Dik Gazete

Bilgi GüvenliğiDik Gazete

50 milyon Facebook hesabının hacklendiği haberi geldi! (dikgazete.com)

page_5_social_media

HABER MERKEZİ

Siber güvenlik ve iletişim teknolojileri uzmanı yazarımız Burak Bozkurtlar, TV ekranından iddia ederek uyardı, İngiliz Financial Tımes gazetesi, “50 milyon kulanıcının etkilendiği siber saldırıyı ortaya çıkardık” diyerek haberi okuyucularına duyurdu.

50 milyon kullanıcının hesaplarının “hacklendiğini” Facebook üst yöneticisi Mark Zuckerberg de aynı gün “Hacklendik, hesapları sıfırladık” diyerek duyururken yazarımız Bozkurtlar, bunun olacağını ve kaos hedeflendiğini söylemişti.

GÜLGÜN FEYMAN’IN PROGRAMINDA AÇIKLANDI…

“Anne ben Hacker oluyorum” kitabının da yazarı olan Burak Bozkurtlar, Ulusal Kanal’da Gülgün Feyman’ın programında, yakın geçmişte UBER ve taksiciler arasında gerçekleştirilen kargaşa çıkarma biçiminin daha büyük çaplı olarak Facebooküzerinden yapılacağını “Benim öngürüm…” diyerek duyurmuştu.

Geçtiğimiz aylarda, “Veri skandalı” ile hakkında İngiltere ve ABD’de ifade vermesi istenen Facebookyöneticisi Zuckerberg, kişisel verilerin çalınıp çalınmadığı yönünde çeşitli açıklamalarda bulunurken şirket hisselerinde de düşüşler gerçekleşmişti. Skandaldan 87 milyon kişinin etkilendiği de duyurulmuştu.

“FACEBOOK MESAJLAŞMALARI ÇALINIP YAYINLANACAK!..”

Bozkurtlar, TV’de aylar önce dile getirdiği açıklamasında, “Siber saldırganlar ya da üçüncü parti bir şirket tarafından Facebook üzerinden hedeflenen kaos”a işaret ederken şunları ifade etti:

“Yakın zamanda, kaos hedeflenecek, Türkiye de bunun içine dahil. Nasıl veri skandalı iddiaları ile Zuckerberg sanık sandalyesine oturtulmaya çalışılıyorsa hedeflenen kaos çerçevesinde Facebook üzerindeki özel mesajlaşmalar yayınlanacak… O zaman vatandaşlar arasında infiale sebep olabilecek ki bu UBER’de denendi ve taksicilerle UBER’ciler arasında bu yapıldı”

“FACEBOOK’U SİL” KAMPANYALARI BAŞLADI!..

Bilindiği gibi “Veri skandalı”nın ardından Zuckerberg, ABD kongresine ifade vermiş, İngiltere’de de soruşturma açılması ve benzer çağrısına ise red cevabı vermişti.

Bazı ülkelerde yasaklanan Facebook uygulamasına karşı, Batı ülkelerinde de “Facebook bizi neden gözetliyor…” türü haberlerle uygulamanın etkileri ortaya serilmeye çalışılırken, kullanıcılar arasında da “Facebook’u sil!..” kampanyaları başlamış, şirket ise aleyhteki çeşitli karşı ataklarla geniş reklam etkisini de kullanarak yaptığı “yenilikler”i birbiri ardınca duyurmaya başlamıştı.

Patlayan son skandalın sonuçları ve neler getirip nerelere uzanacağı ise merakla bekleniyor.

.

dikGAZETE.com

Devamını Oku
Bilgi GüvenliğiDik GazeteEleştirisiber güvenlik

Siber Güvenilir Bir Türkiye Olmak Çok Mu Zor!

siber güvenilir Türkiye

Geçtiğimiz günlerde Abdurrahman Dilipak tarafından kaleme alınan bir yazı dikkatimi çekti. (1)“Tekrar Pardus” başlığı altındaki yazıda, yazılım konusunun önemine vurgu yapan Dilipak, milli bir arama motorumuzun olmamasından tutun, milli veri bankası eksikliği ve ASELSAN’ın yeteri kadar desteklenmemesine kadar birçok konuda eleştirilerini sıralamıştı. Bu durumda, bilen veya bilmeyen birçok kişinin siber güvenlik ve bilişim üzerine basit bir araştırmayla belli bir seviyede bilgi sahibi olmasından dolayı düşüncesini dile getirmesinde herhangi bir sakınca olmadığı da haklı olarak kabul edilebilir bir durum.

Dilipak’ın “Kripto FETÖ’cüler hala sistem içinde etkin konumda ve hala terfi ediyorlar” cümlesinin gerçekliğini hep birlikte gözlemleyebiliyoruz. Elbette devlet bu konuda gerektiği an, gerekeni yapacaktır. Şu sıralar beklemesinin nedeni, kendilerini Oxford mezunu olarak tanıtanların, uluslararası etkinliklerde boy gösterirken ağlayan ve özellikle yabancı izleyicilerin bıyık altı gülüşlerine neden olan İngilizce konuşmaları da, yabancı istihbarat örgütlerinin geliştirdiği sosyal mecraların sözcülüklerini yapmaları da kayıt altına alınmış olsa gerek ki, pek yakın zamanda Eskiden Türk Telekom genel müdürlüğü yapanların ve ekibinin rüşvet iddiaları yüzünden tavsiye edildiği gibi şu anki kripto FETÖ’cülerde zamanı geldiğinde tavsiye edilecektir. (2)

Sektörün dışından olan biri olarak Dilipak’ın tespitlerinin büyük bölümü yerinde ve haklı tespitlerdir. Yerli geliştiriciler tarafından geliştirilen bir yazılımın %100 yerli olabilmesi için, Programlama dili, veri tabanı ve elbette ki makinenin bile yerli metotlarla üretilmesi gerektiği gerçeğini gizlemeye gerek yok diye düşünüyorum.

Sektörün ileri gelenlerinden olduğunu iddia edenler birçok etkinlikte boy gösteriyor, eleştirdikleri kamu yöneticilerini haklı olarak eleştiriyor ancak iş onlarla bir araya olunan etkinliklerde yüz yüze olmaya gelindiğinde, hemen önler ilikleniyor ve sözde Atatürkçü duruşların yerini karşılıklı edepsiz sırıtmalar alıyor. Öte yandan, “Amerika’yı bir daha keşfetmeye ne gerek var? Açık kaynak kodlu yazılımlar ile özgürce ve kişiye özel geliştirmeler mümkün” gibi özel sektörün omurgasızları tarafından seslendirilen cümlelerle gençlerimizin de kafası karıştırılıyor.

Sevgili geliştirici, karakterli ve omurgalı kardeşlerim; geliştirici olmak, ülkemizi muasır medeniyetler seviyesine ulaştırmak adına çalışmak bir bütündür. Muasır medeniyet seviyesinde kabul ettiğimiz ülkelerin ahlaken çöktüğünü ancak teknolojiye hakim olmaları nedeni ile dünyada hüküm sürdüklerini hep birlikte görüyor ve tecrübe edebiliyoruz. Öncelikle açık veya gömülü olsun, literatürde olan her ne varsa çok iyi derecede bilmek zorundayız. Edindiğimiz bu bilgiler ile birlikte, yeni teknolojileri geliştirmek üzere hamleler yapmalıyız. Hatta, biz kimsenin yeğeni, adamı, kardeşi, çocuğu veya damadı olamayız, hakkımız ile de bu işleri bizlere yaptırmaz diye karamsarlığa kapıldıysanız size bir müjde vereyim…

Binlerce yıllık devlet geleneği olan Türkiye Cumhuriyeti Devleti, yeni nesil geliştiricilere çok büyük önem veriyor ve birçok konuda gençlere destekler veriyor. Bu destekler, hükümetler tarafından kendi yakın çevrelerine dağıtılan para ya da iş destekleri gibi de değil. Çok fazla detay vermeyeceğim ama yeteri kadar ister ve atalarınıza duyduğunuz saygı ve sevginin hakkını vermek adına, çok çalışarak geliştirmeye odaklanırsanız, devletin mihenk taşları sizleri bulur ve gereğini yapar. Bu yüzden, önce mevcut teknolojik literatüre hakim olmalı, ardından da kendi metot ve stratejilerimizle, global dünya ile görüşebilen teknolojileri devreye almalıyız. Bu güne dek yapılan çalışmalarımız arasında GökTürk alfabesi ile geliştirilen ve kritik görevlerde kullanılan bir de programlama dilimizin olduğunu ve maalesef önceden bilincimize dansöz olarak kazınan bir değerimizin şimdilerde veri tabanı türü olarak kurgulandığını da belirtmekte fayda var. Uluslararası standartların önemine vurgu yaparak sosyal mecra hesaplarında RTE ile çekildikleri fotoğrafları kapak fotoğrafı yapanların, Reis yanındayız, arkandayız gibi söylemleri bir tarafta dururken, devletin tüm teknolojik altyapısının yabancı istihbarat örgütlerine peşkeş çekilmesi de, hiçbir denetime tabi tutulmadan akıllı telefon, tablet ve bilgisayar gibi teknolojik ürünlerin yanı sıra, biometrik yüz verilerimiz, parmak izleri ve çok daha fazlasının dış güçlere hediye edildiğinin altını çiziyorum. Emin olun, yakın gelecekte, özellikle kamu yöneticilerinin eksiklikleri nedeni ortaya çıkan, bu ve çok daha fazla teknik zafiyete sebep olanların üzerini de Türk Gençliği çizecektir!

 

Son olarak, konunun uzmanlarına şu soruları sorarak yazıma son vermek isterim. Hani derler ya; “Ben horozumu saldım, tavuğu olan düşünsün”

 

  • Türkiye neden birçok ürününü Çin’de üretiyor?
  • Özel sektör ve kamunun önde gelen teknoloji yöneticileri arasında neden halen daha “PARA” kazanma arzusu ön planda?
  • Offshore hesaplarına para gönderen özel sektör temsilcileri ve hatta Cumhurbaşkanı’nın danışmanıyım diye ortalıkta gezip, teknoloji firmalarına kamu tarafında şartname hazırlatanları neden kimse dile getirmiyor?
  • % 100 yerli yazılım diyebilmek adına ihtiyaç duyulan enstrümanlar nelerdir?
  • Neredeyse herkesin kullandığı internet altyapımız hangi ülkelerin teknolojileri inşa edildi ve hangi ülkeler tarafından yönetiliyor?
  • Sosyal mecralar başta olmak üzere, teknoloji üreticilerin isimleri ekranlarda dile getirilirken, neden hiç kimse çıkıp da, “yahu arkadaş sen neden bu adamların reklamını yapıyorsun? ” demiyor?
  • Bakanlıklarda ihtiyaç duyulan programları geliştiren firmaları kimler denetliyor?
  • Uygulama marketlerinde (GooglePlay, AppStore gibi) sadece bir uygulamayı veya oyunu internet erişim engelleme yetkisine sahip olan BTK kaldırabilir mi? Erişimi Engelleyebilir mi?
  • Yabancı markaların sponsorluğunda “Yerli, Milli Teknoloji” etkinliği yapan ve Diriliş Ertuğrul’dan esinlenilen kostümlerle siber güvenlikten bahsedenlere Türk Gençliği destek verir mi?

Tüm bu sorular ve sorulması gereken tüm soruların yanıtları elbette ki var. Bu yanıtların sahibi ise bu işlerde sadece Türk Gençliğini görmek istiyor ve bu yüzden bu sorulara sadece Türk Gençliği cevap verebiliyor. Cevaplar ise herkesle paylaşılmıyor. Bu satırları okuduktan sonra karamsarlığa kapıldıysanız, Türk gençliğinden asla destek alamayacak olanlar listesinde adınız muhakkak vardır. Eğer gururlandıysanız, Türk Gençliği’nin zihni sizler ve yeni nesiller için her zaman emrinizde demektir. Sektörün lideri veya öncüsü olduğunu dile getirenlerde bir zamanlar gençti. Şimdi yaşlandılar ve dönüp arkalarına baktıklarında, yabancı markaların distribitörlükleri üzerinden ülkelerine nasıl ihanet ettiklerini görüyorlar. Son bir çırpınış ile milli teknoloji söylemlerine sarılıyorlar ama nafile.

 

Cebren ve hile ile dijital tüm altyapımız ele geçirilmiş olabilir. Hatta, kamu yöneticileri ve özel sektör kol kola girerek, şahsi menfaatleri için sözde milli, yerli teknoloji etkinlikleri düzenleyebilir ve kuru söylemlerle milleti avuttuklarını sanabilirler. Türk istikbalinin evlatları olan gençler, muhtaç oldukları kudretin, damarlarındaki asil kanda saklı olduğunu çok iyi biliyor.

Son olarak Devlet Başkanımız tarafından dile getirilen kendi teknolojimizi üretmezsek gerçek manada bağımsız olamayız diyor ve herkese siber güvenilir günler diliyorum.

