikoİzutsu’ya -tevazu ile- aslında kendisinin çok iyi bir Arapça hocası olmadığını, Arapça’nın asıl üstadının o hafta Tokyo’ya geleceğini ve artık daha bilgili bir hocadan Arapça öğrenebileceğini söyler.

İzutsu heyecanla Abdürreşid İbrahim’in bahsettiği hocayı beklemeye başlar ve Tokyo’daki Tatar cemaatinin önde gelenleriyle birlikte yeni hocasını Yokohama Limanı’nda karşılamaya gider.

İzutsu’nun yeni Arapça hocası, büyük Tatar âlimi Musa Carullah’tan başkası değildir. (11)

Ruhları şad mekânları cennet olsun!

Bir soru; günümüzün Abdürreşid İbrahim’i, Toyama Mitsuru’su kim?

Bakınız
1- http://www.yeniasya.com.tr/dunya/japon-buyukelci-turkiye-ve-japonya-iki-devlet-tek-yurektir_466518
2- https://www.haber-sanliurfa.com/yazarlar/omur-celikdonmez/musul-baraji-yikilirsa-ii-nuh-tufani-bekleniyor/18336
3- https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-44733999
4- http://kafkassam.com/japonlar-oldu-turkler-kurtuldu-yasasin-amerika-mi-demeliyiz.html
5- https://www.turkhackteam.org/ataturk-bolumu/1404976-365-gun-mustafa-kemal-ataturk-14.html
6- http://www.islamansiklopedisi.info/dia/pdf/c23/c230285.pdf
7- Cem Özmeral/ Japonların 1934 İstanbul Ziyareti/ http://www.istanbullite.com/tarihtenkapaklar/japonlarin1934ziyareti.html
8- http://www.ertugrul.jp/pages/tarihte-ertugrul-history/tuerk-japon-iliskileri/tuerkiye-cumhuriyeti/tuerk-subaylari-nin-japonya-da-egitimleri.php
9- http://tokyo.be.mfa.gov.tr/Mission/MissionChiefHistory
10- https://apjjf.org/-Cemil-Aydin/2695/article.pdf
11- http://www.dunyabizim.com/portre/26827/musa-carullahin-japonya-seyahati-ve-toshihiko-izutsu-ile-iliskisi

.

Ömür Çelikdönmez
Twitter: @oc32oc39

dikGAZETE.com

Devamını Oku
Dik GazeteGenelÖmür Çelikdönmez’in kaleminden

Alman BND’ye göre Türkiye’nin Nükleer Silah Teknolojisi ve kendi yaptığı Atom Bombası var!

maxresdefault

Gazete haberlerine bakılırsa Türkiye’de nükleer silah var ama bunlar “Maden In Turkey” değil.

NATO şemsiyesi çerçevesinde ABD’ye ait nükleer silahların Türkiye’de İncirlik Üssü’nde konuşlandırıldığı ve Türkiye’deki nükleer silah sayısının 50 ila 90 adet B61 tipi atom bombası olduğu belirtiliyor.

Yani bu nükleer silahlar, Türkiye’nin tek başına vereceği kararla kullanamayacağı türden.

“Kötü komşu insanı mal sahibi yapar” derler.

Türkiye ve Pakistan’ın nükleer silah sahibi olmasının nedeni de o hesap.

Türkiye’nin nükleer enerji macerası, 5 Mayıs 1955’te ABD Başkanı Eisenhover’ın “Barış İçin Atom Programı” çerçevesinde ABD ile imzalanan ikili anlaşmayla başladı.

Bu tarihî anlaşma, merhum Adnan Menderes’in başbakanlığı döneminde imzalandı.

Türkiye bu anlaşmayı hemen fırsata dönüştürdü.

Silistreli Ali Sipahiogullarindan Orhan Alisbah 1955’te ünü ve çalışmaları sayesinde, o zamanda Einstein’ın araştırma yaptığı PrincetonNew Jersey’deki İleri Çalışmalar Enstitüsü’ne davet edildi ve Pensilvanya Üniversitesi’nde 1959 – 1960 arasında ziyaretçi profesör olarak ders verdi.

Einstein’le geliştirdiği dostluk sayesinde nükleer enerji alanındaki her gelişmeyi yakından takip etti.

Türkiye dönüşü bilgilerini ilgili birimlerle paylaştı.

Menderes döneminde (1956) çıkarılan 6821 sayılı Atom Enerjisi Komisyonu (AEK) Kanununun ardından aynı yıl İstanbul Teknik Üniversitesi’nde (İTÜ) başlatılan çalışmalarla, nükleer teknolojiye ilk adım atıldı.

Sonrasında bir ‘Reaktör Komitesi’ oluşturuldu.

Çekmece Gölü kıyısında 3200 dönümlük Nakkaş Tepe Çiftliği satın alınarak, Çekmece Nükleer Araştırma Merkezi’ne (ÇNAM) tahsis edildi.

Türkiye1957’de 7015 sayılı Kanunun TBMM’de kabul edilmesiyle, Birleşmiş Milletlerin (BM) önemli bir organı Uluslararası Atom Enerjisi Ajansına (IAEA) üye oldu.

Amaç nükleer enerjide kararlılık göstermekti.

1959’da TBMM, 7256 Sayılı ‘Türkiye Atom Enerjisi Programını Tatbik Şekli Hakkında Kanun’u kabul etti.

6 Şubat 1962’de, 1 MW güçteki TR-1 araştırma reaktörünün yapılması ve 27 Mayıs 1962’de ÇNAM’ın faaliyete geçirilmesi; 1966’da, Ankara Nükleer Araştırma ve Eğitim merkezinin (ANAEM) kurulmasıyla Türkiye, iyi bir başlangıç yaparak, yeni bir döneme girdi.

Ancak, aynı dönemde çalışmalara başlayan Fransa, peş peşe kurduğu 58 nükleer santrali faaliyete geçirirken, Türkiye, 50 yıl içinde bir tane bile enerji üreten nükleer santral kuramadı.

Demirel’in yarım kalan teşebbüsü Türkiye’de nükleer santral kurulması çalışmaları 1965 yılında Süleyman Demirel’in ilk başbakanlığı döneminde de gündemdeydi.

Askerlerin öncülüğünde nükleer silah yapmak için gizli bir araştırma başlatıldı.

Başta Türkiye Atom Enerjisi KurumuTÜBİTAK ve üniversiteler dahil olmak üzere pek çok kurumdan gelen uzmanlarla oluşturulan bir ekip bunu araştırdı.

“Elektrik Etüd işleri (EEİ), bir nükleer santralin Fizibilite Raporunu hazırladı. 1972’de çalışmalar devam etti; 1977’de servise girmek üzere 400 MW gücünde CANDUPHWR tipi bir nükleer santral teklifi alındı ve 200 milyon dolara mal olacak bu santral için kredi temininin de mümkün olduğu görüldü.

O dönemde Türkiye’nin elektrik işlerinden sorumlu Etibank da, projeyi kabul etti ancak, Etibank‘’ın yetkilerinin, yeni kurulan Türkiye Elektrik Kurumuna (TEK) devredilmesiyle bu projeye ara verildi.

1972’de TEK içinde Nükleer Enerji Dairesi kurulmasıyla, çalışmalara yeniden başlandı.

1976’da, Silifke’nin 40 km batısındaki Akkuyu, reaktör yeri olarak belirlendi ve 3 İsviçre, 1 Fransız firmasından oluşan müşavirlik konsorsiyumunun yardımıyla şartnameler hazırlanarak ihale açıldı.

Bu ihale de sonradan ileri bir tarihe ertelendi.

1979’da, Türkiye’nin üçüncü araştırma reaktörü (TRIGA Mark-II), İTÜ Nükleer Enerji Enstitüsü’nde, eğitim-öğretim başlatıldı.

Neymiş efendim, bugün Ruslar’ın yapmak için start aldığı Akkuyunükleer santrali’nin yeri 1976’da Süleyman Demirel’in başbakanlığı döneminde belirlenmiş! Tarsus’ta ki define kazısını hatırlayın!

Aradaki bağlantıyı da lütfen siz kurun.

“PAKİSTAN DİYE YAZILIR…”

Ancak devlet erkanı; nükleer silahın Türkiye’de yapılmasının olumsuz uluslararası etkilerini ve Türkiye’ye yönelik tehdit unsurlarını göz önünde bulundurarak binlerce kilometrelerce uzaklıktaki bir başka Türk soylu devleti Pakistan’ı bu projeye dahil etti.

Neden Pakistan?

Çünkü, Pakistan diye yazılır, Türkiye diye okunur!

PAKİSTAN DÜNYANIN 7. NÜKLEER GÜCÜ VE NÜKLEER SİLAHA SAHİP TEK İSLAM ÜLKESİ…

Pakistan’da ilk olarak 1976′da nükleer araştırma laboratuvarları kuruldu.

Bu işin başına Prof. Dr. Abdulkadir Han geçirildi.

6 yıllık süre içerisinde uranyum geliştirme tekniği elde edildi.

Nükleer güce giden tüm engeller birer birer aşıldı.

İşler çok gizli yürütülüyordu.

Çalışmalar esnasında gereken ve nükleer gücü tekelinde tutan ABDRusya, Çin ve Fransa tarafından Pakistan Ordusuna verilmeyen bir çok malzeme özel şirketler aracılığıyla adı geçen ülkelerin istihbarat örgütleri atlatılarak uluslararası piyasadan temin edildi.

Pakistan Devleti, halk, ordu ve özel teşebbüs nükleer güce ulaşmak için hiç bir fedakârlıktan kaçınmadı.

Sıkıntılı süreç sonrasında çekilen zahmete değdi.

Pakistan, dünyanın 7’nci nükleer gücü olmayı başardı.

Uluslararası resmi kayıtlara göre Pakistan, nükleer silaha sahip tek İslâm ülkesi.

ALMAN İSTİHBARATININ TÜRKİYE’Yİ DİNLEME SEBEBİ…

Eylül 2014’te Alman basını, Türkiye’nin gizli bir nükleer silah programı yürüttüğünü öne sürdü.

Die Welt, gazetesinin haberinde, Alman istihbaratının Türkiye’yi dinleme sebebinin de bu olabileceği iddia edildi.

Konuyu gündeme getiren sıradan bir muhabir değil.

1982-1988 yılları arasında Federal Savunma Bakanlığı’nın Planlama Bölümü’nde çalışan Hans Rühle.

Türkiye’nin atom bombası yapabilmesi için gerekli teknik bilginin Pakistan’dan gelmiş olabileceğinden de söz edilmiş, “Alman Haber Alma Teşkilatı”nın (BND) Türkiye’yi dinlemesi için Türkiyeüzerinden Irak ve Suriye’ye giden radikal İslamcı militanları, uyuşturucu kaçakçılığını ve Kürt militanları gerekçeler arasında gösterdiği bilinir.

Ancak çok az bilinen ve dinlemeler için daha iyi bir gerekçe var.

O da bir süreden beri “Cumhurbaşkanı (Recep Tayyip) Erdoğan’ın işaretlerini verdiği nükleer silah sahibi olma isteği” denildi.

Haberde, BND’nin elindeki bilgiye göre, Erdoğan’ın emriyle 2010yılında uranyum zenginleştirme tesisi kurduğu iddia edildi.

BND’nin elinde ayrıca, Türkiye’nin çok miktarda santrifüjbulundurduğuna dair bilginin olduğu da belirtilmiş, Türkiye’nin santrifüjleri Pakistan’dan temin etmiş olabileceği kaydedilmişti.

Alman istihbaratına göre Türkler1987 yılından 2002 yılına kadar Pakistanlı Abdul Kadir Han’ın Libyaİran ve Kuzey Kore’ye binlerce santrifüjün götürülmesi için yürüttüğü çalışmalarında yer almıştı.

Pakistan’daki tesislerdeki tüm elektronik parçalar Türkiye’den getirilmişti. Han, elindeki tüm kaçak santrifüjleri Türkiye’de saklamak istemişti.

Dönemin Pakistan Başbakanı Navaz Şerif, Türkiye’ye 1988 yılında nükleer çalışmalar konusunda ortaklık teklif etmişti”.

Haberde, ayrıca Türkiye’nin nükleer silah üretmek istediğine dair bir diğer gerekçe de Türkiye’nin füze programındaki gelişmeler olarak gösteriliyor.

Türkiye’nin daha önce kısa menzilli füzeler denerken, ardından orta menzilli füze denediğini ve 2015 yılında da 2 bin 500 kilometre menzilli bir füzeyi kullanıma sunmaya hazırlandığına değinilmişti.

Uzun lafın kısası, Türkiye’nin kendi yaptığı Atom Bombası var.

Nükleer silahları yapabilecek teknolojiye sahip.

Dikkatinizi çekerim bunları ben demiyorum, Alman istihbaratı BND söylüyor.

.

Ömür Çelikdönmez, dikGAZETE.com
Twitter: @oc32oc39

Devamını Oku
Dik GazeteÖmür Çelikdönmez’in kaleminden

Mustafa Kemal’in Japonya’ya gönderdiği istihbaratçı kimdi! Öncesi, sonrası ile “İki devlet tek yürek”

Turk-Japon_dostluYu_1

– Japon Büyükelçi Akio Miyajima’ya sormalı Atatürk’ün Japonya’ya gönderdiği İstihbaratçı kimdi?