 

 

(1) http://www.dikgazete.com/siber-savas-zor-bu-isleri-engelleyenleri-bulmak-zor-degil-cogu-kripto-fetocu-makale,871.html

(2)http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/siyaset/970478/Bakanligi_karistiran__rusvet__iddialari_Meclis_gundeminde.html

(3) http://www.hurriyet.com.tr/cumhurbaskani-erdogan-kendi-teknolojimizi-ure-40693255

 

 

Devamını Oku
Bilgi GüvenliğiDik GazeteTBG

Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu

bilgisayar_dolar

Atalarımızın bıraktığı en büyük miraslardan biri de şüphesiz, yaşanan her döneme ışık tutan Atasözleri ve Deyimler’dir.

Şu anda toplumsal olarak yaşadığımız ironik veya kimilerine göre de trajikomik olaylar silsilesi de, “Bu ne perhiz? Bu ne lahana turşusu?” deyimi ile artışı önlenemeyendolardolara endeksli teknolojiler ve bu teknolojilere ne derece bağımlı olduğumuz gibi konulara daha çok dikkat çekmek için vesile oldu.

Takip edenlerin çok iyi bildiği gibi siber güvenlik, sosyal medya bağımlılığı gibi konu başlıklarının, yine konvansiyonel olmayan savaş teknikleri arasında yer alan birer enstrüman olduğunu yineliyorum.

Öte yandan, evet elimizde olan dolarları (varsa) hiç vakit kaybetmeden Türk Lirası’na dönüştürelim. Yani, hükümet sözcülerinin çağrılarına tam destek verelim.

Bir taraftan da, birilerinin “Paramız o kadar değerli ki, yabancıların Bağdat Caddesi’nden 200 bin Avro’ya ev alabildiği gibi bizler de paramızın değeri sayesinde 200 bin TL’ye Wall Street’den apartman dairesi alabiliyoruz” demeli.

Ancak, “Endüstri 4.0”, nesnelerin interneti, yeni nesil teknolojiler vedijitalleşme çağrısını yapan hükümet temsilcilerinin ağzına pelesenk olan fakat içeriği hakkında kullanımı dışında bir bilgisi olmayanların da özellikle gençlerin taleplerine egoile yanıt dahi veremeyenlerin ağzına Samandağ biberi sürecek devlet büyüklerimize de çağrı yapıyorum.

Endüstri 4.0 ilk olarak Federal Almanya hükümeti tarafından dile getirildi ve sanayi devrimlerinin öncüsü olan ülkelerden biri olduğunu da perçinledi.

Aslında “Endüstri 4.0.” başlığına geliştirici ve kullanıcılar olarak iki alt başlıkta bakmakta fayda var.

Biz, ülke olarak “Endüstri 4.0″a kadar gelen süreçte, işgücü ve entegratör olarak konumlanmıştık.

Bu konumlandırma Vecihi Hürkuş’un hayallerini gerçekleştirmeyi engellememişti ama üretim bandında kendi uçaklarımızı üretmemiz de gerçekleşememişti.

Son dönemde milli sanayi devrimleri sözle yapılıyor olsa da, yerli İHA’lar ile elde edilen başarılar ve daha öncesinde bağımsız olarak modernize ettiğimiz F-16 uçakları sayesinde, yazılım geliştirme konusunda hatırı sayılır başarılara imza attığımız da ayan beyan ortada.

Evet, kullanıcı olduğumuz konularda tersine mühendislik tekniklerini çok iyi kullanan nitelikli mühendislerimiz var.

Ancak, kullanılan bir çok donanım arasında yerini alan, işlemcirastgele erişimli bellek, anakart ve sensörlerin tamamı ithal edilmektedir.

Yani, Amerikan Doları ile ülkemize giriş yapmaktadır.

Hatta, www.burakbozkurtlar.com gibi kişisel bir alan adı da www.dikGAZETE.comgibi yerli bir haber sitesine ait alan adı da ABD doları ile satın alınabilmektedir.

Ortalama 10 Dolar’dan alınan alan adları, şu an için 60 – 70 TL arasında bizler tarafından satın alınabilmektedir.

Bu alan adlarının içerik seviyenize göre değişkenlik gösteren bulundurma maliyetleriise en düşük aylık 70 – 80 TL civarındadır.

Kısacası, sanal dünyanın gerçek yatırımcıları, sanal arsalar ve projeler ile satış, tanıtım ve hizmet gibi birçok başlıkta dijitalleşme ile elde edilen zaman kazancını bedavaya vermiyor.

Tabi bu en basit örnekti.

Peki ya, Instagram, YouTube gibi daha nice sosyal mecralara harcanan reklam paraları veya dijitalleşme çağrısı yaparken milliliği, söylemin ötesine geçiremeyenpopülist idarecilere ne demeli?

Yıllık bütçe planlaması yaparken Microsoft ürünleri için ödenen bedelleri TL karşılığı hesaplayan var mı?

Belki de ofis programını “365″ diye tabir edilen “Bulut Sistemi”nde kullanmayıp, lokal olarak crackli olarak kullananlar olabilir.

Hatta, muhtemel bir afet durumunda, güvenle verileri koruyacağımız veri merkezleri için bütçeler de hazırlanmış olabilir.

Peki, olası bir dijital ambargo veya aşırı artan Dolar ile ödenemeyecek seviyeye gelen lisans ödemelerinin yapılamaması durumunda yaşanabilecek riskleri hazırlayan bir sorumlu kurum gördünüz mü?

Aslında sıkıştığı an mevzuatı işaret eden bir BTK’mız var ama eski ve sürekli dijitalleşmeyi savunan başkanı ortalıklarda pek yok.

Kendisinin “Instagram gibi mecralarda erişim sorunu çözüldü” diye açıklamalarına daha fazla tahammül edemeyen devlet aklı, eski BTK Başkanını bu yüzden aynı kurumda yeniden görevlendirmemişe benziyor.

– BTK Başkanı Ömer Abdullah Karagözoğlu-

Umarım, yeni dönemde dün itibarıyla, BTK Başkanı, ve İkinci Başkanlık ile boş bulunan üyeliklere atananlar, uluslararası standartları şuursuzca devlet kurumlarına entegre edip, “Siber Güvenlik” başlığının içini doldurabilen çözümlere yol alabilen bir BTK Başkanı ve ekibi olarak görevlerini layıkıyla yerine getirebilir.

“Bu ne perhiz? Bu ne lahana turşusu?” deyimimiz ile konuyu daha iyi anlayalım;

Eğer siz sürekli geliştirici olan ülkelerin teknolojileryle ortaya çıkan terimleri ağzınıza pelesenk ederseniz, hiç şüphesiz acı biberi de ağzınıza yersiniz.

Ayrıca, işin ehil olanlar çıkıp konuşur ve ülkemizin sürüklenmeye çalışıldığı kaosortamında kimin ak kimin kara olduğunu gözler önüne serer.

Bakınız, mevcutta kullanılan tüm teknojiler, dünyanın en büyük şirketlerinin kontrolü altındadır.

Bu şekilde bir yandan “Dolar sat”, bir yandan -Dolar ile satın alınan teknolojiler ile- “dijitalleşiyoruz” derseniz bu olmaz.

Özel sektörün teknoloji temsilcileri ile şuursuzca devam eden ikili ilişkilerinize bir set çekmezseniz, bu gençlik, özel sektörün tüccar kafalı niteliksiz satıcıları ilekamunun sorumlu daire başkanlıklarının arasına set çekmesini çok iyi bilir.

“Bilişim 500” verilerinde yer alan birçok firmanın, yabancı markaların distribütörveya bayileri olması elbette suç değil.

Ancak, tamamen yabancı teknolojilerin operatör veya entegratörlüğünü yaparak milli söylemlere sarılmaları da can simidi olmaz. Ülkemize katkı sağlamaz ve her şeyden önemlisi, ülkemiz üzerinde oynanan oyunların bertaraf edilmesinde hiçbir fayda sağlamaz. Atalarımızın deyişi ile onlar; “Yaralı parmağa bile işemez”!..

Yeniden yapılandırma süreçleri kapsamında, dijitalleşmeye elbette ki karşı değiliz ve destekliyoruz.

Ancak, bir yandan “Doları bozdur!..” diyorsanız, diğer yandan da Kamu ve özel sektörün kullandığı tüm teknolojik altyapıyı Türkçe kurgulamanız gerekmektedir.

Aksi halde “Yerli malı, yurdun malı. Herkes bunu kullanmalı” tavsiyesine katkı sağlayamayız.

Son olarak, “Yapay Zeka ile Yönetim Sistemi” kapsamında yapay zeka ile belediyecilik çalışmalarına hız veren Türk Bilişim Grubu, söylemlerden öteye çoktan geçmiş ve özel sektör ile kamu tarafında kim devletçi çok iyi biliyor.

Bu anlamda Türk Bilişim Grubu’ndan koşulsuz desteği hak edenler ile bu zekayı hak etmeyenlerin mücadelesi hızla devam ediyor.

Siz değerli okurlar da, bu savaşta hakikat ile geliştirme niyetinde olanlara destek içerikli düşüncelerinizi her platformda dile getirebilirsiniz.

Binlerce yıllık devlet geleneği olan Türkiye Cumhuriyeti’ne bağlı olan tüm geliştiricilere selam olsun.

Unutmayın!

Vazifeyi ihmale sürükleyen merhamet, vatana ihanettir!

Bu bağlamda, TL karşılığı alınacak danışmanlık hizmetleri ve ürün seçimlerinebilişim başlığından sorumlu yöneticilerin çok dikkatli olması gerekmektedir.

Lisans ücretlerinden elde edilecek tasarruf miktarlarını açıklaması için de “ebedi kurumların, geçici yöneticileri”ni açıklama yapmaya davet ediyorum.

.

Burak Bozkurtlar, dikGAZETE.com

Devamını Oku
Dik GazeteÖmür Çelikdönmez’in kaleminden

Mustafa Kemal’in Japonya’ya gönderdiği istihbaratçı kimdi! Öncesi, sonrası ile “İki devlet tek yürek”

istock-178797696

– Japon Büyükelçi Akio Miyajima’ya sormalı Atatürk’ün Japonya’ya gönderdiği İstihbaratçı kimdi?

:

Türkiye’deki görevine yaklaşık bir yıl önce başlayan Japonya’nın Ankara Büyükelçisi Akio Miyajima büyükelçilik konutunda Japonya Öz Savunma Kuvvetleri Günü resepsiyonunda Türkçe, “-İki ülke arasındaki dostluğun ve iş birliğinin daha da ileri gideceğini, İki ülke arasındaki mesafenin uzak olmasının bir anlam ifade etmediğini” belirterek, “-Türkiye ve Japonya iki devlet tek yürektir” demesi dikkatimi çekti. (1)

Sıcak ve içten bir konuşma olduğunu söylemeye gerek yok.

Azerbaycan’da atasözü gibi ezberlenmiş ve benimsenmiş, “Bir millet iki devlet” sözüne ne kadar benziyor değil mi!

Japonya ilgili radarlarıma takılan bir başka haber Shoko Asahara’nın Japonya’da kurduğu ve metro istasyonlarına sarin gazı yayan Aum Şinrikyo (Aleph) örgütü ile ilgiliydi. (2)

Japonya’da, 1995’te Tokyo metrosunda 13 kişinin ölümüne ve bin kişinin yaralanmasına neden olan sarin gazı saldırısı düzenleyen Aum Şinrikyo tarikatının lideri Şoko Asahara birkaç gün önce idam edilmişti. (3)

Hatırlarsanız Nagazaki ve Hiroşima felaketinin 72. yılında, “1945ʹte Japonya’ya atılan atom bombası Türkiye’yi işgalden kurtardı” iddialarını da gündeme getirilmişti.

Bu iddialar, ‘istihbarat magazini’ denilebilecek türden yazılar kaleme alan istihbarat tarihçisi eski KGB yarbayı Igor Atamanenko’ya aitti. (4)

Bu açıdan bakılırsa II. Dünya Savaşı sırasında Japonlar atom bombasını göğüsleyerek Türkiye’yi Rusya’nın işgalinden kurtarmıştı.

Her neyse.

Japonya Büyükelçisi Akio Miyajima’nın sözleri üzerinden yürüyecek olursak Japonya ve Türkiye’nin iki devlet bir yürek olması temennisinin manevi mimarı, Türkiye Cumhuriyetinin banisi Mustafa Kemal Atatürk ile Teşkilatı Mahsusa mensubu, Batı Sibirya Tobolsk-Tara’da 23 Nisan 1857’de doğan, Konya Cihanbeyli Böğrüdelik köyüne yerleşen ama kendisine bizzat Atatürk’ün emri ile Genelkurmay Başkanı Mareşal Fevzi Çakmak’ın tevcih ettiği mukaddes görevi yerine getirmek için ilerlemiş yaşına rağmen yollara düşen, 17 Ağustos 1944’te Tokyo’da hakkın rahmetine kavuşan, Teşkilatı Mahsusa’nın Ortadoğu masası şefi Mehmet Akif Ersoy’un kadim dostu Abdürreşid İbrahim’dir.

Onun teşkilattaki görevi, 1. Dünya Savaşı sırasında Almanların aldıkları esirler arasında bulunan Tatar, Başkurt Türklerinin Osmanlı ordusuna kazandırılmasıydı.

Berlin yakınlarında Zossen esir kampına yerleştirilen Türklerin, Osmanlı ordusuna devşirilmesi için Enver Paşa’nın talimatıyla Almanya’ya giderek esir kamplarında Müslüman Türklere verdiği vaazlarla onları Halifenin safında çarpışmaya ikna etmeye uğraşır.

Emeği zayi olmaz, başarılı da olur.

Bu esirlerden “Asya Taburu” adıyla bir tabur oluşturulur, 7 Mayıs 1916’da İstanbul’a gönderilen bu tabur, Irak Cephesinde İngilizlerle savaşmaya gönderilir.

Abdürreşid İbrahim ayrıca, savaş sırasında ve sonrasında Teşkilat-ı Mahsusa (istihbarat teşkilatı) adına verilen bazı görevleri yerine getirmiştir.

Onlar genelde Rusya Türkleri ile ilgili vazifelerdir.

JAPON PRENSİ’NİN ATATÜRK İLE GÖRÜŞMESİ VE SONRASI…

Atatürk’ün Asya/Pasifik’te askeri ve ekonomik bir güç olarak beliren Japonya ile Rusya ve Çin’e karşı geliştirmek istediği işbirliği fırsatı, Japon Prensi Takamatsu’nun 31 Ocak 1931’de Türkiye ziyaretiyle yakalandı.

Prens Takamatsu beraberinde getirdiği samuray kılıcını hediye olarak Mustafa Kemal Paşa’ya sundu.

Aynı günün akşamı Marmara Köşkü’nde prensin onuruna verilen ziyafette iki millet arasındaki bağlara değinen Mustafa Kemal Paşa“Türk ve Japon milletleri, öteden beri birbirine karşı içten, dostça hislerle bağlıdır. Japon milletinin yüksek ve vatanseverce nitelikleri, uygarlık yolundaki dikkate değer uygulamaları ve gelişmeleri, Türkiye’de daima ilgiye ve içtenlikle izlenmiştir” dedi. (5)

31 Ocak 1931’de Japon imparatorunun kardeşi Prens Takamatsu,Türkiye’yi ziyaret ederek Atatürk ile görüşmesiyle iki ülke arasında oluşan dostluk havası içinde Japonya’da Türkoloji çalışmaları ilerledi. (6)

Bu ziyaret sonrasında Japonya’ya gönderilecek asker ve gizli, servis mensuplarının gönderilmesi hazırlığına girişilir.

Görevlendirilecek personelin seçimiyle ilgili bizzat Mareşal Fevzi Çakmak ilgileniyordu.

O tarihlerde Japonya’nın Türkiye’de binbaşı rütbesinde; Imura isimli bir Ateşemiliteri vardır.

Mareşal Çakmak, Türkiye’nin de Japonya’da bir Atesemiliteri olmasını arzu eder, ama Japonca bilen tek bir Türk subayı yoktur orduda.

Bunun üzerine Binbaşı Imura’nın da yardımı ile genç bir Türk subayı; daha sonra Demokrat Parti zamanında Genel Kurmay Başkanlığına kadar yükselecek, Rüştü Erdelhun’u, Japonca öğrenmek ve Kraliyet ordusunda eğitim görmek üzere Japonya’ya yollarlar.

Rüştu Erdelhun, Japonya’da stajını başarı ile tamamlar ve Yarbayrütbesine terfi ettirilerek Türkiye’nin Tokyo Ateşemiliterliğine atanır.

Gene bu tarihlerde, bu defa Fevzi Çakmak Paşa, genç bir Türk Denizci subayı olan Şevket Cavit Bey’i, bu defa, Bahriye’ye katkısı olması için staj için Japonya’ya yollar.

1933 Kasım sonunda Şevket Cavit Bey, öğretimini başarıyla tamamlamak üzere iken aniden hastalanır ve verem teşhisi ile Amerikan hastanesine kaldırılır.

Kısa bir müddet sonrada vefat eder ve cenazesi Türkiye’ye getirilir. (7)

1930’da, konjonktüre göre II. Abdülhamid’in temelini attığı Türk-Japon dostluğunun kuvvetlendirilmesi gereğini duyan dönemin Genelkurmay Başkanı Mareşal Fevzi Çakmak, Tokyo’ya, Japon lisanını bilen bir ataşemiliter arayışına yönelir.

O yıllarda Türk ordusunda Japonca bilen subay bulunmadığı gibi öğretecek ne bir okul ne de bir öğretmen vardır?

Ama ‘Türk yılmaz’ ilkesi gereğince Mareşal Çakmak hemen çözüm üretir ve Japonya’nın Türkiye’deki askerî ataşesi Binbaşı İmura’yı Ankara’ya davet ederek, bu isteğini iletir.

Japon askerî ataşe de mareşalin bu uzak görüşlü ve dostane arzusunu kendi ülkesine bildirir.

Japon Genelkurmayı da bu arzuyu büyük bir memnuniyetle kabul eder ve Binbaşı İmura’yı, Türk ordusunun göstereceği adaya, şahsen Japonca öğretmesi için görevlendirir.

Araştırma ve değerlendirmeler sonunda Harp Akademileri’nde tabiye öğretmen muavini olan Kurmay Binbaşı Rüştü Erdelhun’un da gönüllü olması üzerine 1931 yılından itibaren akademideki görevine devam şartıyla, haftada iki kez Binbaşı İmura’dan Japonca derslerialmak üzere seçilir.

Kıta hizmetine çıkıncaya kadar Japonca derslerine aksatmadan devam eden Kurmay Binbaşı Erdelhun’un, kıta hizmetinin dörtte birinin bir Japon kıtasında tamamlamasının da, hem lisanını pekiştirmek, hem de Japon ordusuyla daha yakın ilişki içine girebilmek açısından faydalı olacağı düşünülerek, Japon Genelkurmay Başkanlığı’na teklifte bulunulur.

Bu teklif de Japon Genelkurmay Başkanlığı’nca kabul edilir ve Kurmay Binbaşı Rüştü Erdelhun, 1932 yılı Temmuz’unda Japon Hassa Topçu Alayı’nın I.Tabur Komutanlığına atanarak göreve başlar.

Japonya’ya giden TSK’nın ilk kara subayı Kurmay Binbaşı ErdelhunJapon Komutan Binbaşı Yoşinaka’yla emrinde görevdedir.

ERTUĞRUL ŞEHİTLERİNDEN SONRA JAPONYA’DA BAHRİYENİN İKİNCİ KAYBI…

Sınavları başarıyla vererek rütbesi yarbaylığa yükseltilince 1932 Aralıkayından itibaren Türk Büyükelçiliğinde askerî ataşedir.

Japon hükümetinin Ankara’ya jesti gecikmez, Binbaşı Yoşinaka,Ankara’ya askerî ataşe olarak atanır.

Ataşemiliter Yarbay Erdelhun, görevinin son yılında 1937’de, lisanını ilerletmesi ve usulleri öğrenmesi için Yüzbaşı Hayri Saner’le takviye edilir.

Erdelhun, Türkiye’ye dönünce ataşemiliterlik görevini Yüzbaşı Hayri Saner üstlenir.

Daha evvel belirttiğim gibi bunlardan önce Yüzbaşı Şevket Cavit,1931’de Japonya’ya gönderilmişti.

Gayet zeki, kabiliyetli ve vatansever bir genç olan bu Türk subayı bir yıl içinde Japoncayı öğrenmiş, sonra da topçuluk, torpido, telsiz ve seyir kurslarını aldıktan sonra, Japon Deniz Harp Akademisi’nde öğrenime başlamış, ancak öğreniminin sonunda, yakalandığı verem hastalığından tedavi gördüğü Tokyo’daki Amerikan Hastanesi’nde 28 Kasım 1933’te ölmüştü.

Şevket Cavit’in ölümü, Japon bahriyesi ve imparatorluk hükûmetini çok üzmüş, cenazesi büyük bir törenle Türkiye’ye gönderilmişti.

Ertuğrul şehitlerinden sonra, Türk bahriyesinin Japonya’daki ikinci kaybı Deniz Yüzbaşısı Şevket Cavit Bey’in ardından, Japon dili ve askeri eğitim görmek üzere, Deniz Harp Okulu mezunu Kıdemli Yüzbaşı Tafdil Zeki Bayat ve Deniz Harp Okulu mezunu Yüzbaşı Şerafettin Karapınar, Japonya’ya gönderilmişlerdir.

Yüzbaşı Şerafettin Karapınar, 1935 Temmuzunda, Kıdemli Yüzbaşı Tafdil Zeki Bayat da aynı yılın Ekim ayında Tokyo’ya gelmişler ve derhal Japon Bahriye Bakanlığı’nın seçtiği uzman lisan öğretmenlerinden ders almaya başlamışlardır.

ÇİN – JAPON SAVAŞININ EN ZOR GÜNLERİNDE MAREŞAL ÇAKMAK’IN GİZLİ GÖREVLİSİ ABDÜRREŞİD İBRAHİM….

Avrupa lisanlarına pek benzemeyen, bilhassa yazısı çok zor olan Japonca’yı öğrenmek için iki yıl daimî olarak çalışmanın gerektiğini söyleyen bu subayların avantajları; kendilerine yalnız Japonlarca meskûn olan bir mahallede ev kiralamaları ve lisan öğretmenlerinden ayrı olarak, onları adeta gölgeleri gibi izleyen ve hep beraber olan çok bilgili Kavabeti isminde bir kurmay yarbayın yardım etmesi olmuştur.

Her iki stajyer Türk deniz subayı, bir yılın sonunda Bahriye Bakanlığı’nda yapılan okuma-yazma sınavlarını başarıyla vermeleri üzerine, dersleri takip edebileceklerine kanaat getirildiğinden, Ocak 1936’da Yokosaka Deniz Üssü’nde Topçuluk Okulu’na alınmışlardır.

Bu okulu da başarıyla bitiren bu iki Türk subayı Nisan 1937’de sevk edildikleri muhabere kursundan da mezun olmuşlardır.

Aynı yılın Haziran ayında seyir harekât, ekim ayında da torpido ve mayın kurslarını başarıyla bitiren stajyer subaylar, Aralık ayında Tokyo’daki Deniz Harp Akademisi’nde öğrenime başladı.

Japon yetkililer, Çin-Japon Savaşı’nın en zor günlerinin yaşandığı günler olmasına rağmen, gerek okulda gerek Japon adalarında gerek Kore ve Çin topraklarında ve hatta savaş alanlarında yapılan kurmay gezileri sırasında türk subaylardan hiçbir bilgiyi esirgememiştir. (8)

Türk ve Japon ordusu arasında bu karşılıklı işbirliği devam ettiği yıllarda, Mareşal Fevzi Çakmak’ın gizli görevle Japonyaya gönderdiği Abdürreşid İbrahim’in Japonya’da bulunduğu yıllarda, Türkiye Cumhuriyeti’nin Tokyo Büyükelçiliğinde; Cevat Ezine 1 Ocak 1929 – 1 Ocak 1931, Nebil Batı 1 Ocak 1931 – 1 Ocak 1936, Hüsrev Gerede 1 Ocak 1936 – 1 Ocak 1939 ve Ferit Tek 1 Ocak 1939 – 1 Ocak 1943’te görev yapmışlardı. (9)

JAPONLAR VE TÜRKLER AYNI HEDEFE…

Teşkilatı Mahsusa raporlarına göre Japonlar İslâm’ı kabul ederlerse dünyada önemli bir açılım gerçekleşecektir.

Ayrıca, Asya kıtasında emperyalist emellerini gerçekleştirmek isteyen İngiltere, Rusya, Amerika’nın ancak Japonya ile durdurulabileceğidüşünülmüştür.

Japonların da kendilerine bu misyonu yükledikleri ve Türkleriyanlarına çekmek istedikleri anlaşılıyor.

Nitekim bu gaye ile ‘Asya Tehlikede’ başlıklı Japon istihbaratının kolektif çalışması HASAN HATANO UHO müstear ismiyle önce Japonca neşredilmiş, daha sonrada bu kitap Abdürreşid İbrahim ve M. Hilmi Nakava tarafından Türkçe’ye tercüme edilmiş, İstanbul’dayayınlanmıştır.

Bazı kaynaklarda bu kitabın Rusya tehlikesine dikkat çekmek için İngiliz istihbaratının Hindistanlı Muhammed Barakatullah’a (Mevlana Abdul Hafız Muhammed Muhammed Barakatullah) yazdırdığı belirtilir.