:

Türkiye’deki görevine yaklaşık bir yıl önce başlayan Japonya’nın Ankara Büyükelçisi Akio Miyajima büyükelçilik konutunda Japonya Öz Savunma Kuvvetleri Günü resepsiyonunda Türkçe, “-İki ülke arasındaki dostluğun ve iş birliğinin daha da ileri gideceğini, İki ülke arasındaki mesafenin uzak olmasının bir anlam ifade etmediğini” belirterek, “-Türkiye ve Japonya iki devlet tek yürektir” demesi dikkatimi çekti. (1)

Sıcak ve içten bir konuşma olduğunu söylemeye gerek yok.

Azerbaycan’da atasözü gibi ezberlenmiş ve benimsenmiş, “Bir millet iki devlet” sözüne ne kadar benziyor değil mi!

Japonya ilgili radarlarıma takılan bir başka haber Shoko Asahara’nın Japonya’da kurduğu ve metro istasyonlarına sarin gazı yayan Aum Şinrikyo (Aleph) örgütü ile ilgiliydi. (2)

Japonya’da, 1995’te Tokyo metrosunda 13 kişinin ölümüne ve bin kişinin yaralanmasına neden olan sarin gazı saldırısı düzenleyen Aum Şinrikyo tarikatının lideri Şoko Asahara birkaç gün önce idam edilmişti. (3)

Hatırlarsanız Nagazaki ve Hiroşima felaketinin 72. yılında, “1945ʹte Japonya’ya atılan atom bombası Türkiye’yi işgalden kurtardı” iddialarını da gündeme getirilmişti.

Bu iddialar, ‘istihbarat magazini’ denilebilecek türden yazılar kaleme alan istihbarat tarihçisi eski KGB yarbayı Igor Atamanenko’ya aitti. (4)

Bu açıdan bakılırsa II. Dünya Savaşı sırasında Japonlar atom bombasını göğüsleyerek Türkiye’yi Rusya’nın işgalinden kurtarmıştı.

Her neyse.

Japonya Büyükelçisi Akio Miyajima’nın sözleri üzerinden yürüyecek olursak Japonya ve Türkiye’nin iki devlet bir yürek olması temennisinin manevi mimarı, Türkiye Cumhuriyetinin banisi Mustafa Kemal Atatürk ile Teşkilatı Mahsusa mensubu, Batı Sibirya Tobolsk-Tara’da 23 Nisan 1857’de doğan, Konya Cihanbeyli Böğrüdelik köyüne yerleşen ama kendisine bizzat Atatürk’ün emri ile Genelkurmay Başkanı Mareşal Fevzi Çakmak’ın tevcih ettiği mukaddes görevi yerine getirmek için ilerlemiş yaşına rağmen yollara düşen, 17 Ağustos 1944’te Tokyo’da hakkın rahmetine kavuşan, Teşkilatı Mahsusa’nın Ortadoğu masası şefi Mehmet Akif Ersoy’un kadim dostu Abdürreşid İbrahim’dir.

Onun teşkilattaki görevi, 1. Dünya Savaşı sırasında Almanların aldıkları esirler arasında bulunan Tatar, Başkurt Türklerinin Osmanlı ordusuna kazandırılmasıydı.

Berlin yakınlarında Zossen esir kampına yerleştirilen Türklerin, Osmanlı ordusuna devşirilmesi için Enver Paşa’nın talimatıyla Almanya’ya giderek esir kamplarında Müslüman Türklere verdiği vaazlarla onları Halifenin safında çarpışmaya ikna etmeye uğraşır.

Emeği zayi olmaz, başarılı da olur.

Bu esirlerden “Asya Taburu” adıyla bir tabur oluşturulur, 7 Mayıs 1916’da İstanbul’a gönderilen bu tabur, Irak Cephesinde İngilizlerle savaşmaya gönderilir.

Abdürreşid İbrahim ayrıca, savaş sırasında ve sonrasında Teşkilat-ı Mahsusa (istihbarat teşkilatı) adına verilen bazı görevleri yerine getirmiştir.

Onlar genelde Rusya Türkleri ile ilgili vazifelerdir.

JAPON PRENSİ’NİN ATATÜRK İLE GÖRÜŞMESİ VE SONRASI…

Atatürk’ün Asya/Pasifik’te askeri ve ekonomik bir güç olarak beliren Japonya ile Rusya ve Çin’e karşı geliştirmek istediği işbirliği fırsatı, Japon Prensi Takamatsu’nun 31 Ocak 1931’de Türkiye ziyaretiyle yakalandı.

Prens Takamatsu beraberinde getirdiği samuray kılıcını hediye olarak Mustafa Kemal Paşa’ya sundu.

Aynı günün akşamı Marmara Köşkü’nde prensin onuruna verilen ziyafette iki millet arasındaki bağlara değinen Mustafa Kemal Paşa“Türk ve Japon milletleri, öteden beri birbirine karşı içten, dostça hislerle bağlıdır. Japon milletinin yüksek ve vatanseverce nitelikleri, uygarlık yolundaki dikkate değer uygulamaları ve gelişmeleri, Türkiye’de daima ilgiye ve içtenlikle izlenmiştir” dedi. (5)

31 Ocak 1931’de Japon imparatorunun kardeşi Prens Takamatsu,Türkiye’yi ziyaret ederek Atatürk ile görüşmesiyle iki ülke arasında oluşan dostluk havası içinde Japonya’da Türkoloji çalışmaları ilerledi. (6)

Bu ziyaret sonrasında Japonya’ya gönderilecek asker ve gizli, servis mensuplarının gönderilmesi hazırlığına girişilir.

Görevlendirilecek personelin seçimiyle ilgili bizzat Mareşal Fevzi Çakmak ilgileniyordu.

O tarihlerde Japonya’nın Türkiye’de binbaşı rütbesinde; Imura isimli bir Ateşemiliteri vardır.

Mareşal Çakmak, Türkiye’nin de Japonya’da bir Atesemiliteri olmasını arzu eder, ama Japonca bilen tek bir Türk subayı yoktur orduda.

Bunun üzerine Binbaşı Imura’nın da yardımı ile genç bir Türk subayı; daha sonra Demokrat Parti zamanında Genel Kurmay Başkanlığına kadar yükselecek, Rüştü Erdelhun’u, Japonca öğrenmek ve Kraliyet ordusunda eğitim görmek üzere Japonya’ya yollarlar.

Rüştu Erdelhun, Japonya’da stajını başarı ile tamamlar ve Yarbayrütbesine terfi ettirilerek Türkiye’nin Tokyo Ateşemiliterliğine atanır.

Gene bu tarihlerde, bu defa Fevzi Çakmak Paşa, genç bir Türk Denizci subayı olan Şevket Cavit Bey’i, bu defa, Bahriye’ye katkısı olması için staj için Japonya’ya yollar.

1933 Kasım sonunda Şevket Cavit Bey, öğretimini başarıyla tamamlamak üzere iken aniden hastalanır ve verem teşhisi ile Amerikan hastanesine kaldırılır.