Ancak bu doğru değildir çünkü Muhammed Barakatullah,Abdürreşid İbrahim’in yakın dostu ve Teşkilatı Mahsusa’nın Hindistan sorumlusudur.

Kitaba Japon asıllı yardımcısı Hassan U. Hatanao’nun ismini verilmesini kendisi uygun bulmuştur.

M. Hilmi Nakava’da Japon asıllı Müslümandır.

Gerçek ismi Hideo Nakao’dur. Genyousha Cemiyeti ve Kokuryuukai (Kara Ejderha) Derneği’nin lideri Toyama Mitsurutarafından Asya Müslümanlarını Ruslara ve İngilizlere karşı ayaklandırması için görevlendirilmiş, Japon istihbaratının önde gelen isimlerindendir.

Üniversite eğitimini Rusya’da tamamlayan kılıç ve döğüş ustası Hideo Nakao’nun ilk görev yeri Gürcistan’dı ve burada Müslümanolmuştu.

Kokuryuukai derneğine istihbarat akışını sağlamış ve göndermeye başlamış ve Gürcistan’da Panasyacılık propagandası yapmıştır.

Bu derneğin günümüzde ABD’de faal olduğu ve İslam Ulusu adı altında örgütlendiği söylenilmektedir.

Hideo Nakao, diğer ismiyle M. Hilmi Nakava da Gürcistan sonrasında İstanbul’a geçmiş, faaliyetleri ve gizli görevini İngilizistihbarat tarafından deşifre edilmesinden sonra Kurtuluş Savaşı sonrasında Ankara’da yaşamış, Japon ve Türk istihbaratı adına Latin Amerika ülkelerinde ve Meksika’da espiyonaj faaliyetlerinde bulunmuş, ölünce Cebeci Asri Mezarlığına gömülmüştür.

Abdürreşid İbrahim; sağlık durumundaki olumsuzluğa ve yaşlılığına rağmen ailesini de geride bırakarak 1933 Ağustos’unda İstanbul’danyola çıkar, 12 Ekim’de Tokyo’ya varır.

Japonya halkı, onu büyük coşku ile karşılar.

Japon basını büyük ilgi gösterir ve İslâm dünyası hakkında çok sayıda röportaj gerçekleştirilir.

Japonya’da, 1909’da yeri alınan caminin temelini attırır.

Hizmetleri hızlandırır.

Dört yılda tamamlanarak, Tokyo’da bir büyük camii açılmasına vesile olup, buranın fahri imamlığını yapar.

İslâm dininin Japon yönetimi tarafından resmen tanınmasını sağlar.

Tokyo’daki Tatar ve diğer Müslümanların çocuklarına din ve tarihdersleri verir.

Birçok Japon’un İslâm dinini seçmesine vesile olur. 

Abdürreşit İbrahim’in Japonya’da dostluk kurduğu en önemli şahsiyetlerden biri de hiç kuşkusuz Toyama Mitsuru’dur.

Japon milliyetçiliğinin ve Asyacılığının öncülerinden Toyama MitsuruMançurya’dan itibaren bütün Asya’nın Avrupalı emperyalistlerden temizlenerek bölgedeki Asyalıların Japonya liderliğinde birleşmesini amaçlayan Genyousha Cemiyeti’nin kurucusu ve aynı zamanda Kokuryuukai Derneği’nin de manevi lideri, Japon milliyetçiliği ve Asyacılığının fikir babalarından Toyama Mitsuru’yla da dostluk Genyousha cemiyetini kurmuş, Kokuryuukai derneğinin de manevi liderliğini yapmıştır.

Bu cemiyetler Mançurya’dan başlayarak tüm Asya’nın Batılılardan temizlenmesini ve Asyalıların Japonya liderliğinde birleşmesiniamaçlamıştır.

1909 yılında Abdürreşit İbrahim ve Toyama Mitsuru, bazı ileri gelen Japonlarla beraber Tokyo’da, Ajia Gikai (Asya Meclisi) adlı bir cemiyet kurmuştur. (10)

Abdürreşid İbrahim merhumun ismini anınca Japon dilbilimci ve İslam uzmanı Toshihiko İzutsu’yu hatırlamamak olmaz.

1930’da üniversite talebesi olan Toshihiko İzutsu, dil çalışmalarıyla ilgilenmeye başlar ve Okawa Shumei’nin teşvikiyle Arapçaöğrenmeye karar verir.

Ancak o dönemde kendisine Arapça öğretecek bir Japon hoca bulamaz.

Hoca arayışını sürdüren İzutsuTokyo’ya gelir.

Burada meşhur Sibiryalı âlim ve seyyah Abdürreşid İbrahim’den kendisine Arapça öğretmesini rica eder.

Abdürreşid İbrahim, İzutsu’nun ricasını kabul eder.

Böylece İzutsu, Abdürreşid İbrahim’in öğrencisi olur.

Dünyaca ünlü Japon ilim adamı İzutsu, ilk defa Arapça sesleri Abdürreşid İbrahim’den duyduğunu ve onun sayesinde sesleri telaffuz edebildiğini, yine onun sayesinde ilk defa Kur’an’ın Arapça okunuşunu dinleyebildiğini söyler.

İzutsu, hocası Abdürreşid İbrahim yorulup dersi kesene kadar ondan Arapça çalışmıştır.

Abdürreşid İbrahim bir gün ders esnasında, öğrencisi Toshihikoİzutsu’ya -tevazu ile- aslında kendisinin çok iyi bir Arapça hocası olmadığını, Arapça’nın asıl üstadının o hafta Tokyo’ya geleceğini ve artık daha bilgili bir hocadan Arapça öğrenebileceğini söyler.

İzutsu heyecanla Abdürreşid İbrahim’in bahsettiği hocayı beklemeye başlar ve Tokyo’daki Tatar cemaatinin önde gelenleriyle birlikte yeni hocasını Yokohama Limanı’nda karşılamaya gider.

İzutsu’nun yeni Arapça hocası, büyük Tatar âlimi Musa Carullah’tan başkası değildir. (11)

Ruhları şad mekânları cennet olsun!

Bir soru; günümüzün Abdürreşid İbrahim’i, Toyama Mitsuru’su kim?

Bakınız
1- http://www.yeniasya.com.tr/dunya/japon-buyukelci-turkiye-ve-japonya-iki-devlet-tek-yurektir_466518
2- https://www.haber-sanliurfa.com/yazarlar/omur-celikdonmez/musul-baraji-yikilirsa-ii-nuh-tufani-bekleniyor/18336
3- https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-44733999
4- http://kafkassam.com/japonlar-oldu-turkler-kurtuldu-yasasin-amerika-mi-demeliyiz.html
5- https://www.turkhackteam.org/ataturk-bolumu/1404976-365-gun-mustafa-kemal-ataturk-14.html
6- http://www.islamansiklopedisi.info/dia/pdf/c23/c230285.pdf
7- Cem Özmeral/ Japonların 1934 İstanbul Ziyareti/ http://www.istanbullite.com/tarihtenkapaklar/japonlarin1934ziyareti.html
8- http://www.ertugrul.jp/pages/tarihte-ertugrul-history/tuerk-japon-iliskileri/tuerkiye-cumhuriyeti/tuerk-subaylari-nin-japonya-da-egitimleri.php
9- http://tokyo.be.mfa.gov.tr/Mission/MissionChiefHistory
10- https://apjjf.org/-Cemil-Aydin/2695/article.pdf
11- http://www.dunyabizim.com/portre/26827/musa-carullahin-japonya-seyahati-ve-toshihiko-izutsu-ile-iliskisi

.

Ömür Çelikdönmez
Twitter: @oc32oc39

dikGAZETE.com

Devamını Oku
Dik GazeteGenelÖmür Çelikdönmez’in kaleminden

Alman BND’ye göre Türkiye’nin Nükleer Silah Teknolojisi ve kendi yaptığı Atom Bombası var!

maxresdefault

Gazete haberlerine bakılırsa Türkiye’de nükleer silah var ama bunlar “Maden In Turkey” değil.

NATO şemsiyesi çerçevesinde ABD’ye ait nükleer silahların Türkiye’de İncirlik Üssü’nde konuşlandırıldığı ve Türkiye’deki nükleer silah sayısının 50 ila 90 adet B61 tipi atom bombası olduğu belirtiliyor.

Yani bu nükleer silahlar, Türkiye’nin tek başına vereceği kararla kullanamayacağı türden.

“Kötü komşu insanı mal sahibi yapar” derler.

Türkiye ve Pakistan’ın nükleer silah sahibi olmasının nedeni de o hesap.

Türkiye’nin nükleer enerji macerası, 5 Mayıs 1955’te ABD Başkanı Eisenhover’ın “Barış İçin Atom Programı” çerçevesinde ABD ile imzalanan ikili anlaşmayla başladı.

Bu tarihî anlaşma, merhum Adnan Menderes’in başbakanlığı döneminde imzalandı.

Türkiye bu anlaşmayı hemen fırsata dönüştürdü.

Silistreli Ali Sipahiogullarindan Orhan Alisbah 1955’te ünü ve çalışmaları sayesinde, o zamanda Einstein’ın araştırma yaptığı PrincetonNew Jersey’deki İleri Çalışmalar Enstitüsü’ne davet edildi ve Pensilvanya Üniversitesi’nde 1959 – 1960 arasında ziyaretçi profesör olarak ders verdi.

Einstein’le geliştirdiği dostluk sayesinde nükleer enerji alanındaki her gelişmeyi yakından takip etti.

Türkiye dönüşü bilgilerini ilgili birimlerle paylaştı.

Menderes döneminde (1956) çıkarılan 6821 sayılı Atom Enerjisi Komisyonu (AEK) Kanununun ardından aynı yıl İstanbul Teknik Üniversitesi’nde (İTÜ) başlatılan çalışmalarla, nükleer teknolojiye ilk adım atıldı.

Sonrasında bir ‘Reaktör Komitesi’ oluşturuldu.

Çekmece Gölü kıyısında 3200 dönümlük Nakkaş Tepe Çiftliği satın alınarak, Çekmece Nükleer Araştırma Merkezi’ne (ÇNAM) tahsis edildi.

Türkiye1957’de 7015 sayılı Kanunun TBMM’de kabul edilmesiyle, Birleşmiş Milletlerin (BM) önemli bir organı Uluslararası Atom Enerjisi Ajansına (IAEA) üye oldu.

Amaç nükleer enerjide kararlılık göstermekti.

1959’da TBMM, 7256 Sayılı ‘Türkiye Atom Enerjisi Programını Tatbik Şekli Hakkında Kanun’u kabul etti.

6 Şubat 1962’de, 1 MW güçteki TR-1 araştırma reaktörünün yapılması ve 27 Mayıs 1962’de ÇNAM’ın faaliyete geçirilmesi; 1966’da, Ankara Nükleer Araştırma ve Eğitim merkezinin (ANAEM) kurulmasıyla Türkiye, iyi bir başlangıç yaparak, yeni bir döneme girdi.

Ancak, aynı dönemde çalışmalara başlayan Fransa, peş peşe kurduğu 58 nükleer santrali faaliyete geçirirken, Türkiye, 50 yıl içinde bir tane bile enerji üreten nükleer santral kuramadı.

Demirel’in yarım kalan teşebbüsü Türkiye’de nükleer santral kurulması çalışmaları 1965 yılında Süleyman Demirel’in ilk başbakanlığı döneminde de gündemdeydi.

Askerlerin öncülüğünde nükleer silah yapmak için gizli bir araştırma başlatıldı.

Başta Türkiye Atom Enerjisi KurumuTÜBİTAK ve üniversiteler dahil olmak üzere pek çok kurumdan gelen uzmanlarla oluşturulan bir ekip bunu araştırdı.

“Elektrik Etüd işleri (EEİ), bir nükleer santralin Fizibilite Raporunu hazırladı. 1972’de çalışmalar devam etti; 1977’de servise girmek üzere 400 MW gücünde CANDUPHWR tipi bir nükleer santral teklifi alındı ve 200 milyon dolara mal olacak bu santral için kredi temininin de mümkün olduğu görüldü.

O dönemde Türkiye’nin elektrik işlerinden sorumlu Etibank da, projeyi kabul etti ancak, Etibank‘’ın yetkilerinin, yeni kurulan Türkiye Elektrik Kurumuna (TEK) devredilmesiyle bu projeye ara verildi.

1972’de TEK içinde Nükleer Enerji Dairesi kurulmasıyla, çalışmalara yeniden başlandı.

1976’da, Silifke’nin 40 km batısındaki Akkuyu, reaktör yeri olarak belirlendi ve 3 İsviçre, 1 Fransız firmasından oluşan müşavirlik konsorsiyumunun yardımıyla şartnameler hazırlanarak ihale açıldı.

Bu ihale de sonradan ileri bir tarihe ertelendi.

1979’da, Türkiye’nin üçüncü araştırma reaktörü (TRIGA Mark-II), İTÜ Nükleer Enerji Enstitüsü’nde, eğitim-öğretim başlatıldı.