Kısa bir müddet sonrada vefat eder ve cenazesi Türkiye’ye getirilir. (7)

1930’da, konjonktüre göre II. Abdülhamid’in temelini attığı Türk-Japon dostluğunun kuvvetlendirilmesi gereğini duyan dönemin Genelkurmay Başkanı Mareşal Fevzi Çakmak, Tokyo’ya, Japon lisanını bilen bir ataşemiliter arayışına yönelir.

O yıllarda Türk ordusunda Japonca bilen subay bulunmadığı gibi öğretecek ne bir okul ne de bir öğretmen vardır?

Ama ‘Türk yılmaz’ ilkesi gereğince Mareşal Çakmak hemen çözüm üretir ve Japonya’nın Türkiye’deki askerî ataşesi Binbaşı İmura’yı Ankara’ya davet ederek, bu isteğini iletir.

Japon askerî ataşe de mareşalin bu uzak görüşlü ve dostane arzusunu kendi ülkesine bildirir.

Japon Genelkurmayı da bu arzuyu büyük bir memnuniyetle kabul eder ve Binbaşı İmura’yı, Türk ordusunun göstereceği adaya, şahsen Japonca öğretmesi için görevlendirir.

Araştırma ve değerlendirmeler sonunda Harp Akademileri’nde tabiye öğretmen muavini olan Kurmay Binbaşı Rüştü Erdelhun’un da gönüllü olması üzerine 1931 yılından itibaren akademideki görevine devam şartıyla, haftada iki kez Binbaşı İmura’dan Japonca derslerialmak üzere seçilir.

Kıta hizmetine çıkıncaya kadar Japonca derslerine aksatmadan devam eden Kurmay Binbaşı Erdelhun’un, kıta hizmetinin dörtte birinin bir Japon kıtasında tamamlamasının da, hem lisanını pekiştirmek, hem de Japon ordusuyla daha yakın ilişki içine girebilmek açısından faydalı olacağı düşünülerek, Japon Genelkurmay Başkanlığı’na teklifte bulunulur.

Bu teklif de Japon Genelkurmay Başkanlığı’nca kabul edilir ve Kurmay Binbaşı Rüştü Erdelhun, 1932 yılı Temmuz’unda Japon Hassa Topçu Alayı’nın I.Tabur Komutanlığına atanarak göreve başlar.

Japonya’ya giden TSK’nın ilk kara subayı Kurmay Binbaşı ErdelhunJapon Komutan Binbaşı Yoşinaka’yla emrinde görevdedir.

ERTUĞRUL ŞEHİTLERİNDEN SONRA JAPONYA’DA BAHRİYENİN İKİNCİ KAYBI…

Sınavları başarıyla vererek rütbesi yarbaylığa yükseltilince 1932 Aralıkayından itibaren Türk Büyükelçiliğinde askerî ataşedir.

Japon hükümetinin Ankara’ya jesti gecikmez, Binbaşı Yoşinaka,Ankara’ya askerî ataşe olarak atanır.

Ataşemiliter Yarbay Erdelhun, görevinin son yılında 1937’de, lisanını ilerletmesi ve usulleri öğrenmesi için Yüzbaşı Hayri Saner’le takviye edilir.

Erdelhun, Türkiye’ye dönünce ataşemiliterlik görevini Yüzbaşı Hayri Saner üstlenir.

Daha evvel belirttiğim gibi bunlardan önce Yüzbaşı Şevket Cavit,1931’de Japonya’ya gönderilmişti.

Gayet zeki, kabiliyetli ve vatansever bir genç olan bu Türk subayı bir yıl içinde Japoncayı öğrenmiş, sonra da topçuluk, torpido, telsiz ve seyir kurslarını aldıktan sonra, Japon Deniz Harp Akademisi’nde öğrenime başlamış, ancak öğreniminin sonunda, yakalandığı verem hastalığından tedavi gördüğü Tokyo’daki Amerikan Hastanesi’nde 28 Kasım 1933’te ölmüştü.

Şevket Cavit’in ölümü, Japon bahriyesi ve imparatorluk hükûmetini çok üzmüş, cenazesi büyük bir törenle Türkiye’ye gönderilmişti.

Ertuğrul şehitlerinden sonra, Türk bahriyesinin Japonya’daki ikinci kaybı Deniz Yüzbaşısı Şevket Cavit Bey’in ardından, Japon dili ve askeri eğitim görmek üzere, Deniz Harp Okulu mezunu Kıdemli Yüzbaşı Tafdil Zeki Bayat ve Deniz Harp Okulu mezunu Yüzbaşı Şerafettin Karapınar, Japonya’ya gönderilmişlerdir.

Yüzbaşı Şerafettin Karapınar, 1935 Temmuzunda, Kıdemli Yüzbaşı Tafdil Zeki Bayat da aynı yılın Ekim ayında Tokyo’ya gelmişler ve derhal Japon Bahriye Bakanlığı’nın seçtiği uzman lisan öğretmenlerinden ders almaya başlamışlardır.

ÇİN – JAPON SAVAŞININ EN ZOR GÜNLERİNDE MAREŞAL ÇAKMAK’IN GİZLİ GÖREVLİSİ ABDÜRREŞİD İBRAHİM….

Avrupa lisanlarına pek benzemeyen, bilhassa yazısı çok zor olan Japonca’yı öğrenmek için iki yıl daimî olarak çalışmanın gerektiğini söyleyen bu subayların avantajları; kendilerine yalnız Japonlarca meskûn olan bir mahallede ev kiralamaları ve lisan öğretmenlerinden ayrı olarak, onları adeta gölgeleri gibi izleyen ve hep beraber olan çok bilgili Kavabeti isminde bir kurmay yarbayın yardım etmesi olmuştur.

Her iki stajyer Türk deniz subayı, bir yılın sonunda Bahriye Bakanlığı’nda yapılan okuma-yazma sınavlarını başarıyla vermeleri üzerine, dersleri takip edebileceklerine kanaat getirildiğinden, Ocak 1936’da Yokosaka Deniz Üssü’nde Topçuluk Okulu’na alınmışlardır.

Bu okulu da başarıyla bitiren bu iki Türk subayı Nisan 1937’de sevk edildikleri muhabere kursundan da mezun olmuşlardır.

Aynı yılın Haziran ayında seyir harekât, ekim ayında da torpido ve mayın kurslarını başarıyla bitiren stajyer subaylar, Aralık ayında Tokyo’daki Deniz Harp Akademisi’nde öğrenime başladı.