Neymiş efendim, bugün Ruslar’ın yapmak için start aldığı Akkuyunükleer santrali’nin yeri 1976’da Süleyman Demirel’in başbakanlığı döneminde belirlenmiş! Tarsus’ta ki define kazısını hatırlayın!

Aradaki bağlantıyı da lütfen siz kurun.

“PAKİSTAN DİYE YAZILIR…”

Ancak devlet erkanı; nükleer silahın Türkiye’de yapılmasının olumsuz uluslararası etkilerini ve Türkiye’ye yönelik tehdit unsurlarını göz önünde bulundurarak binlerce kilometrelerce uzaklıktaki bir başka Türk soylu devleti Pakistan’ı bu projeye dahil etti.

Neden Pakistan?

Çünkü, Pakistan diye yazılır, Türkiye diye okunur!

PAKİSTAN DÜNYANIN 7. NÜKLEER GÜCÜ VE NÜKLEER SİLAHA SAHİP TEK İSLAM ÜLKESİ…

Pakistan’da ilk olarak 1976′da nükleer araştırma laboratuvarları kuruldu.

Bu işin başına Prof. Dr. Abdulkadir Han geçirildi.

6 yıllık süre içerisinde uranyum geliştirme tekniği elde edildi.

Nükleer güce giden tüm engeller birer birer aşıldı.

İşler çok gizli yürütülüyordu.

Çalışmalar esnasında gereken ve nükleer gücü tekelinde tutan ABDRusya, Çin ve Fransa tarafından Pakistan Ordusuna verilmeyen bir çok malzeme özel şirketler aracılığıyla adı geçen ülkelerin istihbarat örgütleri atlatılarak uluslararası piyasadan temin edildi.

Pakistan Devleti, halk, ordu ve özel teşebbüs nükleer güce ulaşmak için hiç bir fedakârlıktan kaçınmadı.

Sıkıntılı süreç sonrasında çekilen zahmete değdi.

Pakistan, dünyanın 7’nci nükleer gücü olmayı başardı.

Uluslararası resmi kayıtlara göre Pakistan, nükleer silaha sahip tek İslâm ülkesi.

ALMAN İSTİHBARATININ TÜRKİYE’Yİ DİNLEME SEBEBİ…

Eylül 2014’te Alman basını, Türkiye’nin gizli bir nükleer silah programı yürüttüğünü öne sürdü.

Die Welt, gazetesinin haberinde, Alman istihbaratının Türkiye’yi dinleme sebebinin de bu olabileceği iddia edildi.

Konuyu gündeme getiren sıradan bir muhabir değil.

1982-1988 yılları arasında Federal Savunma Bakanlığı’nın Planlama Bölümü’nde çalışan Hans Rühle.

Türkiye’nin atom bombası yapabilmesi için gerekli teknik bilginin Pakistan’dan gelmiş olabileceğinden de söz edilmiş, “Alman Haber Alma Teşkilatı”nın (BND) Türkiye’yi dinlemesi için Türkiyeüzerinden Irak ve Suriye’ye giden radikal İslamcı militanları, uyuşturucu kaçakçılığını ve Kürt militanları gerekçeler arasında gösterdiği bilinir.

Ancak çok az bilinen ve dinlemeler için daha iyi bir gerekçe var.

O da bir süreden beri “Cumhurbaşkanı (Recep Tayyip) Erdoğan’ın işaretlerini verdiği nükleer silah sahibi olma isteği” denildi.

Haberde, BND’nin elindeki bilgiye göre, Erdoğan’ın emriyle 2010yılında uranyum zenginleştirme tesisi kurduğu iddia edildi.

BND’nin elinde ayrıca, Türkiye’nin çok miktarda santrifüjbulundurduğuna dair bilginin olduğu da belirtilmiş, Türkiye’nin santrifüjleri Pakistan’dan temin etmiş olabileceği kaydedilmişti.

Alman istihbaratına göre Türkler1987 yılından 2002 yılına kadar Pakistanlı Abdul Kadir Han’ın Libyaİran ve Kuzey Kore’ye binlerce santrifüjün götürülmesi için yürüttüğü çalışmalarında yer almıştı.

Pakistan’daki tesislerdeki tüm elektronik parçalar Türkiye’den getirilmişti. Han, elindeki tüm kaçak santrifüjleri Türkiye’de saklamak istemişti.

Dönemin Pakistan Başbakanı Navaz Şerif, Türkiye’ye 1988 yılında nükleer çalışmalar konusunda ortaklık teklif etmişti”.

Haberde, ayrıca Türkiye’nin nükleer silah üretmek istediğine dair bir diğer gerekçe de Türkiye’nin füze programındaki gelişmeler olarak gösteriliyor.

Türkiye’nin daha önce kısa menzilli füzeler denerken, ardından orta menzilli füze denediğini ve 2015 yılında da 2 bin 500 kilometre menzilli bir füzeyi kullanıma sunmaya hazırlandığına değinilmişti.

Uzun lafın kısası, Türkiye’nin kendi yaptığı Atom Bombası var.

Nükleer silahları yapabilecek teknolojiye sahip.

Dikkatinizi çekerim bunları ben demiyorum, Alman istihbaratı BND söylüyor.

.

Ömür Çelikdönmez, dikGAZETE.com
Twitter: @oc32oc39

Devamını Oku
Bilgi GüvenliğiDik Gazete

BİMER’e elveda, CİMER’e merhaba!..

A614CC00-E4D5-41C0-B00E-7EAAF29850CA

09 Temmuz 2018 tarihi itibari ile Cumhurbaşkanlığı Hükümet Yönetim Sistemine resmen geçmiş bulunmaktayız.

Türk milleti, Türkiye Cumhuriyeti’nin devlet başkanı olarak Recep Tayyip Erdoğan’a güvendi ve kendisine yürütmenin başı olarak yetki verdi.

Devlet başkanımıza başarılar diliyor ve sürekli kendisi ile poz verip “7/24 biz de cumhurbaşkanımız ile birlikte çalışacağız” diyerek hiç iş yapmadan, yapıyor gibi görünenlerin Türk gençliği tarafından titizlikle incelendiğini belirtmek istiyorum.

Bağımsız Türk geliştiriciler tarafından hazırlanan raporları büyük bir özenle inceleyiphakikat içerikli bilgileri devlet başkanımıza aktaran ve geri planda durarak popülizmden kaçınan tüm yiğitlere de saygı ve sevgilerimi ileterek konuya geçiyorum.

2006’DA KURULAN BİMER İLE VATANDAŞLAR İLGİLİ YERLERE ULAŞIYOR-DU-

Bilindiği gibi Başbakanlık bünyesindeki Başbakanlık İletişim Merkezi (BİMER), vatandaşların öneri, şikayet ve ihbarlarını büyük bir titizlikle inceliyor ve ilgili kurumlara aktarıyordu.

BİMER sistemi o kadar büyük başarıya ulaştı ki, her geçen gün kullanıcı sayısı artmaya başladı.

Kendisine kaba davranan belediye memurunu şikayet edenlerden, liyakat sahibi olduğu düşünülüp millete hizmet etmesi için makam verilen kurum müdürünün usulsüz talepleri gibi konular da hemen BİMER sistemi üzerinden işleme konuluyor ve devlet bünyesinde yuvalanan çürük elmalar ayıklanmak üzere ihbarşikayet gibi başlıklardaki bildirimlerle ilgili yerlere ulaştırılıyordu.

BİMER’den edinilen bilgiye göre, kurulduğu 2006‘dan bu yana vatandaşların ihbar, görüş, öneri ve bilgi edinme haklarına ilişkin taleplerini alan, inceleyen ve ilgili makamlara ileten Başbakanlık İletişim Merkezine (BİMER), son 5 yılda başvurular artarak devam etti.

Merkeze, 2013’ten bu yana toplam 7 milyon 306 bin 495 başvuruda bulunuldu.

Merkez, 2016’da 1 milyon 729 bin 952 başvuru alırken, 2017’de başvuru sayısı 286 bin 69 artarak 2 milyon 16 bin 21’e yükseldi.

2017, önceki yıla göre yaşanan yüzde 16,5’lik artışla BİMER’e en fazla başvurunun yapıldığı yıl oldu.

TAM NOT ALAN BİMER, VERİLERİ İLE BİRLİKTE CİMER’E TAŞINDI…

BİMER, kullanıcı dostu ara yüzü sayesinde 7’den 77’ye herkesin kolaylıkla erişebildiği bir platform oldu.

Özellikle SMS ile güvenlik doğrulama protokolü kullanıldığı için asılsız ve kötü niyetli ihbar ve şikayetlerin önü kesilmiş oldu.

Türk Bilişim Grubu tarafından yapılan sızma testlerinden tam not alarak geçmeyi başaran BİMER, oldukça başarılı bir web yazılımı inşa ederek bizlerden de tam notalmayı başardı.

Bu başarı, Başbakanlık kurumunun kapanması ile birlikte elbette ki boşa gitmedi veBİMER bu güne kadarki tüm veri tabanı ile birlikte CİMER (Cumhurbaşkanlığı İletişim Merkezi) bünyesine taşındı.

BİMER üzerinden yapılan bildirimlere sadece “cevap verildi” olarak katılan kamu personelleri ile hakikat ile “devletin işleyişine aman zarar gelmesin” diye titizlikle araştırma yaparak cevap yazan kamu personelleri de BİMER’in hizmet verdiği sürelerde adeta bir test alanı olarak kullanıldı ve şimdi CİMER’in kurum sorumluları da yeniden belirlenmiş oldu.

Özellikle, Devlet Başkanımız ile bol gülücüklü ve olabildiğince samimi verdikleri pozları, gerek sosyal mecralar üzerinden paylaşarak, gerek millete hizmet etmek üzere tahsis edilen makam odalarında çerçeveletip asanların, bu hareketlerinin CİMER’e gelen taleplerin cevaplanmaması için bahane olmadığını belirtmek isterim.

CİMER’DE KULLANILACAK YAPAY ZEKA, BİMER DÖNEMİNDE TEST EDİLDİ…

BİMER’in efsane ekibi CİMER’in yürekli ekibi ile birleştiğine göre, yapay zeka ile hükümet yönetim sisteminin de provaları başlamış demektir.

Evet yanlış duymadınız!

Yapay Zeka ile Hükümet Yönetim Sistemi. 

Bu sistem, ilk olarak yakın zamanda Cüneyt Zapsu tarafından dile getirilse de devlet başkanımız zaten konuya hakimdi.

Önce BİMER üzerinden bir sistem oluşturarak, vatandaş ile devlet arasındaki duvarları yıktı.

Vatandaşın her an devlete ulaşabilmesi sağlandı.

Üstelik hiçbir aracıya rant sağlanmadan bu başarıldı.

Tüm talepler, ayrı ayrı ortamlarda güvenle saklandı ve yedeklendi.

Olur da, paralel devlet yapılanması sevdasında olanlar varsa ve vatandaştan gelen talep, şikayet ya da ihbar da sümen altı edilmeye çalışıldıysa, geriye dönük yedeklerden kontrol edilerek olası suçlular da kolaylıkla tespit edilebiliyordu.

Bu anlamda, CİMER’de kullanılacak olan Yapay Zeka, BİMER döneminde çok iyi bir şekilde test edildi.

ERDOĞAN’IN KONUYA YAKLAŞIMI…

Milletten yürütme yetkisi alan devlet başkanımız, bir anlamda, üzerinde olan ve çok büyük sorumluluk gerektiren bu yetkiyi kullanırken hata yapmak istemiyor.

Özellikle kendisine yakın görünürken yanlış işler yapanlara da hiç tahammülü yok.

“Bak biz sana güvendik falanca kurumun başına getirdik. Sen de, vatandaşın şu tarihli ve bu içerikli bildirimlerine yanıt vermediğin gibi ulusal güvenliğimizi tehdit eden bu gerçekleri bizden gizledin. İşte bak, kanıtları da bunlar”diyebilmek ve ulusal güvenliğimizi bir an bile riske atmamak için bilişim teknolojilerini sonuna kadar kullanıyor.

Hatta, kısa bir süre önce Türkiye’nin 2023 hedefleri doğrultusunda kaybedecek zamanı olmadığını belirten Erdoğan“Bu zamanı en iyi şekilde kullanmalıyız. Daha çok çalışarak ve daha çok vatandaşımıza ulaşarak hiçbir ayrım gözetmeden icraatlarımızı ve projelerimizi gerçekleştirmeliyiz. Bürokrasiyle ilgili özellikle vatandaşı bire bir ilgilendiren konularda CİMER ve BİMER’e yoğun şikayetler geliyor. Bunların hepsini yakından takip ediyorum” dedi.

DEVLET BAŞKANININ ŞANSLA HİÇ İŞİ YOK!..

2017 yılında 2 milyon başvuru yapılan BİMER’e en fazla şikayet edilenler kamu ve özel sektör çalışanları oldu.