Japon yetkililer, Çin-Japon Savaşı’nın en zor günlerinin yaşandığı günler olmasına rağmen, gerek okulda gerek Japon adalarında gerek Kore ve Çin topraklarında ve hatta savaş alanlarında yapılan kurmay gezileri sırasında türk subaylardan hiçbir bilgiyi esirgememiştir. (8)

Türk ve Japon ordusu arasında bu karşılıklı işbirliği devam ettiği yıllarda, Mareşal Fevzi Çakmak’ın gizli görevle Japonyaya gönderdiği Abdürreşid İbrahim’in Japonya’da bulunduğu yıllarda, Türkiye Cumhuriyeti’nin Tokyo Büyükelçiliğinde; Cevat Ezine 1 Ocak 1929 – 1 Ocak 1931, Nebil Batı 1 Ocak 1931 – 1 Ocak 1936, Hüsrev Gerede 1 Ocak 1936 – 1 Ocak 1939 ve Ferit Tek 1 Ocak 1939 – 1 Ocak 1943’te görev yapmışlardı. (9)

JAPONLAR VE TÜRKLER AYNI HEDEFE…

Teşkilatı Mahsusa raporlarına göre Japonlar İslâm’ı kabul ederlerse dünyada önemli bir açılım gerçekleşecektir.

Ayrıca, Asya kıtasında emperyalist emellerini gerçekleştirmek isteyen İngiltere, Rusya, Amerika’nın ancak Japonya ile durdurulabileceğidüşünülmüştür.

Japonların da kendilerine bu misyonu yükledikleri ve Türkleriyanlarına çekmek istedikleri anlaşılıyor.

Nitekim bu gaye ile ‘Asya Tehlikede’ başlıklı Japon istihbaratının kolektif çalışması HASAN HATANO UHO müstear ismiyle önce Japonca neşredilmiş, daha sonrada bu kitap Abdürreşid İbrahim ve M. Hilmi Nakava tarafından Türkçe’ye tercüme edilmiş, İstanbul’dayayınlanmıştır.

Bazı kaynaklarda bu kitabın Rusya tehlikesine dikkat çekmek için İngiliz istihbaratının Hindistanlı Muhammed Barakatullah’a (Mevlana Abdul Hafız Muhammed Muhammed Barakatullah) yazdırdığı belirtilir.

Ancak bu doğru değildir çünkü Muhammed Barakatullah,Abdürreşid İbrahim’in yakın dostu ve Teşkilatı Mahsusa’nın Hindistan sorumlusudur.

Kitaba Japon asıllı yardımcısı Hassan U. Hatanao’nun ismini verilmesini kendisi uygun bulmuştur.

M. Hilmi Nakava’da Japon asıllı Müslümandır.

Gerçek ismi Hideo Nakao’dur. Genyousha Cemiyeti ve Kokuryuukai (Kara Ejderha) Derneği’nin lideri Toyama Mitsurutarafından Asya Müslümanlarını Ruslara ve İngilizlere karşı ayaklandırması için görevlendirilmiş, Japon istihbaratının önde gelen isimlerindendir.

Üniversite eğitimini Rusya’da tamamlayan kılıç ve döğüş ustası Hideo Nakao’nun ilk görev yeri Gürcistan’dı ve burada Müslümanolmuştu.

Kokuryuukai derneğine istihbarat akışını sağlamış ve göndermeye başlamış ve Gürcistan’da Panasyacılık propagandası yapmıştır.

Bu derneğin günümüzde ABD’de faal olduğu ve İslam Ulusu adı altında örgütlendiği söylenilmektedir.

Hideo Nakao, diğer ismiyle M. Hilmi Nakava da Gürcistan sonrasında İstanbul’a geçmiş, faaliyetleri ve gizli görevini İngilizistihbarat tarafından deşifre edilmesinden sonra Kurtuluş Savaşı sonrasında Ankara’da yaşamış, Japon ve Türk istihbaratı adına Latin Amerika ülkelerinde ve Meksika’da espiyonaj faaliyetlerinde bulunmuş, ölünce Cebeci Asri Mezarlığına gömülmüştür.

Abdürreşid İbrahim; sağlık durumundaki olumsuzluğa ve yaşlılığına rağmen ailesini de geride bırakarak 1933 Ağustos’unda İstanbul’danyola çıkar, 12 Ekim’de Tokyo’ya varır.

Japonya halkı, onu büyük coşku ile karşılar.

Japon basını büyük ilgi gösterir ve İslâm dünyası hakkında çok sayıda röportaj gerçekleştirilir.

Japonya’da, 1909’da yeri alınan caminin temelini attırır.

Hizmetleri hızlandırır.

Dört yılda tamamlanarak, Tokyo’da bir büyük camii açılmasına vesile olup, buranın fahri imamlığını yapar.

İslâm dininin Japon yönetimi tarafından resmen tanınmasını sağlar.

Tokyo’daki Tatar ve diğer Müslümanların çocuklarına din ve tarihdersleri verir.

Birçok Japon’un İslâm dinini seçmesine vesile olur. 

Abdürreşit İbrahim’in Japonya’da dostluk kurduğu en önemli şahsiyetlerden biri de hiç kuşkusuz Toyama Mitsuru’dur.

Japon milliyetçiliğinin ve Asyacılığının öncülerinden Toyama MitsuruMançurya’dan itibaren bütün Asya’nın Avrupalı emperyalistlerden temizlenerek bölgedeki Asyalıların Japonya liderliğinde birleşmesini amaçlayan Genyousha Cemiyeti’nin kurucusu ve aynı zamanda Kokuryuukai Derneği’nin de manevi lideri, Japon milliyetçiliği ve Asyacılığının fikir babalarından Toyama Mitsuru’yla da dostluk Genyousha cemiyetini kurmuş, Kokuryuukai derneğinin de manevi liderliğini yapmıştır.

Bu cemiyetler Mançurya’dan başlayarak tüm Asya’nın Batılılardan temizlenmesini ve Asyalıların Japonya liderliğinde birleşmesiniamaçlamıştır.

1909 yılında Abdürreşit İbrahim ve Toyama Mitsuru, bazı ileri gelen Japonlarla beraber Tokyo’da, Ajia Gikai (Asya Meclisi) adlı bir cemiyet kurmuştur. (10)

Abdürreşid İbrahim merhumun ismini anınca Japon dilbilimci ve İslam uzmanı Toshihiko İzutsu’yu hatırlamamak olmaz.

1930’da üniversite talebesi olan Toshihiko İzutsu, dil çalışmalarıyla ilgilenmeye başlar ve Okawa Shumei’nin teşvikiyle Arapçaöğrenmeye karar verir.

Ancak o dönemde kendisine Arapça öğretecek bir Japon hoca bulamaz.

Hoca arayışını sürdüren İzutsuTokyo’ya gelir.

Burada meşhur Sibiryalı âlim ve seyyah Abdürreşid İbrahim’den kendisine Arapça öğretmesini rica eder.

Abdürreşid İbrahim, İzutsu’nun ricasını kabul eder.

Böylece İzutsu, Abdürreşid İbrahim’in öğrencisi olur.