2017’de BİMER’e kamu ve özel sektör çalışanlarıyla ilgili 1 milyon 114.000 şikayetbaşvurusu yapıldı.

CİMER’e yapılan şikayetlere ilişkin istatistikler açıklanmıyor.

Az önce belirttiğim gibi, Cumhurbaşkanı’nın milletten aldığı yürütme yetkisinin sorumluluğu oldukça büyük.

Muhtemel bir “yanlış talimat”tan kaynaklanacak zararlarından bizzat devlet başkanlığı sorumlu olacağı için ve hakikat ehillerine yakışan bir tavır olduğundan olsa gerek, devlet başkanımızın şansla hiç işi yok.

İşin doğrusu, kimse “devlet başkanıyla fotoğrafım var, falanca referansla ben buraya geldim, bana bir şey olmaz” demesin.

Çünkü özgeçmişinde Oxford mezunu olduğunu yazanlar, bu günlere referansları ile gelmiş olabilirler ancak, bırakın ezberlemeyi, şakır şakır İngilizce ile yapılması (Oxford İngilizcesi) gereken konuşmayı rezalet İngilizcesi ile süsleyenler bir ya da iki kere kurbağa misali sıçradı diyelim.

Tamamen yabancılar tarafından kurgulanan ve bu kurgunun yüzde 100 yerli teknoloji olarak devlet başkanlığına rapor edilmesi bir kenarda dursun.

Hatırlarsanız geçtiğimiz yıllarda, dünyanın her yerinde 4G kullanılırken ve 5G’nin sadece dillerde dolaştığı, kimselerin de 4.5G’den haberinin olmadığı o günlerde,Recep Tayyip Erdoğan’a soruldu; “Efendim, biz ne zaman 5G’ye geçeceğiz?”

Kendisi de şu yanıtı vermişti; “Ne 5G’si canım! 4.5 G neyinize yetmiyor?”

Evet bu söylemin ardından dünya 4.5 G teknolojisini kullandı ve henüz geçtiğimiz aylarda 5G teknolojisine geçiş için İspanya’da protokol imzalandı.

Bu protokolün imzalanması, yıllar önce gümrük birliğine dahil olduğumuz zamanı anımsatıyor.

O dönem yapılan kutlamaları hatırlatan türde benzer kutlamalar, İspanya’da imzalanan 5G protokolü sonrası da yaşandı diyebiliriz.

Şimdi, burada alınması gereken not şudur; Devlet başkanımız sadece BTK gibi kurumlardan bilgi almıyor ve hakikat ile kendisine bilgi akışı sağlayan isimsiz kahramanlar var.

Jeopolitik konumumuzu, bilişim teknolojilerinin kullanımı ve geliştirilmesini sağlamak adına çok iyi yönetiyoruz.

Ancak, bundan sonra devlet başkanlığına yanlış bilgi verenlerin ya da “aman efendim yoksa internet kullanamazdık, tabletler olmasa çocuklar teknoloji kullanamazdı…” gibi bahaneler hiç kimseye fayda sağlamayacak.

Rusya’nın “World Wide Web’in dışına çıkabiliriz…” şeklindeki söylemlerini de hatırlamakta fayda var.

Zaten kullanım değil geliştirme yapmamız lazım.

Bu konu üzerine çok konuşulacak detay var ve bu detayları, artık CİMER ekibineiletenlerin sayısı da öyle azımsanacak kadar değil.

BÜTÜN GÖNDERİLERİNİZ…

Asıl konumuza dönecek olursak, BİMER, tüm veri tabanı ve hatta kullanıcı dostu ara yüzü ile birlikte CİMER bünyesine dahil oldu.

Bu da, BİMER’e yapılan başvuruların CİMER üzerinden cevaplanabileceği anlamına gelmektedir.

Sizler de sadece eleştiren tarafta kalmaktan utanç duyuyor ve çözüme katkı sağlamak istiyorsanız https://www.cimer.gov.tr/  adresinden Cumhurbaşkanlığı’na ulaşın.

Tüm gönderileriniz titizlikle ve uzman ekipler tarafından okunarak ilgili kurumlara iletiliyor, takip ediliyor.

Biz millet olarak bir aileyiz ve tüm sorunlarımızı ortadan kaldırabileceğimiz yürütme yetkisine de sahibiz.

APPSTORE VE GOOGLE PLAY’SİZ İŞLER YAPAN SİBER GÜVENİLİR İŞLER YAPAN TÜM EKİPLERE SELAM!..

Gönül isterdi ki, devlet başkanımız ile poz verirken, büyük hürmet ve sevgi beslediklerini dile getirip ve bu hürmetin fotoğraflarını sosyal mecra hesaplarından paylaşanlar, yine milletin önünde aynı samimiyet ile duruş sergileseler de, vatandaşlar da CİMER üzerinden teşekkür edebilseler.

Bu yeni dönemde popülizmden beslenip ulusal güvenliğimizi tehdit eden boyutlara ulaşan hakikatten uzak açıklamaları duymak istemiyoruz.

Özellikle BİMER ve CİMER platformlarını bize ait olmayan platformlara (Appstore,Google Play) yüklemeyen ve siber güvenilir işler yapan tüm ekiplere selam, saygı ve sevgilerimi iletiyorum.

SAHTEKARLARA KARŞI DA AMAN DİKKAT!..

Son olarak, sizleri aşağıda bulunan sahte Başbakanlık iletişim merkezi üzerinden kandırmaya çalışanların tuzaklarına düşmemeniz için dikkate davet ediyorum.

Umarım yeni dönemde bu ve benzeri yöntemler ile insanları kandırmaya çalışanların internet sitelerini başlarına yıkacak bir BTK’ya kavuşuruz.

Devamını Oku
Dik Gazete

Facebook gözünü geleceğimize dikti!

indir (1)

Beni kim neden dinlesin ki…” diyenin de gözdeki retinaya kadar her şeyi yabancıların elinde!..

“İnsan Hakları” bir yana “Robot Hakları” da yakında gelir belki ama ondan önce sesimiz, parmak izimiz, yüzümüz hatta gözümüzdeki retinaya kadar her şey çeşitli “uygulamalar” sayesinde yabancıların eline geçti bile… “Beni kim neden dinlesin ya da takip etsin ki…” demeden önce şu gidişata ve ülkemizdeki duruma bir bakalım… 

:

İngiltere’nin başını çektiği “Sanayi 1.0″, Almanya federal Hükümeti tarafından duyurulan “Endüstri 4.0″a evrilmiş durumdadır.

Birçok mesleğin yakın gelecekte olmayacağı bir dünyaya doğru evilmeye devam ediyoruz.

Önümüzdeki günlerde yapay zeka ile işlevselliğini arttırmış olan robotları sıklıkla göreceğimizden hiç kimsenin şüphesi olmasın.

İnsan hakları ihlalleri ile dolup taşan dünyamız, pek yakın bir gelecekte robot hakları ihlallerini konuşur mu bilinmez ama Suudi Arabistan, robota vatandaşlık hakkı veren ilk ülke oldu.

Aslında Suudi Arabistan’ın bu hamlesi, algılayabilenler için oldukça anlamlı mesajları içinde barındırıyor.

Ya geliştirirsin ya da kullanırsın!

Suudi Arabistan, kullanıcı ülkeler arasında yerini alan ve geliştirmekten çok uzak kalan bir ülke.

Öte yandan İngiltere, Almanya, ABD ve İsrail gibi ülkeler teknoloji geliştiren ülkeler kategorisinde ilk 5 içerisinde.

İlk 5″ demişken “Five-Eyes” olarak bilinen 5 ülke arasında yapılan anlaşma gereği, teknoloji üretirler, satarlar ve elde ettikleri verileri birbirleri ile paylaşır ve gerektiğinde teknoloji satışı yaptıkları ülkelerin kritik altyapılarını çökertmek üzere planlamalar yaparlar.

Bir taraftan da, entegratör ülkeler vardır.

Bu ülkelerin içinde Çin, Hindistan ve Türkiye başı çekmektedir.

Teknoloji liderleri tarafından geliştirilen donanım ve yazılımların geliştirilmesine iş ve düşünce gücü ile dahil olan bu ülkeler, mevcut teknolojiler üzerine harika işler yapabilir ama mevcut teknolojiler üzerine.

Kısacası, mevcutta bulunan teknolojilere “inovasyon” başlığında katkı sağlanır ve bahsi geçen teknolojilerin operatörlüğü yapılır diyebiliriz.

BTK BAŞKANI TARAFINDAN DİLE GETİRİLMEYEN ULUSAL ZAAFİYET…

Geçtiğimiz haftalarda BTK başkanının uluslararası standartların yöneticilerinin de olduğu bir konuşmasına tanıklık ettim.

Konuşmada, uluslarası standartların önemine vurgu yapılırken Türkiye’nin bu standartlara verdiği büyük öneme de dikkat çekildi.

Ben de, uluslararası standart belirleyemediğimiz, mevcut standartlara dahil olduğumuz ve dijitalleşme başlığında global teknolojileri hiçbir denetim yapmadan kabul ettiğimiz ve ulusal güvenliğimizi tehdit eden bu zafiyetin BTK başkanı tarafından dile getirilmeyip, alkış tutulmasına eleştiri getirerek, ulusal güvenliğimizi tehdit eden konu başlıklarında biraz daha farkındalık oluşturmaya çalışacağım.

İNTERNETİN DENETLENEMEMESİ… ULUSAL STANDARTLARIN BELİRLENEMEMESİ… VATANDAŞLARIN GÖZ RETİNASINA KADAR YABANCILARIN EMRİNE VERİLMESİ…

Sosyal medya araçları arasında en popüler olan Facebook uygulamasının geleceğinizi tahmin etme iddiasında olduğu yeni uygulaması sayesinde, facebook kullanan herkesin ortam dinlemesi yapılabilecek.

Evet yanlış duymadınız…

Daha önce Apple tarafından kullanıma açılan “dikte” özelliği de ortam dinlemesi yapabiliyor ve kullanıcının izin vermesi ile aktif oluyor.

“GDPR” olarak bilinen AB Genel Veri Koruma Regülasyonu (GDPR), tüm Avrupa genelinde AB vatandaşlarını korumaya yönelik uyumlu bir dizi veri gizliliği yasası hazırlamak için geliştirildi.

AB’ye vize serbestisi ile dahil olamadık ama AB’nin tüm teknolojileri ve bu teknolojilere bağlı olan yasalarına son sürat dahil olduk.

Tüm bu eleştirilerin yanı sıra bu işin çözümü de aslında çok basit.

Ancak maalesef “Liyakat başlığı, salt sadakat olarak kabul edildiği için olsa gerek, işin ehline verilmesi hususunda çok ciddi eksikliklere rastlıyoruz.

Evet, uluslararası standartlar çok önemli ama elimizden düşmeyen akıllı telefonlardan, veri alışverişi yapabilen evimizdeki kombiye kadar kullanılan nesnelerin ve bu nesnelere bağlı internetin denetlenememesi, ulusal standartların belirlenememesi ve sosyal medya ya da teknolojik ürünler ile vatandaşların, sesi, parmak izi, yüzü ve hatta göz retinasına kadar yabancı ülkeler tarafından alınmasına müsaade edilmesi kesinlikle kabul edebileceğimiz bir durum değil.

Bu açıdan baktığımızda, işin ehli olarak düşünülen kişi ve kurumların büyük güvenlik zafiyetlerine sessiz kalması ve popülist söylemleri, devlet başkanımız tarafından fark edilmeyebilir.

Ancak binlerce yıllık devlet geleneği olan Türkiye Cumhuriyeti’nin birçok yeni nesil çalışmalara da destek veren organik mekanizmalara sahip olduğunu belirtmekte fayda var.

Evet, birileri ön planda kurumları temsil etmeye çalışırken, birileri de popülist söylemleri ayıklayıp, raporlar ve geliştirme yöntemlerini belirleyerek işin ehline yakışır işler yapabilmektedir.

FACEBOOK’UN ŞİRİN GÖRÜNÜMLÜ İSTİHBARAT FAALİYETİ…

Düşünsenize, “kişisel verilerin korunması yasası”na göre, kişisel verilerimiz yurt dışında barındırılamaz ama facebook bunu vergisini ödeyerek kolaylıkla yapabiliyor.

Facebook çıkıp “Türkiye’de falanca şehirde bir veri merkezi kuracağız” dese, “yaşasın istihdam sağlıyoruz” diye lanse edebilecek birçok kişi kutlama yapacaktır.

Üstelik “Kişisel veri gizliliğini ihlal”den ABD Kongresi’ne hesap veren Facebook’un, kişilerin geleceğini tahmin edebilecek ve telefonlarını dinleyerek televizyonda ne izlediğini tespit edebileceği algoritmalar için patent aldığı öğrenildi.

Aslında bu haber, hedef şaşırtmak ve şirin görünerek istihbarat faaliyetinden başka bir anlam taşımamaktadır.

GÜVENLİK RİSKİ TAŞIYAN NİCE DONANIMLARA KARŞI BİR AN ÖNCE TEDBİR…

Mevcut kurumlarımız içerisinde internet erişim engelleme yetkisi olan BTK’nın bir an evvel bu konularda çıkıp hakikatleri açıklaması ve stratejilerini devlet başkanlığına ivedilikle bildirmesi gerekmektedir.

Aksi halde, “ama biz uluslar arası standartlara uyduk, mecburduk yoksa internet bile kullanamazdık” gibi açıklamalar duymaya kimsenin tahammülü yok.

“Vazifeyi ihmale sürükleyen merhamet, vatana ihanettir”  sözünü bir an bile unutmayan ve “devlet ebed müddet” ilkesine bağlı tüm geliştiriciler, maddi bir çıkar hedefi olmaksızın uygun gördükleri her konuda hakikatleri dile getirebimektedirler.

Bu doğrultuda, NSA, CIA ve daha birçok haber alma teşkilatlarına bilgi akışı sağlayan şirin görünümlü mobil uygulamaların yanı sıra, işletim sistemleri ve daha nice süreç – yönetim – yazılım ile kamuda kullanılan donanımların güvenlik riski taşıdığını her fırsatta dile getiriyoruz.

Ayrıca, Ekvator konsolosluğunda hayatına devam eden Julian Assange son kitabı olan “Googleaks”da “Beni kim neden dinlesin ya da takip etsin ki…” diyenler için ayrıntılı olarak anlatıyor.

*

Bizler Türk Milleti olarak muasır medeniyetler seviyesinin üstünü, 100 yıl öncesinden çıta olarak belirlemiş ve kabına sığmayan aile mensuplarıyız.

2023 başta olmak üzere hedeflediğimiz tüm süreçlerde, muasır medeniyetlerin kalite çıtasını belirleyen ve eşsiz avantajları olan jeopolitik bir konuma sahibiz.

Salt sadakatin yanında işin ehline verilmesi, işin sorumlularının da bilgi sahiplerinden hakikat ile bilgi almaları gibi tavsiyelerde bulunarak, herkese siber güvenilir bir hayat diliyorum.

.

Burak Bozkurtlar, dikGAZETE.com

Devamını Oku
Dik GazeteÖmür Çelikdönmez’in kaleminden

Mustafa Kemal’in Japonya’ya gönderdiği istihbaratçı kimdi! Öncesi, sonrası ile “İki devlet tek yürek”

Turk-Japon_dostluYu_1

– Japon Büyükelçi Akio Miyajima’ya sormalı Atatürk’ün Japonya’ya gönderdiği İstihbaratçı kimdi?

:

Türkiye’deki görevine yaklaşık bir yıl önce başlayan Japonya’nın Ankara Büyükelçisi Akio Miyajima büyükelçilik konutunda Japonya Öz Savunma Kuvvetleri Günü resepsiyonunda Türkçe, “-İki ülke arasındaki dostluğun ve iş birliğinin daha da ileri gideceğini, İki ülke arasındaki mesafenin uzak olmasının bir anlam ifade etmediğini” belirterek, “-Türkiye ve Japonya iki devlet tek yürektir” demesi dikkatimi çekti. (1)

Sıcak ve içten bir konuşma olduğunu söylemeye gerek yok.

Azerbaycan’da atasözü gibi ezberlenmiş ve benimsenmiş, “Bir millet iki devlet” sözüne ne kadar benziyor değil mi!

Japonya ilgili radarlarıma takılan bir başka haber Shoko Asahara’nın Japonya’da kurduğu ve metro istasyonlarına sarin gazı yayan Aum Şinrikyo (Aleph) örgütü ile ilgiliydi. (2)

Japonya’da, 1995’te Tokyo metrosunda 13 kişinin ölümüne ve bin kişinin yaralanmasına neden olan sarin gazı saldırısı düzenleyen Aum Şinrikyo tarikatının lideri Şoko Asahara birkaç gün önce idam edilmişti. (3)

Hatırlarsanız Nagazaki ve Hiroşima felaketinin 72. yılında, “1945ʹte Japonya’ya atılan atom bombası Türkiye’yi işgalden kurtardı” iddialarını da gündeme getirilmişti.

Bu iddialar, ‘istihbarat magazini’ denilebilecek türden yazılar kaleme alan istihbarat tarihçisi eski KGB yarbayı Igor Atamanenko’ya aitti. (4)

Bu açıdan bakılırsa II. Dünya Savaşı sırasında Japonlar atom bombasını göğüsleyerek Türkiye’yi Rusya’nın işgalinden kurtarmıştı.

Her neyse.

Japonya Büyükelçisi Akio Miyajima’nın sözleri üzerinden yürüyecek olursak Japonya ve Türkiye’nin iki devlet bir yürek olması temennisinin manevi mimarı, Türkiye Cumhuriyetinin banisi Mustafa Kemal Atatürk ile Teşkilatı Mahsusa mensubu, Batı Sibirya Tobolsk-Tara’da 23 Nisan 1857’de doğan, Konya Cihanbeyli Böğrüdelik köyüne yerleşen ama kendisine bizzat Atatürk’ün emri ile Genelkurmay Başkanı Mareşal Fevzi Çakmak’ın tevcih ettiği mukaddes görevi yerine getirmek için ilerlemiş yaşına rağmen yollara düşen, 17 Ağustos 1944’te Tokyo’da hakkın rahmetine kavuşan, Teşkilatı Mahsusa’nın Ortadoğu masası şefi Mehmet Akif Ersoy’un kadim dostu Abdürreşid İbrahim’dir.

Onun teşkilattaki görevi, 1. Dünya Savaşı sırasında Almanların aldıkları esirler arasında bulunan Tatar, Başkurt Türklerinin Osmanlı ordusuna kazandırılmasıydı.

Berlin yakınlarında Zossen esir kampına yerleştirilen Türklerin, Osmanlı ordusuna devşirilmesi için Enver Paşa’nın talimatıyla Almanya’ya giderek esir kamplarında Müslüman Türklere verdiği vaazlarla onları Halifenin safında çarpışmaya ikna etmeye uğraşır.

Emeği zayi olmaz, başarılı da olur.

Bu esirlerden “Asya Taburu” adıyla bir tabur oluşturulur, 7 Mayıs 1916’da İstanbul’a gönderilen bu tabur, Irak Cephesinde İngilizlerle savaşmaya gönderilir.

Abdürreşid İbrahim ayrıca, savaş sırasında ve sonrasında Teşkilat-ı Mahsusa (istihbarat teşkilatı) adına verilen bazı görevleri yerine getirmiştir.

Onlar genelde Rusya Türkleri ile ilgili vazifelerdir.

JAPON PRENSİ’NİN ATATÜRK İLE GÖRÜŞMESİ VE SONRASI…

Atatürk’ün Asya/Pasifik’te askeri ve ekonomik bir güç olarak beliren Japonya ile Rusya ve Çin’e karşı geliştirmek istediği işbirliği fırsatı, Japon Prensi Takamatsu’nun 31 Ocak 1931’de Türkiye ziyaretiyle yakalandı.

Prens Takamatsu beraberinde getirdiği samuray kılıcını hediye olarak Mustafa Kemal Paşa’ya sundu.

Aynı günün akşamı Marmara Köşkü’nde prensin onuruna verilen ziyafette iki millet arasındaki bağlara değinen Mustafa Kemal Paşa“Türk ve Japon milletleri, öteden beri birbirine karşı içten, dostça hislerle bağlıdır. Japon milletinin yüksek ve vatanseverce nitelikleri, uygarlık yolundaki dikkate değer uygulamaları ve gelişmeleri, Türkiye’de daima ilgiye ve içtenlikle izlenmiştir” dedi. (5)

31 Ocak 1931’de Japon imparatorunun kardeşi Prens Takamatsu,Türkiye’yi ziyaret ederek Atatürk ile görüşmesiyle iki ülke arasında oluşan dostluk havası içinde Japonya’da Türkoloji çalışmaları ilerledi. (6)

Bu ziyaret sonrasında Japonya’ya gönderilecek asker ve gizli, servis mensuplarının gönderilmesi hazırlığına girişilir.

Görevlendirilecek personelin seçimiyle ilgili bizzat Mareşal Fevzi Çakmak ilgileniyordu.

O tarihlerde Japonya’nın Türkiye’de binbaşı rütbesinde; Imura isimli bir Ateşemiliteri vardır.

Mareşal Çakmak, Türkiye’nin de Japonya’da bir Atesemiliteri olmasını arzu eder, ama Japonca bilen tek bir Türk subayı yoktur orduda.

Bunun üzerine Binbaşı Imura’nın da yardımı ile genç bir Türk subayı; daha sonra Demokrat Parti zamanında Genel Kurmay Başkanlığına kadar yükselecek, Rüştü Erdelhun’u, Japonca öğrenmek ve Kraliyet ordusunda eğitim görmek üzere Japonya’ya yollarlar.

Rüştu Erdelhun, Japonya’da stajını başarı ile tamamlar ve Yarbayrütbesine terfi ettirilerek Türkiye’nin Tokyo Ateşemiliterliğine atanır.

Gene bu tarihlerde, bu defa Fevzi Çakmak Paşa, genç bir Türk Denizci subayı olan Şevket Cavit Bey’i, bu defa, Bahriye’ye katkısı olması için staj için Japonya’ya yollar.

1933 Kasım sonunda Şevket Cavit Bey, öğretimini başarıyla tamamlamak üzere iken aniden hastalanır ve verem teşhisi ile Amerikan hastanesine kaldırılır.

Kısa bir müddet sonrada vefat eder ve cenazesi Türkiye’ye getirilir. (7)

1930’da, konjonktüre göre II. Abdülhamid’in temelini attığı Türk-Japon dostluğunun kuvvetlendirilmesi gereğini duyan dönemin Genelkurmay Başkanı Mareşal Fevzi Çakmak, Tokyo’ya, Japon lisanını bilen bir ataşemiliter arayışına yönelir.

O yıllarda Türk ordusunda Japonca bilen subay bulunmadığı gibi öğretecek ne bir okul ne de bir öğretmen vardır?

Ama ‘Türk yılmaz’ ilkesi gereğince Mareşal Çakmak hemen çözüm üretir ve Japonya’nın Türkiye’deki askerî ataşesi Binbaşı İmura’yı Ankara’ya davet ederek, bu isteğini iletir.

Japon askerî ataşe de mareşalin bu uzak görüşlü ve dostane arzusunu kendi ülkesine bildirir.

Japon Genelkurmayı da bu arzuyu büyük bir memnuniyetle kabul eder ve Binbaşı İmura’yı, Türk ordusunun göstereceği adaya, şahsen Japonca öğretmesi için görevlendirir.

Araştırma ve değerlendirmeler sonunda Harp Akademileri’nde tabiye öğretmen muavini olan Kurmay Binbaşı Rüştü Erdelhun’un da gönüllü olması üzerine 1931 yılından itibaren akademideki görevine devam şartıyla, haftada iki kez Binbaşı İmura’dan Japonca derslerialmak üzere seçilir.

Kıta hizmetine çıkıncaya kadar Japonca derslerine aksatmadan devam eden Kurmay Binbaşı Erdelhun’un, kıta hizmetinin dörtte birinin bir Japon kıtasında tamamlamasının da, hem lisanını pekiştirmek, hem de Japon ordusuyla daha yakın ilişki içine girebilmek açısından faydalı olacağı düşünülerek, Japon Genelkurmay Başkanlığı’na teklifte bulunulur.

Bu teklif de Japon Genelkurmay Başkanlığı’nca kabul edilir ve Kurmay Binbaşı Rüştü Erdelhun, 1932 yılı Temmuz’unda Japon Hassa Topçu Alayı’nın I.Tabur Komutanlığına atanarak göreve başlar.

Japonya’ya giden TSK’nın ilk kara subayı Kurmay Binbaşı ErdelhunJapon Komutan Binbaşı Yoşinaka’yla emrinde görevdedir.

ERTUĞRUL ŞEHİTLERİNDEN SONRA JAPONYA’DA BAHRİYENİN İKİNCİ KAYBI…

Sınavları başarıyla vererek rütbesi yarbaylığa yükseltilince 1932 Aralıkayından itibaren Türk Büyükelçiliğinde askerî ataşedir.

Japon hükümetinin Ankara’ya jesti gecikmez, Binbaşı Yoşinaka,Ankara’ya askerî ataşe olarak atanır.

Ataşemiliter Yarbay Erdelhun, görevinin son yılında 1937’de, lisanını ilerletmesi ve usulleri öğrenmesi için Yüzbaşı Hayri Saner’le takviye edilir.

Erdelhun, Türkiye’ye dönünce ataşemiliterlik görevini Yüzbaşı Hayri Saner üstlenir.

Daha evvel belirttiğim gibi bunlardan önce Yüzbaşı Şevket Cavit,1931’de Japonya’ya gönderilmişti.