Dünyaca ünlü Japon ilim adamı İzutsu, ilk defa Arapça sesleri Abdürreşid İbrahim’den duyduğunu ve onun sayesinde sesleri telaffuz edebildiğini, yine onun sayesinde ilk defa Kur’an’ın Arapça okunuşunu dinleyebildiğini söyler.

İzutsu, hocası Abdürreşid İbrahim yorulup dersi kesene kadar ondan Arapça çalışmıştır.

Abdürreşid İbrahim bir gün ders esnasında, öğrencisi Toshihikoİzutsu’ya -tevazu ile- aslında kendisinin çok iyi bir Arapça hocası olmadığını, Arapça’nın asıl üstadının o hafta Tokyo’ya geleceğini ve artık daha bilgili bir hocadan Arapça öğrenebileceğini söyler.

İzutsu heyecanla Abdürreşid İbrahim’in bahsettiği hocayı beklemeye başlar ve Tokyo’daki Tatar cemaatinin önde gelenleriyle birlikte yeni hocasını Yokohama Limanı’nda karşılamaya gider.

İzutsu’nun yeni Arapça hocası, büyük Tatar âlimi Musa Carullah’tan başkası değildir. (11)

Ruhları şad mekânları cennet olsun!

Bir soru; günümüzün Abdürreşid İbrahim’i, Toyama Mitsuru’su kim?

Bakınız
1- http://www.yeniasya.com.tr/dunya/japon-buyukelci-turkiye-ve-japonya-iki-devlet-tek-yurektir_466518
2- https://www.haber-sanliurfa.com/yazarlar/omur-celikdonmez/musul-baraji-yikilirsa-ii-nuh-tufani-bekleniyor/18336
3- https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-44733999
4- http://kafkassam.com/japonlar-oldu-turkler-kurtuldu-yasasin-amerika-mi-demeliyiz.html
5- https://www.turkhackteam.org/ataturk-bolumu/1404976-365-gun-mustafa-kemal-ataturk-14.html
6- http://www.islamansiklopedisi.info/dia/pdf/c23/c230285.pdf
7- Cem Özmeral/ Japonların 1934 İstanbul Ziyareti/ http://www.istanbullite.com/tarihtenkapaklar/japonlarin1934ziyareti.html
8- http://www.ertugrul.jp/pages/tarihte-ertugrul-history/tuerk-japon-iliskileri/tuerkiye-cumhuriyeti/tuerk-subaylari-nin-japonya-da-egitimleri.php
9- http://tokyo.be.mfa.gov.tr/Mission/MissionChiefHistory
10- https://apjjf.org/-Cemil-Aydin/2695/article.pdf
11- http://www.dunyabizim.com/portre/26827/musa-carullahin-japonya-seyahati-ve-toshihiko-izutsu-ile-iliskisi

.

Ömür Çelikdönmez
Twitter: @oc32oc39

dikGAZETE.com

Devamını Oku
Ömür Çelikdönmez’in kaleminden

Uzaylı Türkler Rus başkan Putin’i kaçırdı mı?

3AAABCCF-972B-45C4-87BE-7D0DC1A23614

İnternette gezindiğinizde ucu açık her türlü komplo teorisine rastlayabilirsiniz. Kurgubilim dünyasının eşiğinden adım attığınızda nöro sisteminizi yakan hayal ürünü iddialar sizin yakanıza yapışabilir. Gerçeklikten uzak ta olsa size psişik rahatlama hissi veren, milli gururunuzu okşayan komplo teorilerinden biri de Türklerin uzay çalışmaları ile ilgili. Melekût aleminden yani metafizik varlıkların (melek-iblis vs.) ruhların ve nefislerin makamı olan âlemden gelen ilahi varlıklar ve yardımlarla ilgili az çok birkaç rivayet duymuşsunuzdur. Savaşlarda Türk ordusuna yardıma gelen Yeşil Sarıklıların hikâyesi gibi. Günümüzde yeşil sarıklıların yerini uzaylıların aldığı daha aktüel ve modern hikâyeler anlatılıyor. Sözün özü Türkler uzayda, uzaylılarla birlikte çalışıyor ve dünyaya nizam veriyor. Hatta bazı ülke başkanları uzaylılar tarafından kaçırılarak formatlanıyor veya yerine onun benzeri dublörü yerleştiriyor. İddialara göre Putin’de onlardan birisi.

TÜBİTAK bünyesinde Uzay Teknolojileri Araştırma Enstitüsü var. Türkiye’nin uzay ve havacılık teknolojileri konusunda gelişimini sağlamak, ilgili alanlarda güncel araştırma konularını ortaya koymak, çözümlemek ve çözümlenmesine yardımcı olmak amacı ile araştırma, teknoloji geliştirme ve uygulama için kurulmuş. Burada, dünyadaki gelişmeleri izleyerek, uzay teknolojileri alanında öncü olmak ve Türkiye’nin teknolojik bağımsızlığını sağlamak amacını göz önünde tutarak, uydu teknoloji sistemleri ve alt sistemlerinin yanı sıra, haberleşme sistemleri, uzaktan algılama, veri işleme ve havacılık teknolojileri projeleri yürütülüyor.(1) Enstitü’nün faaliyet sahası spesifik değil. Uzay teknolojisi geliştirmekle ilgili. Türk Uzay ajansı kurulması doğrultusunda çalışmalar sürüyor. Bu çerçevede TAI bünyesinde kurulan Türkiye’nin tam kapsamlı ilk Uzay Sistemleri Entegrasyon ve Test Merkezi faaliyetlerine başladı. Milli Savunma Bakanlığı, Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı, Savunma Sanayii Müsteşarlığı ve Türksat AŞ tarafından yatırım maliyeti karşılanan Merkezin işletmesini TAI yapıyor.

Türkiye, dünyada az sayıda ülkede bulunan bu tesis sayesinde uzay sistemleri montajı, entegrasyonu ve test hizmetleri alanında uluslararası aktör konumuna geldi.(2) Türkiye’nin aktif uydu filosunda halen 3 haberleşme 3 gözlem uydusu bulunuyor. Türksat 3A, Türksat 4A ve Türksat 4B haberleşme ihtiyacını karşılarken Göktürk 1, Göktürk 2 ve Rasat gözlem yapıyor.(3) Mevcut bilgi kırıntılarına göre; Türkiye’nin bu sahada ABD, Rusya, Çin, Hindistan ve Avrupa Birliği ülkeleri ile boy ölçüşmesi neredeyse imkânsız. Ama tüm bu olumsuzlara rağmen Türklerin ‘gerçekçi olup imkânsızı istemek’ gibi genetik özelliklerinden söz edilebilir. Boşuna ‘Çılgın Türkler’ denilmiyor. Almanya’da yapılan bir araştırmaya göre en çok Türkler uzayda yaşamak istiyor. Dünya yörüngesinde kurulacak bir uzay üssünün Birleşmiş Milletler nezdinde ülke sayılabilmesi için başlatılan vatandaşlık başvurularında Türkler üçüncü en kalabalık nüfus haline geldiği ortaya çıkmıştı.(4)

NASA tarafından 32 yıl önce 5 Eylül 1977’de uzaya gönderilen Voyager 1 uzay aracına yerleştirilen ses kaydında uzaylılar, Türkçe ‘sabah-ı şerifleriniz hayrolsun’ sözü ile selamlanmıştı.(5) 9.7.2010’da Avrupa Parlamentosu milletvekili Mario Borghezio’nun üye ülkelerden gizli UFO dosyalarını açıklaması ve sistematik örtbas etme politikasından vazgeçmeleri çağrısı Türkiye’de karşılık bulmuş, Sirius UFO ve Uzay Araştırmaları Merkezi Başkanı Haktan Akdoğan, uzaylılar tarafından alıkonulan Türklerden söz etmişti. UFO’larla ilgili bir çok kez basına kapalı generaller ve üst düzey subayların katıldığı brifingler verdiğini söyleyen Akdoğan, Türkiye hava sahasında gözlemlenen UFO olayları içerisinde pilotların karşılaştığı askeri olayların olduğunu, Türk Hava Kuvvetleri’nin ve MİT’in içinde bir UFO biriminin bulunduğunu, UFO’larla karşılaşan 20 emekli askeri pilotla temas ettiklerini, askeri üslere çok yakın sortiler hatta F-4’lerle it dalaşı yapan UFO‘lar olduğunu, Türkiye’de uzaylılar tarafından alıkonulan 120 kişi yaşadığını, bu kişilerin 6’sının vücuduna uzaylılar tarafından mikroçip yerleştirildiğini belirtmişti.(6)

İspanyol Ulusal İstihbarat Merkezi’nin (CNI) 2003’te hazırladığı gizli rapora göre; Güneş sistemine en yakın yıldız sistemi olan Alpha Centauri’den 2000 yılında dünyaya uzaylılar gelmiş. Dünyaya 4.3 milyar ışık yılı uzaklıkta bulunan sistemde yaşadığı ve insana benzediği öne sürülen uzaylıların konuştuğu dil günlük Türkçeye çok benziyormuş! 2010 yılında yayınlanan rapora göre, yüzyıllardır dünyayı UFO’lar aracılığıyla ziyaret eden uzaylılar, güneşten 4,3 ışık yılı uzaklıktaki Alpha Centuari gezegen sistemi kökenliler ve çevredeki gezegenleri kolonileştirmeleriyle biliniyorlar. Raporda, dünyayı ziyaret eden uzaylıların iki cins oldukları, bunlardan birincilerin insana çok yakın özellikler taşıdıkları belirtiliyor. Bu cinsin çok ileri teknolojiye sahip olduğunun vurgulandığı raporda, uzaylıların telaffuzu Türkçeye çok benzeyen bir dil kullandıkları kaydediliyor. CNI’nın raporunun özellikle ABD istihbarat kaynaklarına dayandırılarak hazırlandığı bildiriliyor. Hatta ABD’deki UFO konferansında konuşan “Türk UFO bilimci” Farah Yurdözü; Türk medeniyetinin uzaylılar tarafından kurulduğunu, Göktürkler’in de uzaylı olduğunu ileri sürmüştü. Yurdözü’ne göre uzaylılar Türklerle ortak bir ırk kurmuş. (7)
Türkiye’deki uzay araştırmaları belki emekleme devresinde. Lakin Azerbaycan Milli Havacılık ve Uzay Ajansı (MAKA; Azerice: Azərbaycan Milli Aerokosmik Agentliyi) uzun yıllardır faaliyette. MAKA; Azerbaycan’ın uzay araştırma programlarını bilimsel ve ticari hedeflerle koordine eden bir hükümet organı. 1992’de, Azerbaycan Millî İlimler Akademisi’nin “Kaspiy” bilimsel araştırma merkezi yerine kuruldu. Azerbaycan uzay programı, büyük ölçüde Sovyetler döneminde olduğu gibi uluslararası iş birliği ile gerçekleştirildi. Birkaç Azeri fabrikası Sovyetler Birliği’nin uzay projeleri için ekipman üretti, ancak tesisler güncelliğini yitirdi. Program hem ulusal hem de diğer uluslarla iş birliği içinde olan bir dizi uydu projesini içeriyor. Ajans 2006 yılında, Azerbaycan Savunma Sanayi Bakanlığı’na devredildi. 2009’da Azerbaycan’ın uzay endüstrisi, İlham Aliyev’in onayı sonrasında uzay endüstrisinin gelişmesi için kurulan yeni bir ajans olarak güçlendi. Programın bir parçası olarak 2013 yılından itibaren ülkenin VSAT (Çok Küçük Diyaframlı Uydu Terminali)nin montajı ve üretimi yapılıyor.
Rusların uzay araştırmaları Amerikalılar kadar iddialı. Gelişmiş uzay teknolojisine sahipler. Rusya’ya bağlı Karaçay-Çerkesya Cumhuriyeti’ndeki Zelençukskaya Gözlemevi’nde araştırma yapan Dünya Dışı Zeka Araştırma Enstitüsü’nden (SETI) astronomlar, Dünya’dan 94 ışık yılı uzaklıktaki Güneş benzeri HD 164595 yıldızından gelen güçlü bir sinyal yakalamıştı. Dalga boyu 2.7 cm (yaklaşık 11 GHz) olan sinyal bilim insanları arasında heyecan ve yaratırken, sinyalin dünya dışı ‘akıllı bir medeniyetten’ gelen bir mesaj olabileceği konusu bilim dünyasının gündemine yerleşti.(8) 1969’da Rusya’nın Sverdlovsk bölgesine tanımlamayan bir uçak düştü. UFO’ya benzeyen bu araçta ise, uzaylılara ait olduğu öne sürülen cesetler bulundu. Video paylaşım sitelerinde dolaşmaya başlayan görüntüler, daha önce de yayınlanmıştı. 1998 yılında ABD televizyonlarında yayınlanan bir belgeselde de aynı görüntüler kullanılmıştı.(9) 1996’da Rusya’da ağaçlık alanda kaza yaparak parçalara ayrılan UFO’ya el koyan Rus ordusu, yaşanan olayı dünyaya duyurmuştu. Ellerinde olay anına ait sadece bir fotoğraf karesi bulunduğu için yıllarca gerçek olup olmadığı tartışılan görüntülere aradan yıllar geçtikten sonra yeni bir video eklenmişti. Bu görüntüleri yıllar sonra ele geçirip dünya ile paylaşan Rus medyası, yeniden ‘o’ görüntüleri gündeme getirdi. Bir başka gezegenden geldiği iddia edilen ve canavara benzeyen bir yaratığın kullanmakta olduğu uçan dairenin enkazı, Gürcistanlı Vasili Dubinshev adında 43 yaşında bir köylü tarafından bulundu.(10)