Gayet zeki, kabiliyetli ve vatansever bir genç olan bu Türk subayı bir yıl içinde Japoncayı öğrenmiş, sonra da topçuluk, torpido, telsiz ve seyir kurslarını aldıktan sonra, Japon Deniz Harp Akademisi’nde öğrenime başlamış, ancak öğreniminin sonunda, yakalandığı verem hastalığından tedavi gördüğü Tokyo’daki Amerikan Hastanesi’nde 28 Kasım 1933’te ölmüştü.

Şevket Cavit’in ölümü, Japon bahriyesi ve imparatorluk hükûmetini çok üzmüş, cenazesi büyük bir törenle Türkiye’ye gönderilmişti.

Ertuğrul şehitlerinden sonra, Türk bahriyesinin Japonya’daki ikinci kaybı Deniz Yüzbaşısı Şevket Cavit Bey’in ardından, Japon dili ve askeri eğitim görmek üzere, Deniz Harp Okulu mezunu Kıdemli Yüzbaşı Tafdil Zeki Bayat ve Deniz Harp Okulu mezunu Yüzbaşı Şerafettin Karapınar, Japonya’ya gönderilmişlerdir.

Yüzbaşı Şerafettin Karapınar, 1935 Temmuzunda, Kıdemli Yüzbaşı Tafdil Zeki Bayat da aynı yılın Ekim ayında Tokyo’ya gelmişler ve derhal Japon Bahriye Bakanlığı’nın seçtiği uzman lisan öğretmenlerinden ders almaya başlamışlardır.

ÇİN – JAPON SAVAŞININ EN ZOR GÜNLERİNDE MAREŞAL ÇAKMAK’IN GİZLİ GÖREVLİSİ ABDÜRREŞİD İBRAHİM….

Avrupa lisanlarına pek benzemeyen, bilhassa yazısı çok zor olan Japonca’yı öğrenmek için iki yıl daimî olarak çalışmanın gerektiğini söyleyen bu subayların avantajları; kendilerine yalnız Japonlarca meskûn olan bir mahallede ev kiralamaları ve lisan öğretmenlerinden ayrı olarak, onları adeta gölgeleri gibi izleyen ve hep beraber olan çok bilgili Kavabeti isminde bir kurmay yarbayın yardım etmesi olmuştur.

Her iki stajyer Türk deniz subayı, bir yılın sonunda Bahriye Bakanlığı’nda yapılan okuma-yazma sınavlarını başarıyla vermeleri üzerine, dersleri takip edebileceklerine kanaat getirildiğinden, Ocak 1936’da Yokosaka Deniz Üssü’nde Topçuluk Okulu’na alınmışlardır.

Bu okulu da başarıyla bitiren bu iki Türk subayı Nisan 1937’de sevk edildikleri muhabere kursundan da mezun olmuşlardır.

Aynı yılın Haziran ayında seyir harekât, ekim ayında da torpido ve mayın kurslarını başarıyla bitiren stajyer subaylar, Aralık ayında Tokyo’daki Deniz Harp Akademisi’nde öğrenime başladı.

Japon yetkililer, Çin-Japon Savaşı’nın en zor günlerinin yaşandığı günler olmasına rağmen, gerek okulda gerek Japon adalarında gerek Kore ve Çin topraklarında ve hatta savaş alanlarında yapılan kurmay gezileri sırasında türk subaylardan hiçbir bilgiyi esirgememiştir. (8)

Türk ve Japon ordusu arasında bu karşılıklı işbirliği devam ettiği yıllarda, Mareşal Fevzi Çakmak’ın gizli görevle Japonyaya gönderdiği Abdürreşid İbrahim’in Japonya’da bulunduğu yıllarda, Türkiye Cumhuriyeti’nin Tokyo Büyükelçiliğinde; Cevat Ezine 1 Ocak 1929 – 1 Ocak 1931, Nebil Batı 1 Ocak 1931 – 1 Ocak 1936, Hüsrev Gerede 1 Ocak 1936 – 1 Ocak 1939 ve Ferit Tek 1 Ocak 1939 – 1 Ocak 1943’te görev yapmışlardı. (9)

JAPONLAR VE TÜRKLER AYNI HEDEFE…

Teşkilatı Mahsusa raporlarına göre Japonlar İslâm’ı kabul ederlerse dünyada önemli bir açılım gerçekleşecektir.

Ayrıca, Asya kıtasında emperyalist emellerini gerçekleştirmek isteyen İngiltere, Rusya, Amerika’nın ancak Japonya ile durdurulabileceğidüşünülmüştür.

Japonların da kendilerine bu misyonu yükledikleri ve Türkleriyanlarına çekmek istedikleri anlaşılıyor.

Nitekim bu gaye ile ‘Asya Tehlikede’ başlıklı Japon istihbaratının kolektif çalışması HASAN HATANO UHO müstear ismiyle önce Japonca neşredilmiş, daha sonrada bu kitap Abdürreşid İbrahim ve M. Hilmi Nakava tarafından Türkçe’ye tercüme edilmiş, İstanbul’dayayınlanmıştır.

Bazı kaynaklarda bu kitabın Rusya tehlikesine dikkat çekmek için İngiliz istihbaratının Hindistanlı Muhammed Barakatullah’a (Mevlana Abdul Hafız Muhammed Muhammed Barakatullah) yazdırdığı belirtilir.

Ancak bu doğru değildir çünkü Muhammed Barakatullah,Abdürreşid İbrahim’in yakın dostu ve Teşkilatı Mahsusa’nın Hindistan sorumlusudur.

Kitaba Japon asıllı yardımcısı Hassan U. Hatanao’nun ismini verilmesini kendisi uygun bulmuştur.

M. Hilmi Nakava’da Japon asıllı Müslümandır.

Gerçek ismi Hideo Nakao’dur. Genyousha Cemiyeti ve Kokuryuukai (Kara Ejderha) Derneği’nin lideri Toyama Mitsurutarafından Asya Müslümanlarını Ruslara ve İngilizlere karşı ayaklandırması için görevlendirilmiş, Japon istihbaratının önde gelen isimlerindendir.

Üniversite eğitimini Rusya’da tamamlayan kılıç ve döğüş ustası Hideo Nakao’nun ilk görev yeri Gürcistan’dı ve burada Müslümanolmuştu.

Kokuryuukai derneğine istihbarat akışını sağlamış ve göndermeye başlamış ve Gürcistan’da Panasyacılık propagandası yapmıştır.

Bu derneğin günümüzde ABD’de faal olduğu ve İslam Ulusu adı altında örgütlendiği söylenilmektedir.

Hideo Nakao, diğer ismiyle M. Hilmi Nakava da Gürcistan sonrasında İstanbul’a geçmiş, faaliyetleri ve gizli görevini İngilizistihbarat tarafından deşifre edilmesinden sonra Kurtuluş Savaşı sonrasında Ankara’da yaşamış, Japon ve Türk istihbaratı adına Latin Amerika ülkelerinde ve Meksika’da espiyonaj faaliyetlerinde bulunmuş, ölünce Cebeci Asri Mezarlığına gömülmüştür.

Abdürreşid İbrahim; sağlık durumundaki olumsuzluğa ve yaşlılığına rağmen ailesini de geride bırakarak 1933 Ağustos’unda İstanbul’danyola çıkar, 12 Ekim’de Tokyo’ya varır.

Japonya halkı, onu büyük coşku ile karşılar.

Japon basını büyük ilgi gösterir ve İslâm dünyası hakkında çok sayıda röportaj gerçekleştirilir.

Japonya’da, 1909’da yeri alınan caminin temelini attırır.

Hizmetleri hızlandırır.

Dört yılda tamamlanarak, Tokyo’da bir büyük camii açılmasına vesile olup, buranın fahri imamlığını yapar.

İslâm dininin Japon yönetimi tarafından resmen tanınmasını sağlar.

Tokyo’daki Tatar ve diğer Müslümanların çocuklarına din ve tarihdersleri verir.

Birçok Japon’un İslâm dinini seçmesine vesile olur. 

Abdürreşit İbrahim’in Japonya’da dostluk kurduğu en önemli şahsiyetlerden biri de hiç kuşkusuz Toyama Mitsuru’dur.

Japon milliyetçiliğinin ve Asyacılığının öncülerinden Toyama MitsuruMançurya’dan itibaren bütün Asya’nın Avrupalı emperyalistlerden temizlenerek bölgedeki Asyalıların Japonya liderliğinde birleşmesini amaçlayan Genyousha Cemiyeti’nin kurucusu ve aynı zamanda Kokuryuukai Derneği’nin de manevi lideri, Japon milliyetçiliği ve Asyacılığının fikir babalarından Toyama Mitsuru’yla da dostluk Genyousha cemiyetini kurmuş, Kokuryuukai derneğinin de manevi liderliğini yapmıştır.

Bu cemiyetler Mançurya’dan başlayarak tüm Asya’nın Batılılardan temizlenmesini ve Asyalıların Japonya liderliğinde birleşmesiniamaçlamıştır.

1909 yılında Abdürreşit İbrahim ve Toyama Mitsuru, bazı ileri gelen Japonlarla beraber Tokyo’da, Ajia Gikai (Asya Meclisi) adlı bir cemiyet kurmuştur. (10)

Abdürreşid İbrahim merhumun ismini anınca Japon dilbilimci ve İslam uzmanı Toshihiko İzutsu’yu hatırlamamak olmaz.

1930’da üniversite talebesi olan Toshihiko İzutsu, dil çalışmalarıyla ilgilenmeye başlar ve Okawa Shumei’nin teşvikiyle Arapçaöğrenmeye karar verir.

Ancak o dönemde kendisine Arapça öğretecek bir Japon hoca bulamaz.

Hoca arayışını sürdüren İzutsuTokyo’ya gelir.

Burada meşhur Sibiryalı âlim ve seyyah Abdürreşid İbrahim’den kendisine Arapça öğretmesini rica eder.

Abdürreşid İbrahim, İzutsu’nun ricasını kabul eder.

Böylece İzutsu, Abdürreşid İbrahim’in öğrencisi olur.

Dünyaca ünlü Japon ilim adamı İzutsu, ilk defa Arapça sesleri Abdürreşid İbrahim’den duyduğunu ve onun sayesinde sesleri telaffuz edebildiğini, yine onun sayesinde ilk defa Kur’an’ın Arapça okunuşunu dinleyebildiğini söyler.

İzutsu, hocası Abdürreşid İbrahim yorulup dersi kesene kadar ondan Arapça çalışmıştır.

Abdürreşid İbrahim bir gün ders esnasında, öğrencisi Toshihikoİzutsu’ya -tevazu ile- aslında kendisinin çok iyi bir Arapça hocası olmadığını, Arapça’nın asıl üstadının o hafta Tokyo’ya geleceğini ve artık daha bilgili bir hocadan Arapça öğrenebileceğini söyler.

İzutsu heyecanla Abdürreşid İbrahim’in bahsettiği hocayı beklemeye başlar ve Tokyo’daki Tatar cemaatinin önde gelenleriyle birlikte yeni hocasını Yokohama Limanı’nda karşılamaya gider.

İzutsu’nun yeni Arapça hocası, büyük Tatar âlimi Musa Carullah’tan başkası değildir. (11)

Ruhları şad mekânları cennet olsun!

Bir soru; günümüzün Abdürreşid İbrahim’i, Toyama Mitsuru’su kim?

Bakınız
1- http://www.yeniasya.com.tr/dunya/japon-buyukelci-turkiye-ve-japonya-iki-devlet-tek-yurektir_466518
2- https://www.haber-sanliurfa.com/yazarlar/omur-celikdonmez/musul-baraji-yikilirsa-ii-nuh-tufani-bekleniyor/18336
3- https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-44733999
4- http://kafkassam.com/japonlar-oldu-turkler-kurtuldu-yasasin-amerika-mi-demeliyiz.html
5- https://www.turkhackteam.org/ataturk-bolumu/1404976-365-gun-mustafa-kemal-ataturk-14.html
6- http://www.islamansiklopedisi.info/dia/pdf/c23/c230285.pdf
7- Cem Özmeral/ Japonların 1934 İstanbul Ziyareti/ http://www.istanbullite.com/tarihtenkapaklar/japonlarin1934ziyareti.html
8- http://www.ertugrul.jp/pages/tarihte-ertugrul-history/tuerk-japon-iliskileri/tuerkiye-cumhuriyeti/tuerk-subaylari-nin-japonya-da-egitimleri.php
9- http://tokyo.be.mfa.gov.tr/Mission/MissionChiefHistory
10- https://apjjf.org/-Cemil-Aydin/2695/article.pdf
11- http://www.dunyabizim.com/portre/26827/musa-carullahin-japonya-seyahati-ve-toshihiko-izutsu-ile-iliskisi

.

Ömür Çelikdönmez
Twitter: @oc32oc39

dikGAZETE.com

Devamını Oku