CIA’da zaman zaman uzaylılarla ilgili belge paylaşımı yapıyor. CIA’in yayınladığı bir belgeye göre Uzaylılar, 23 Rus askerini taşa çevirmiş. Aslında belge Ukrayna’da yayınlanan bir gazete haberinin CIA tarafından yapılmış çevirisinden ibaret. Haberde KGB’nin 23 Rus askerinin uzaylılarla yaşanan çatışmada taşa dönüştürüldüğü yönündeki raporundan bahsediliyor. Haberdeki iddiaya göre Rus askerler tespit ettikleri bir UFO’yu vurdu. Yere düşen araçtan çıkan Uzaylılar askerlere karşı mücadele etti. Teslim olmayı reddeden uzaylılar askerleri taşa çevirdi.(11) Rusya’ya bağlı Budist Kalmukya Özerk Cumhuriyetinde Devlet Başkanlığı yapan, siyasi unvanına Dünya Satranç Birliği Başkanlığını da ekleyen, Kirsan Ilyumzhinov, bir ara Türkiye’de de gündeme gelmişti. Kendisini uzaylıların kaçırdığını, uzaya gidip geldiğini hatta satrancın uzaylıların icat ettiği bir oyun olduğunu söylemişti.(12)

09.12.2012’de Rusya Başbakanı Dimitri Medvedev, Uzaylılarla ilgili soruya “Bana dünyaya inen uzaylılarla ilgili bir dosya verildi. Kaçının aramızda yaşadığını söylersem paniğe sebep olur” demişti. (13) Hatta bazı yorumcular Medyedev’in Putin’i kastettiğini söylemişti. Medvedev şunları da anlatmıştı; “Size ilk ve son kez söyleyeceğim: Başkan Nükleerle ilgili çanta ile birlikte bunu da paylaştı -Çok Gizli-ve bu dosya tamamen yabancı olan bu uzaylılarla ilgili. Bu dosyadaki rapor özel servis tarafından sunulmuş ve ülkemizdeki uzaylıların kontrolünden bahsetmektedir. Yönetim değişmesinde sonra iki dosya ve küçük bir nükleer çanta yeni Başkana devredildi. “Man In Black-Siyah Giyen Adamlar” filmiyle aynı ismi taşıyan günün olaylarından yapılmış belgesel filmi seyrederek daha detaylı bilgiye sahip olabilirsiniz. Bazıları için uzaylılar var ve bazıları için ise bu bir fantazi. Ancak bir inanışa göre, uzaylılar var ve çok uzun zamandan beri de burada, dünyadalar. Onlar hükümetimiz tarafından bir sır olarak saklanmakta ve bunun böyle olduğu artık bizler için eski bir haber. Yüzlerce makale, belgesel ve kitaplar bu “gerçeği” açıklamakta. Ancak, açığa çıkması gereken sırlar da var. Esas konu, bu uzaylıların varlığını gizleyen kimler? Medvedev, tabii ki, 1997 yılında çekilen Amerikan filmi olan Men In Black’i kastetmiyordu. Onun bahsettiği aynı ada sahip olan ve çok iyi bilinen Rus belgeseli. Bu belgesel detaylarıyla uzaylıları ve uzaylı ziyaretlerini anlatıyordu.(14)

15 yıldır sürekli göz önünde olan Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in 5 Mart 2015’te 10 gün ortadan kaybolması çeşitli söylenti ve komplo teorilerine neden olmuştu. 13 Mart 2015’te BBC’de yayımlanan bir haberde, Ukraynalı okul öğrencileri tarafından hazırlanan bir animasyonda, Rusya lideri Vladimir Putin’in uzaylılar tarafından kaçırıldığı gösterilmişti. Animasyonda bir UFO Putin’i, çatısı açılan Kremlin’den uzay gemisine ışınlarla çekiyor. Mart 2015 kamuoyu önüne çıkmayan Putin’in sağlığıyla ilgili spekülasyonlar basında ve sosyal medyada tartışılırken, Kremlin yetkilileri, Cumhurbaşkanı’nın hiçbir sağlık sorunu olmadığını belirten açıklamalar yapıp iddiaları yalanlamışlardı. Görünen o ki, tartışmalar sürerken, “Ukraynalı öğrenciler, Putin’in nerede olduğuyla ilgili sırrı çözmüşler” denilmişti.(15) Ne diyorum biliyor musunuz? Putin’in Türkiye’nin Rus uçağını düşürmesine rağmen Türklere yakınlık duyması, Türkiye’nin yanında yer alması, Rus doğalgazının Türk topraklarından geçerek Avrupa ulaşması projesini başlatması acaba Uzaylı Türklerin Putin’e ayar vermesinin neticesi mi? Yoksa Uzaylı Türkler; gayb ilmi ricalinin ricasını kırmayan Cinler olabilir mi?

Bakınız:
1- http://uzay.tubitak.gov.tr/tr/kurumsal/hakkimizda-0
2- http://www.milliyet.com.tr/iste-turkiye-nin-ilk-uydu-merkezi-ekonomi-2557646/
3- http://aa.com.tr/tr/bilim-teknoloji/turkiye-uzayda-da-buyuyor/956300
4- https://odatv.com/turkler-uzaya-cikiyor-2110161200.html
5- https://www.sabah.com.tr/dunya/2009/05/18/turkler_uzaya_boyle_selam_gondermis
6- http://www.habervitrini.com/magazin/uzaylilar-120-turku-kacirdi-6sina-cip-yerlestirdi-472358/
7- http://kafkassam.com/uzaylilar-turk-ve-turkce-mi-konusuyor.html
8- https://tr.sputniknews.com/bilim/201609011024657060-rusya-uzay-mesaj/
9- http://www.iha.com.tr/haber-rusyada-uzayli-otopsisi-316817/
10- https://www.sabah.com.tr/dunya/2013/12/12/rusyadaki-uzayli-otopsisi-herkesi-sasirtti
11- https://www.cnnturk.com/bilim-teknoloji/bilim/uzaylilar-rus-askerlerini-tasa-cevirdi?page=7
12- http://bedirhaber.com/haber/putinin-kirli-islerinin-sifresi-cozuldu-34148.html
13- http://www.ensonhaber.com/medvedev-uzaylilar-aramizda-2012-12-09.html
14- http://www.sechaber.com.tr/uzaylilarin-burada-yasadigini-dunyanin-bilmesi-gerek/
15- http://www.bbc.com/turkce/multimedya/2015/03/150313_vid_putin_ufo

Ömür Çelikdönmez
Twitter:@oc32oc39

Etiketler: Uzaylı Türkler Rus başkan Putin’i kaçırdı mı?

Devamını Oku